Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necla Arpa GÜLAÇAR


ÖZLEMİ ÖZGÜRLEŞTİRMEK

Necla Arpa Gülaçar'ın yazısı;


 



Sevgili Dostum!
Çok az uyuduğum bugünlerde neredeyse hiç rüya göremiyorum görsem bile hatırlayamıyorum. Hatırlayamama sebebini kafamın içinin çok dolu olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Belki de bu mektuplar eline geçince bugün gündemde olan olaylar bitmiş olacak. Dünya değişiyor ve ben bu değişimin hızına yetişemiyorum. 2011  yılından beri hayatımda olağanüstü değişiklikler oldu. Depremler, hicretler ayrılıklar, ölümler, siyasi tercihler, ani alınmış kararlar, aldığım kararlardan duyduğum pişmanlıklar, kalabalıklar, yalnızlıklar, yaşam değişikliği, statüler, çaresizlikler, dokuz yılda yaşadığım bu karmaşayı ancak birkaç insanın hayatına sığdırabilecekken ben nasıl tek bir hayata sığdırabilmişim. Her şey rayına oturdu derken ve ben yeniden çok okumaya ve yazmaya niyetlenmişken dünyayı sarsan Koronavirüs salgını Mart ayından itibaren tüm hayatları kafeslemiş durumda. Benim gündemi sevmediğimi, herkesin yazıp çizdiği konuları işlemek istemediğimi bilirsin. Lakin bu öyle bir şey ki depremde yaşadığımız acıları bile arattı. Her birimiz zorunlu izole bir hayatı tercih  etmek durumunda kaldık. Hayatlarımız yaşam biçimlerimi çok değişti. Dün ne kadar az konuştuğumu ve konuşmaya ihtiyaç duymadığımı hissettim. Sesimin rengini unutmuş gibiyim. Evde yalnızım sesimin tonunu hatırlamak için aynanın karşısına geçtim. Dün gece annem için yazdığım şiiri okumaya başladım.
Canım annem/ Sılam Vatanım/ Umarsız sevginle sarmala yüreğimi/ Güvercinin kanatlarına üfle kokunu/ Gönder duanı/ Öpülecek bir bir el yolla bana/ Alnıma dokunsun kuş tüyü dudaklar/ Özlem'i özgür bıraksam /ilk sana uğrar Annem!
Bugün Anneler Günü Doksan yaşındaki annemi uzun zamandır göremiyorum.
Ayna, birdenbire Annemin hayalini canlandırıyor  benim dudaklarım kıpırdarken, onun sesi çıkıyor, ince renksiz dudaklarım kıpırdarken, bir kendi yüzümü görüyorum bir annemin yüzünü.
Benim yüzüm solgun kanı çekilmiş bir ölünün yüzüne benziyor. Annemin yüzü yeryüzü gibi, damar damar hayatın tüm  çizgilerini yüzünde toplamış. Bana "Neden üzgünsün" diyor.  "Son günlerde telefonda kiminle konuştumsa seni rüyasında görmüş, iyi misin herkes iyi mi? diye soruyor. Cevap veremiyorum. Aklımın bana oyun oynadığının farkındayım. Evet onu çok özledim bu yüzden bu hali yaşıyorum. Güneş tenime değmeli uzun zaman olmuş, kendimi dinlediğim o uzun yürüyüş yolunda yürümüyeli epey olmuş. Hala sesimin nasıl olduğunu duyamıyorum. Ben sesimin nasıl olduğunu unutmuş olabilir miyim?

Özlem duyduğum ne de çok şey varmış. Gördüğüm rüyayı hatırlamaya çalışıyorum. Eskiden gördüğüm rüyaları çok net hatırlar allandıra ballandıra anlatırdım. Şimdi hatırlamakta güçlük çekiyorum rüya alemi farklı bir alem. Psikodinamikçiler rüyayı bilinçaltı olarak yorumlarken  Teoloji de ruhun yansıması diye ifade edilir. Ruhumun yansıması, oyunları mı ya da özlemlerim, beklentilerim, umutlarım mı bilemiyorum? Dört yıl önce hayata veda eden babamı rüyamda gördüm. Sisli  bir havada arkası bana dönüktü. Ona yetişmeye çalışıyordum. Beni de yanına yanına alıp götürsün diye çırpınıyorum. Fakat ne sesim ne de adımlarım ona yetişemiyordu. Terler içinde uyandığımı sabah ezanının okunduğunu hatırlıyorum. Pencereden dışarıyı seyrettim. Karanlık aydınlanıyordu kuşların cıvıltısı yavaş yavaş etrafı sarıyordu. Ben ise pencereyi açmış bu serin Mayıs ayının kokusunu içime çekiyorum. Sokak lambaları her yeri aydınlatıyor bu yüzden yaprak bile kıpırdasa görülüyor.
Sabahın ilk saatlerinde yürümeyi ne çok isterdim yani karanlık yerini aydınlığa bırakırken bu sahneyi görmeyi hep arzularım. Fakat korkularımı ve çekincelerimi hiçbir zaman yenememiş biri olarak bir kez olsun kendimi bu ahenge bırakamadım. Karanlıktan, köpeklerden hırsızlardan, bekçilerden, tecessüs edecek insanlardan hep korkmuş bir kez olsun bu mütevazi hayalimi gerçekleştirememe miştim.

