Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



ALTAN TAN


PKK-silah ve Demirtaş

Yazarımız Altan Tan'ın "yeni" yazısı...


Sadece siyasette değil, hayatın her safhasında zamanlama çok önemlidir.

Zamanında yapılmayan bir iş, zamanında söylenmeyen bir söz, zamanında takınılmayan bir tavır, misafirler gittikten sonra yemek pişirmeye benzer.

Hiçbir işe yaramaz.

Yaramadığı gibi insanı dosta düşmana karşı da rezil rüsvay eder.

Onun içindir ki eskiler ‘her şey zamanında’ sözünü sık sık tekrarlarlardı.

Siyaset dünyamızda iş işten geçtikten; atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra asıp kesenlere, yağmadan esip gürleyenlere sıkça rastlanır.

Bu gibilere verilecek en güzel cevap “Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye” sözüdür.

Kürt sorunu Türkiye ve Ortadoğu’nun en az 200 yıllık sorunu.

İran-Irak-Suriye ve Türkiye arasında keskin sınırlarla bölünmüş yaşayan Kürtler yıllardır kendilerine salim bir yol arıyorlar.

Ne yazık ki çare diye sunulan her ilaç zehir, siyasetin labirentlerinde yol diye sunulan her yol bir çıkmaz sokak.

Veya daha kısa bir ifade ile Kürtler, bir türlü doğru düzgün bir menzile varmıyor/varamıyorlar.

Son 40 yılda Kürt siyasetinin en etkin örgütlerinden olan PKK de mevcut siyaseti ile bugün artık yolun sonuna gelmiş bulunuyor.

Bugün PKK’nin şiddeti, olası bir çözümün önünde en büyük engel olarak duruyor. 

Başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri ciddi bir adım atmaz ve Kürtlere PKK’den ayrı bir yol ve çözüm sunmazlarken; PKK de ciddi bir değişim ve dönüşüme gitmiyor/gidemiyor.

İran, ABD, AB ve ilaveten Türkiye’nin derin güçleri PKK’nin tasfiye veya dönüşümüne izin vermiyor.

Kürt siyaseti de kendi içinden yeni durumu inşa edecek aktörler çıkaramıyor.

Tam bir kilitlenme hali.

Kerametleri kendilerinden menkul birçok Türk, Kürt, Alevi, Sünni… sözde liberal, sosyalist, sosyal demokrat; PKK’ye açık ve net bir şekilde ‘Tuttuğun yol yanlış, değişip dönüşmek zorundasın’ demiyor, diyemiyorlar.

Ara sıra ve çok ender olarak vızıldama kabilinden bir şeyler söylemeye çalışıyorlar, o kadar. 

Bunu da büyük bir marifet zannediyorlar.

HDP saflarında devlete ve AK Parti iktidarına ağzına geleni söyleyenler/söyleyebilenler ve kendilerini demokrasi kahramanı olarak görenler, her nedense bu konuda dut yemiş bülbüle dönüyorlar.

HDP’deki sözde İslamcılar da aynı durumdalar.

Tıpkı AK Parti’deki yandaş ve candaşlar gibi, bir dönem daha parlamentoya girebilmek için sürekli karşı tarafa ateş ediyorlar, durdukları yerle ilgili ise tek kelam etmiyorlar, edemiyorlar.

Parti içinde istikbal endişesi ile benden fersah fersah kaçan bir zamanların ‘Îslamcıları‘ diğer ‘çok akıllı ve cesur(!) demokratlardan’ bir farkla ki ‘vızıldamaya’ bile yanaşmıyorlar.

Bazılarının yaşayıp yaşamadıkları bile merak konusu.

Devlete ve AK Parti iktidarına ağzına geleni söyleyenler, söyleyebilenler ve kendilerini demokrasi kahramanı olarak görenler, her nedense bu konuda dut yemiş bülbüle dönüyorlar.

Hem kız tarafı, hem de oğlan tarafı olanlar ise bir başka alem!

Bu gibilere Midyat’ta Arapça ‘Gerdeğe gelin olarak girdi, damat olarak çıktı!’ deniyor. 

Geçtigimiz hafta Selahattin Demirtaş‘ın cezaevinden yaptığı açıklamalar oldukça tartışıldı.

Demirtaş’ın söyledikleri özetle şunlar:

HDP tam bir Türkiye partisidir.
 

HDP, temsil yönüyle Türkiye’deki her kesimi kapsıyor. Türkiye’deki farklı kimlik ve inançları yok sayan ırkçı partiler bile kendilerini Türkiye partisi olarak tanımlıyorlar ve kimse de bunda bir sorun görmüyor. Dolayısıyla asıl Türkiye partisi olmayanlar sağ milliyetçi, ırkçı partilerdir.
 

HDP’nin PKK ile bağı yoktur.
 

