Nusret AYDEMİR


Problematik

Yazarımız Nusret Aydemir´in ´yeni´ yazısı...


Dinlerini parça parça edip, gruplara ayrılanlar ile senin bir ilgin yoktur. Onların işi  Allah´a kalmıştır. İleride onlar ne yaptıklarını bildirecektir.    (En´am:159)

Biraz çekinerek içimde insani çelişkiler yaşama korkusu da taşıyarak, boyumu aşan bir konudan bahsettiğimin farkındayım. Ancak asla haddimi aşmak gibi bir niyet taşımadığımı ve samimiyetimi affınıza celbederek yazdığım bu yazıda her şeyi aslında kendime söylüyorum. Hatalar, noksanlıklar, yanılgılar, çelişkiler, acziyetler bize; Tüm doğrular ve güzellikler, hüküm ve hikmet sahibi Allah´a aittir.

İslamiyet´in epistemolojik varoluşu  yani ki gerçek bilimsel ve özgürlükçü tanımı yapılmadığı için (bu konuda çalışma da güdük kaldığı için ) ümmet olarak maalesef çoğunlukla içimizden  kaynaklanan kültürel istilalardan geçmişiz. üstad Atasoy Müftüoğlu´nun dediği gibi. Hal böyle olunca, kadim yerel geleneklerin uzun ve yoğun bombardımanıyla sembolik dindarlığa düçar olmuş ya da kılınmışız.  Böylece malulen emekli zihin semptomuna yakalanmış maalesef bu yolda hızla da yol alıyoruz. 
     

Naslardaki cem´i cümle toplumsal inşaa ve dizayn teşvik çağrılarına rağmen folklorik dindarlığın dayattığı bireysel dindarlığa evrilmiş ve bu yolda hızla koşmaya devam ediyoruz. Bu konuda rütbe atlamış, şahsi bireyselciliğimize cemaat, tarikat, mezhep, meşrep vs. vs. bireysellikleri eklemiş ayrıca kendi grubumuzu Fırkayı Naciye addedip, diğer kardeşlerimizi de ateşe atmışız ve buna devam ediyoruz.

İdrakimize yedirilmiş parçacı algı paradoksu bizi İslam´ın bir sistem olarak hayata birlikte ve topyekûn yön veren bir sistematiğe ve pratik düşünme felsefesinden hayli uzağa düşürmüştür. Bu idrak savrulması Müslümanların yığın yığın olduğu bu kadim topraklarda bize giydirilmiş sekülerizm bile güvence altındayken gerçek İslam anlayışı güdük, üvey, korumasız kaldı. Vahim olanı ise bu hali en bedii olanımızın bile içselleştirmesidir.   Birçok kelli felli kompleks uygulama mehdi üreten İslami (!) bir savrulmaya itti İslam dünyasını.

Oysa bu ümmet  bi´setten 16-17.yüzyıla kadar onlarca filozof ve bilim adamı çıkarmıştır. Ne olduysa, Müslümanlar tarihin akışında nasıl bir yol ayırımında ne tür bir tercih karışıklığı yaşadı iseler, yüzlerce hatta binlerce çeşitli   çap  ve    markada, Allah´ın zati ve subuti sıfatlarına tasallut eden put, üstad, kutup, vs. vs. üretir oldu. Çünkü bizi biz yapan yitik, yetim ve güdük bıraktığımız ilim, irfan, idrak, hikmet, davet vs. vs. ilkelerimizi bıraktık. Böylece İslam toplumu, iki hikmetsizin ? Devletlüm başüstüne ? insafına kaldı.