Hayatlar ve insanlar perde perde, sisli ve buhranlı. Herkesin ağzında komplo teorileri, senaryolar ve sahneler, günlük aktörler. Yarın hatırlamakta zorluk çekeceğimiz bugünün meşhur sözleri meşhur adamları. Yarın gündem değişecek ve hepsi unutularak ölecekler. Gerçek olan nedir? Herkesin gerçeği farklı iken nasıl tek bir gerçeğe ulaşabiliriz ki?
Çok kazanma, sahip olma hırsıyla insanların, coğrafyaların kaderleri ile oynanıyor. Tekasür suresini hatırlayıp insanların çokluk kuruntusuna bakıp üzülüyorum. Gündemin derdine kendimi kaptırmayacağıma, sessizce kendime söz verdim. Benim gerçeğim neyse onunla yaşayıp  onunla hüzünleneciğim. Hala gördüğüm rüyanın etkisindeyim. Bir kız çocuğu için Baba figürü çok önemlidir. Hangi kültürde, hangi dilde, hangi dinde, hangi ırkta  olursa olsun Babalık makamı kızlar için çok değerlidir. Babamın o sarsılmaz otoritesinin yitip gitmiş olmasına hala inanamıyorum.
Zaten yaşlanmış olması da benim için büyük bir hayal kırıklığı idi. İlk defa ellerinin titrediğini gördüğümde çok üzülmüş odaya kapanıp sessizce ağlamıştım.
"Ah yaşlılık" demişti: "Ne yaparsın herkesin kapısını çalıyor işte".
Bendeki son izleri heybetli, otoriter günlerindeki bütün görüntülerini silmiş. Aklımda hep son günleri son cümleleri var.
Son çalışma ofisi mi onun ofisinin bulunduğu kalabalık caddeye bakan bir iş merkezinde kiralamıştım. Bunu düşünerek yapmamıştım ama böyle denk gelmesine çok sevinmiştim.
O da burayı yeni kiralamış eski Ofisi camiye kalabalığa Uzak diye hayıflanmış dosta tanıdığa haber salmış ona rahatça inip çıksın diye 1. Katta mütevazi bir ofis bulmuşlardı.
Hiçbir iş yapmıyordu evde kalmamak ve vaktini arkadaşları ile bu panayırı andıran caddede, camide bazen de ofisinde geçirmek istiyordu. Artık araba kullanamıyordu  sabah akşam Onun için ayarlanmış taksiye binip gidip geliyordu.
Ben günümü üç bölüme ayırmıştım.
Sabah okula gidiyor dört saatimi öğrencilerimle vakit geçiriyordum. Saat ikiye doğru okuldan çıkıp ofisime doğru yürüyordum. Once babama uğruyor onunla biraz  sohbet ediyor, ofisini derleyip topluyordum. Sonra kendi ofisime geçip randevulaştığım insanlarla görüşüyor, dernek işlerini hallediyor, akşam yorgun argın eve dönüyordum. Yemek, günlük işler vesaire derken yatmadan önce biraz kitap okuyor, not alıyor ertesi günün planlamasını yapıp uyuyordum. Dolu dizgin yorucu olsa da ben bu rutini seviyordum.
Emek vermek, yorulmak yastığa başını yorgun koyup hemen uyumak kadar güzel bir şey yoktur kanımca.