Toplumun önemli bir kesimi bölünme, silah, şiddet, terör korkusu yaşıyor. İktidar da bu korkuları sürekli kaşıyarak öfkeyi HDP’ye yönlendiriyor. Dolayısıyla HDP bir günah keçisine dönüştürülmüş oluyor. 
 

Devlet de PKK de sorunu artık şiddet zemininin dışına çıkarmak zorundadır. Ben mümkünse PKK’nin Türkiye’ye karşı silahları tümden susturmasını, bırakmasını isterim. Ancak ve ne yazık ki ortada iki temel engel var, bunları da herkesin bilmesi lazım.

İlki, hükümet askeri operasyon dışında hiçbir seçeneği devreye koymuyor, tartışmıyor, silahta ısrar ediyor.Oysa biz PKK’nin ikna edilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Burada da ikinci engel çıkıyor, o da İmralı tecrididir.
 

Çünkü PKK’yi ikna edebilecek kişi Öcalan’dır, onu da yıllardır tecritte tutuyorlar. Bu engellere rağmen PKK silahlarını susturursa bundan mutlu olurum. Ama deneyimlerimiz, bunun kolay olmadığını gösterdi maalesef.
 

Mithat Sancar‘ın son röportajında söyledikleri de şunlar: 

HDP, PKK’nin uzantısı, sözcüsü ya da destekçisi değildir. PKK ile bir bağı yoktur. Bunu Türkiye kamuoyuna anlatabilmemiz gerekir.

Demokratik siyaset yürüten bir partinin silahlı bir örgütle bağı olamaz. Öte yandan, HDP’nin Kürt sorununa bakışı da çözüm önerileri de birçok partiden farklıdır ve en gerçekçi olandır. Bizim çözüm önerimiz askeri operasyon değil, diyalog ve müzakeredir.
 

Diyalog ve müzakerenin yegâne çözüm yolu olduğunu da topluma iyi anlatabilmek gerekir. Bu bakış açısı nedeniyle kimse HDP’yi, PKK’nin siyasi uzantısı gibi göremez.
 

Mithat Sancar’ın kendi söylediklerine kendisinin ne kadar inandığı kendi sorunu!

Çok fazla üzerinde durmaya gerek yok!

Demirtaş’ın açıklamaları ise büyük oranda doğrular içermekle birlikte, önemli yanlışlıklar ve eksiklikler içeriyor. 

“Hükümet askeri operasyon dışında hiçbir seçeneği devreye koymuyor, tartışmıyor, silahta ısrar ediyor. Oysa biz PKK’nin ikna edilmesi gerektiğini savunuyoruz” sözleri PKK ile devleti eşitleyen ve adım atma önceliğini devlete yükleyen klasik;

‘Ama, ancak, fakat’lı ürkek tavır. 

Devlet açılım yapacak ve PKK’yi silah bırakmaya ‘ikna’ edecek!

Yıllardır bir arpa boyu yol alamayan, kulağa hoş gelen;

Hoş ancak boş bir söz.

“Burada da ikinci bir engel çıkıyor, o da İmralı tecrididir.” 

“Çünkü PKK’yi ikna edebilecek kişi Öcalan’dır, onu da yıllardır tecritte tutuyorlar. Bu engellere rağmen PKK silahlarını susturursa bundan mutlu olurum. Ama deneyimlerimiz, bunun kolay olmadığını gösterdi maalesef” sözleri de oldukça sorunlu ve bütün paradigmayı yerle bir eden sözler.

Niye derseniz;

Sorunu İmralı çözecekse Demirtaş ve Mithat Sancar ne işe yarıyorlar?

Peki, İmralı çözmezse ne olacak? Ne yapacaklar? 

‘Cesaret’ meselesine gelince;

Selahattin Demirtaş, 

“Silahı ve şiddeti çözüm yöntemi olarak görmek yerine demokratik siyaseti esas almamız gerekir.”

“Kanımca, barışımız için daha cesur olmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor. Bu doğrultuda somut politikalar üretmek için daha fazla geç kalınmamalı. Barış yanlısı tüm çevreler gecikmeksizin bir araya gelerek ortak akılla siyasi bir çözüm projesi üretmeli ve bunu topluma açıklamalıdır” diyor.

“Kanımca, barışımız için daha cesur olmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor” sözleri;

Çok doğru, ancak 10 yıl geç kalınarak söylenmiş sözler. 

Bugün savaş tanrılarını karşısına alma pahasına göstermesi gereken cesareti ve lafı dolandırmadan söylemesi gereken sözleri de inşallah 10 yıl sonraya ertelemez.

Mevcut ‘cesaret’ ne yazık ki yetmiyor!

Hem nalına hem mıhına vurmak ise çözüm sağlamıyor!

Zaman ‘Durun kalabalıklar burası çıkmaz sokak,
Haykırsam kollarımı makas gibi açarak’
 demek zamanı.

 

Kaynak: farklı Bakış

YAZARLAR