Bu duble karizmatik meşruiyet sahibi ama referans olabilme yoksunu ve yoksulu zevat, cem ve can olmaları gereken İslam  toplumunu cemaat, tarikat, topluluk, mezhep, meşrep enflasyonuna düçar kılıp pare pare ettiler, can evimizden vurdular.  Hz. Ali´nin,´´ İslam bir noktaydı onu cahiller çoğaltı.?dediği gibi. Türlü türlü İslami anlayışlar, pratikler, ahlaki anlayışlar türedi. Halbuki ahlak yaratılış demekti. Ayette gerçek İslam ahlakı : ?´Allah´ım senin bize öğrettiğinden başka ilmimiz yoktur. Alim ve hakim olan Sensin.? Düsturudur. (Bakara:32 ) O halde ümmeti 72 bin fırkaya ayıran bu ilim (!) enflasyonu hangi aklın ve ahlakın sonucudur. Terakkiye götürmesi gereken ilim ahlakı neden ümmet olma, kardeş olma cem ve birbirimize can olma bilincimizi dondurarak her parçamızı bir birimizden bu kadar uzağa savurdu.  Bu keşmekeşte doğru tahayyül ve tekâmül yetisi sekteye uğrayan münevverlerimizin zamana direnme, alternatif  kuram ve pratikler üretme algısı dondu. İslami perspektifle; Tarihe, edebiyata, sanata, estetiğe dair söyleyecek sözümüz kalmadı. İdrakimize, tarih süreci içerisinde her şeyi gelenek penceresinden okuma yetisi aşılandığı için şartlı refleksle bilinç ve tekâmül ya geleneksel algılamaya odaklandı ya da tarih sürecinin belli  dönemlerinde dondu kaldı.

Geleneksel kalıplaşma, namaz, hac, zekat, cihat, davet, meşveret, uhuvvet, vahdet,  vahdaniyet ve bilumum tüm temel dinamiklerimizi folklorik bir ritüele dönüştürdü. Böylece yeni nesiller inşa etme hasletimiz köreldi.  

Rahman bize Al-i İmran 110´da :?Tüm insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz? diyor. Yani bize dünyada tüm insanlara adalet, rahmet, özgürlük, mutluluk tesis edici olarak  bizi (ümmeti) adres gösteriyor. Böyle bir sorumluluk yüklüyor ve ahiret kurtuluşumuzu da buna bağlıyor ancak biz,  Kur´an ve sahih sünnet ışığında bu toplumu oluşturma çabasına girişmek yerine, dini algılarımız bizi parça parça ediyorsa ve bırakın diğer toplulukları Müslümanlara bile her türlü adaletsizliği, insafsızlığı, ötekileştirmeyi vs. reva görüyorsak burada problem var demektir. Statikleşmiş dini algılayış kalıplarımızı Kur´an ve sünnet sorgusundan geçirip kırmalıyız. Bunu biz, her birimiz, diğerinden beklemeden, kimseden değil, kendimizden başlayarak yapmalıyız. Çünkü Rahman-ı Zülcelal :?Bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.? der. (Rad:11) 

Yani ki maalesef biz yakın tarih Müslümanlarının   tutulduğu sekülerizm, liberalizm vs. tutulmalarından tekrar Kur´an ?a hicret etmek zorundayız. Kendimizi Kur´an´a kapatmamalıyız.  Kendimizi Kur´an´a açıp; Kur´an´ı da kendimize açmalıyız. Bizim hastalığımızın temel ilacının da bu olduğunu, geri kalan her türlü yorumların da teferruat olduğunu içselleştirmemiz gerektiğini de hatırımızdan çıkarmamalıyız.

Tüm bunları söylerken asla ümitsiz olmadığımı da şiddetle söylemeliyim. Çünkü Hz.Yakub´un  Hz. Yusuf´u aratırken oğullarına sadece kafirler Allah´ın rahmetinden ümit keser der.(Yusuf: 87) Adalet, doğruluk, iyilik , özgürlük , uhuvvet , meşveret, ümmet vs. Yusuflarımız en derin kuyularda bile olsa , bizler Allah´ın izniyle onu bulmak için ümidimizi yitirmeyiz. Bu davaya gönül verirken tüm bu olumsuzlukların farkında olarak başladık . İmtihan dünyasında bunlar zaten Sünnetullahtır. Asıl tehlikenin düşmanlar ve bu yanlış algılardan çok, bizim geleceğe dair umutsuzluğumuz ve şevkimizin kırılması olduğunun da farkındayız bi- iznillah.

 Allah varken, Kur´an varken, sünnet varken haddimize mi düşmüş ümitsizlik.  Bu dünyaya ve asıl dünyaya dair ne istediğini bilen insanlar olarak, mesajı doğru anlayıp onu doğru yöntemlerle insanlara ulaştırmak derdi olmalıdır sadece.



YAZARLAR