Babam ile bir süre böyle yaşadık. Bu süre zarfında fark ettiğim şey ise babam doksan yıldır yaşıyor ben ise kırkiki yıldır onun kızıyım. Fakat ne kadar az beraberce vakit geçirmişiz ne de az sohbet etmişiz. Son aylarda onunla konuştuğum kadar hiçbir zaman bu kadar çok onunla konuşamıştım.
Eyvah! dedim: Neden? Bu ömür nerelerde geçmiş böyle. Babam neredeydi? Ben neredeydim? Artık bir çocuk gibiydi. Korunmaya muhtaç bir çocuk gibi. Bir gün yine yürüyerek ofisime gidiyordum baktım benden birkaç adım önde aşağıya doğru yürüyor. Çok uzun boylu olduğu için kalabalıklar arasında fark ediliyordu. Bastonuna dayanarak ağır ağır yürüyor bulutlu gözleriyle endişeli bir şekilde etrafını kolluyordu. Başında yünden takkesi, omuzları kamburlaşmış fakat o her zamanki gibi asker gibi dik yürümeye gayret ediyor. Ben onu, ona farkettirmeden takip etmeye, uzaktan da olsa onu korumaya çalışıyordum. Çünkü geçen gün bana şöyle demişti. "Kızım biliyor musun? Kurt kocayınca köpeklere maskara olurmuş." Şaşırarak: "Baba hayırdır" dedim. " Geçen gün şu kaldırımda yürüyordum camiye gidecektim. ayaklarım titriyordu basamağı bir türlü çıkamadım. iki genç karşıma çıktı yardım istedim. bana ne desinler beğenirsin. "Of be babalık ne işin var senin bu caddede git evinde öl artık. Öl de bize biraz yer açılsın."
Çok öfkelendim, öfkemden titriyordum. "Baba sen onlara bir şey demedin mi? "Ne diyeyim bir şey demeye fırsat kalmadan, beni tanıyan bir iki esnaf gelip kolumdan tuttu, beni camiye götürdü. Sağolsunlar...
"Baba o gençleri görsen tanır mısın? "Görsem bile hatırlayamam hem görsem sana göstersem ne yapacaksın ki?"
" Yüzlerine yumruk atar hallerini bildiririm.
"Delisin, vallahi göstersem yaparsın da. deyip güldü." Bana bu olayı anlattığı için hala öfkeliyim onu takip ediyorum. Biri ona zarar verecek mi? Saygısızlık edecek mi? Diye, ardı sıra ona farkettirmeden yürüyorum. Sanki O benim babam koruyucum değil, ben onun hamisi koruyucusuyum.
Zaman nasıl da tersine dönmüş O altı yaşında bir çocuk, ben onun annesi. Onun benim elimi tutup çarşı pazar dolaştırıp sonra masasına oturduğu günü hatırladım. "Bugün kasadan sen sorumlusun müşterilerin işçilere verdiği parayı alıp sayacaksın deftere yazıp kasaya koyacaksın sanırım on yaşındaydım üçüncu sınıfa falan gidiyordum. Bana verdiği bu görevden dolayı kendime nasıl da güvenmiştim işimi öylesine ciddi yapmıştım ki hala unutamıyorum.
İşte bugün o benim çocuğum kollama sırası, güven verme sırası bendeydi.
Nahl suresi 70. ayeti hatırladım. "Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor,  sizden kimi de bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna geri çevrilir. Şüphesiz Allah bilendir her şeye  güç yetirendir."

Yürüdü yürüdü sonra benim ofismin bulunduğu iş merkezi'nin karşısındaki tatlıcının önünde durdu Ben arkasındayım cadde panayır yeri gibi beni fark etmesine imkan yok. Titreyen elleriyle tatlıların tadına baktı sonra siparişini verdi. Bastonuna dayanarak siparişinin paketlenmesini bekledi. Benim telefonum durmadan çalıyor "birazdan geliyorum" diyerek insanları başımdan savıyorum.
Şu anki görevim her şeyden kutsaldı hiçbir şeyi buna tercih edemezdim. Babamın siparişi hazırlandı. Taksici de yanına geldi paketini alıp babamı özenle taksiye bindirdi. Ben rahat bir nefes aldım. Görevimi tamamlamış gururuyla omuzlarım dik, kuşlar gibi hafif bir edayla üç kat merdiveni nasıl çıktığımı bilemedim.

Bir hafta sonra babam hastalandı basit bir soğuk algınlığı şikayetiyle götürüldüğü özel hastanede onu hemen yoğun bakıma almışlar. Kardeşime kızdım." Neden yoğun bakıma alındı neyi vardı ki? Neden onu orada bir başına bırakıp geldin? Diye çıkıştım. "Kimseyi içeri almıyorlar ki" dedi.
Ertesi gün hastaneye gittim doktoruna çıkıştım "Babam kalp krizi mi, beyin kanaması mı geçirdi? "Hayır" dedi. "O halde niçin yoğun bakımda"
Doktor "aslında haklısınız yoğun bakımlık değil kalbi yorgun sadece. Çıkaralım servise alalım. dedi. "İsabet olur" dedim.
Babam yoğun bakımda ölü gibiydi servise çıkınca yeniden toparlandı keyfi yerine geldi. Önceden planlanmış İstanbul seyahat'im vardı. Kendisinden izin istedim "Git işlerini hallet hemen dön ablanı da gelince getir onu da göreyim." dedi.
Biraz tedirgin gittim birkaç gün kaldım işlerimi kısmen halletmiştim. Gelen telefonlar babamın iyi olmadığını bir an önce  gelmemizi telkin ediyordu. Ablamla hemen biletlerimizi ayarladık ertesi gün yanına gelmek üzere toparlandık. Evime uğramadan ziyaretine gittim evdeydi ve anlattıkları kadar kötü değildi. Rahatlamıştım fakat kardeşim ile konuştuktan sonra moralim bozuldu. Doktor önemli bir hastalığının olmadığını fakat vücudunun, kalbinin artık yorulduğunu tıbbende yapılacak bir şey olmadığını evde olmasının kendisi için daha iyi olacağını söylemişti.
Birkaç gün böyle geçti evime kısa süreliğine gidiyor tekrar babamın yanında dönüyordum. Konuşuyordu aklı başındaydı. Ama bazı zaman kavramını yitiriyor du. Akşam vaktinde "Sabah oldu niçin kahvaltı hazır değil?" Diyordu.
Vefat etmeden bir gün önce de "odayı boşaltın, pencereyi açın, içeriye temiz hava girsin misafirlerim gelecek." Dedi. Hepimiz şaşırdık dediğini yaptık. Ağrısı, acısı yoktu sadece ayakları dizlerine kadar buz gibiydi çoraplarını giydiriyordum. Biraz sonra "çıkar" diyordu. Son gecesinde ona sevdiği çorbadan, komposto, yoğurt ve salata hazırlayıp götürmüştüm. Ablam iki gündür hiçbir şey yemediğini her şey geri çevirdiğini söyledi. "Sen götür belki senin elinden yer" dedi. Saat Gecenin onuydu Annem yanında oturuyor." Baba bak sana bir şeyler getirdim yemez  misin hep sevdiği şeyler" Tepsiye göz attı "sehpaya bırak geliyorum" dedi. Herhangi bir yardım almadan geldi koltuğa oturdu yakasına peçete taktım. "istersen ben yedireyim" dedim. Eliyle ben yerim işareti yaptı. önce çorbasını içti. Çorbasından dizinin üstüne bir iki damla çorba döküldü irkildi, üzüldü. Hemen dizine peçete serdim. "Baba sen rahat ol dökülsün. Bak! Temiz pijama var burada değiştiririz." dedim. Yoğurdundan, salatasından da yedi çorbası bitti. Kardeşim ile göz göze geldik sevinç ile birbirimize baktık. Kardeşim "bir kase daha çorba getireyim de iç". Babam: "Yok yok bu kafi komposto içeceğim" dedi.
Bizim bahçenin kendisinin diktiği kayısı ağaçlarının meyvelerini çok severdi.
"kompostoyu o kayısılarla yaptım" dedim. Sonuna kadar içti. Ardından "Oh güzelmiş" dedi. Tepsiyi kaldır diye işaret etti. "Abdest alacağım" dedi. Kardeşim koluna girmek isteiyse de tek başına gitti. Uzunca bir abdest aldı gelip oturdu. "Baba çay içer misin" dedim. "Yok su ver" dedi. Suyunu içti yatağına yatırdım annemi alıp yan odaya geçtik annem, ablam, yengem çay içtik ama hepimiz çok yorgunduk saat oniki olmuştu eve gitmek istediğimi söyledim hepsi "gitme" dedi yok gideyim "Biraz evi toparlarım, yarın sabah erkenden gelirim."
Eve gittiğimde ne hikmetse gider gitmez hemen uyumuşum. Sabahın dördünde telefon çaldı bu saatlerde çalan telefonlar hayra alamet değildir bilirdim. "Alo" dedim. Kardeşim üzgün bir ses tonuyla sadece "Gel" dedi. Anladım her şey bitmişti babam son yemeğini benim elimden yemişti. Kendime kızdım Şu dört saat için niye eve gelmiştim ki? Kıyafetlerim ile  uyuduğum için zorlanmadım hemen hazırlandım.
Oğlum da arabayı hazır etmişti.

Annem başucunda ağlıyordu herkes gelmişti. Ablam babamın ölmediğini karnının hareket ettiğini söyleyip ağlıyordu. Oysa başucundaki Doktor ölüm raporunu hazırlıyordu. Doktor gitti babamın yanına gittim yüzünü açtım öptüm. Biraz üşümüştü her zamankinden daha güzeldi. Sonra ağabeyime dedim ki; "Takma dişlerini çıkaralım" ağabeyin biraz tedirgindi, ama uğraşıp çıkardık
Sanki Üşüyecek de diye çıkardığı çoraplarını giydirdim. "Elhamdülillah babam güzel yaşadı, güzel öldü" dedim. Parmağındaki yüzüğü çıkarıp anneme verdim. Annem "hayır geri tak onu kim yıkarsa ona hediye edilsin" dedi. Demek bu da bir usulmüş ben bilmiyordum.
Hüzünlü bir bekleyiş başladı. Ben üç hafta önce bu odada babam ile karşılıklı oturmuş sohbet ediyordum. Neşeliydi yine bize hikayeler, vecizeli sözler anlatıyordu. Bir ara ona dedim ki "Baba ben senin kızın olmaktan gurur duyuyorum."
"Ya, seni hilebaz" dedi.
"Niye öyle diyorsun baba, ben bir yerden bir şey alsam senin adını söylüyorum hemen ilgileniyorlar seni herkes tanıyor seviyor."
"Kızım" dedi.
"Ben de sizinle gurur duyuyorum. Her birinizi herkes ayrı meziyetlerinizle tanıyor. Hepimizi ayrı ayrı anlatarak mutlu olduğunu evlatlarının kimseye zarar vermeyen topluma, insanlara faydalı işler ile uğraştığı için gözünün arkada kalmayacağını söyledi. Bak dedi anneniz benden uzun yaşayacak ona iyi bakın." dedi. "Babacığım ikiniz başımızın tacısınız" dedim.

Aradan dört koca yıl geçmiş. Vefat ettiği gün hayattan bir ders daha aldım. Kaç yaşında olursan ol baban ölünce yetimsin. Kolun kanadın kırılır bir de kız çocuğu isen artık bir baba evin yoktur bir sığınan bir limanın yoktur. Üstelik vefat eden baba doksan yaşında olsa bile kimsesiz hissediyorsun kendini. Rüyamda görsem biraz sohbet etsem bu bile yeterdi bana.
Hala sisli rüyanın etkisindeyim bana küskün mi acaba? Şimdi ben çok uzaklardayım mezarını bile ziyarete gidemiyorum.
O hiç geçmeyecek gibi sandığımız vakitler nasıl da geçip gitmiş. Artık bayram günlerinde elini öpeceğim bir baba eli yok. "Hep Annene hediye alıyorsun, bana bir şey almıyorsun" diyecek bir babam yok.

Sevgili Dostum!
Hayat çok kısaymış göz açıp kapayıncaya kadar bitiyormuş ne yazık ki geç anlıyoruz.
Özlem sandığımı açsam özlediklerimi bir bir sıralasam arkası gelmeyecek. Ölenler âlem değiştirenler o kadar çok ki...
Allah'ım rüyada göster diyorum. Hep böyle dua ediyorum. Sonra dönüp hala görüşme imkanım varken görüşemediklerimi düşünüyorum. Mesafeler uzun ve hayatlarımız bir panayır yeri gibi. Özlemlerimi özgür bırakıyorum ilk Annemin durağına uğrarsın diye... vesselam...

 

 



Leyla
22.05.2020 09:50:25
Evet baban ölürse bir siginagin kesinleikle yoktur. Artık istekle zevkle gidebileceğim babam evi yabancılaşmış. Artık.sirf babam ve annem yok diye emaneten gittiğim o ev bana sadece ilgisiz. Çok yazmak isterim bu makalede daha doğrusu Necla hajimefendinin yazılarında romanlarinda kendi hayatımı yaiyirum sanki sanki beni anlatıyor. Kimbilir belkide tüm doğulu kadınların kızların ortak derdi vardır. Ellinize emeğinize sağlık Necla hanım. Yüreğime dokundu.

YAZARLAR