Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Halil ÇİFTÇİ


Online Eğitim OfflineHayatlar

Yazrımız Halil Çiftçi'in "yeni" yazısı...


İnsanlığın temel ihtiyaçlarından biri olan eğitim Hz. Adem (a.s.)’dan beri süregelen bir uğraşı alanıdır.İlk dönemlerde informel olarak yürütülen eğitim çalışmaları zamanla formel bir yapıya kavuşturularak günümüze kadar gelmiştir.Eğitim bilimleri üzerine yazılan bir çok kitapta formel eğitim süreçlerinin iki amacından bahsedilmektedir.İlk amaç toplumun temel sacayaklarından biri olan ve insanların hayatlarını geçindirebilmek adına yürüttüğü ekonomik uğraşlardır.Bunu amaç edinen kişilere işçi sınıfı adı verilmiştir.Eğitimin diğer bir amacı ise yönetici sınıfı yetiştirebilmektir.Yönetici sınıf; ekonomik,siyasi ve güvenlik alanında sınırları belli olan bir bölgeyi idare edebilme yetisine kavuşturulmak amacıyla eğitilmektedir.Eğitimin bu iki ana insan unsurunu yetiştirebilmek adına giriştiği faaliyetler bir toplumun ahlaki ve epistemolojik seviyesini arttırabilme gayesinden uzaklaştığına vahşetin ve kaosunhâkim olduğunu insanlık tarihinde birçok defa şahit olmuşuzdur. Bunun en son örneği ise büyük laboratuvarlarda ve dersliklerde değişik eğitim teknikleri ile yetiştirilen ve sayıları milyonları bulan gözü dönmüş Naziler’dir.İnsanlık tarihinde belli bir programla eğitilerek güdülenmiş bir başka millet ve ulus bulunmamaktadır.Milyonlarca insanın birçok Nazi doktorunun elinde denek olarak kullanılması yine birçok Nazi kimyagerin deneylerinde insanların birer birer vahşice kobay olarak kullanılarak katletmesi buna örnektir. Bu vahşet manzaraları dışında birulusun şahlanışı ve yüksek seviyelere ulaşmasında eğitimin rolü muazzam bir seviyeye ulaşabilmektedir. Bunun en yakın zamandaki örneği Finlandiya’nın eğitim reformu ve mantalitesinin inşası ile görmekteyiz. Bataklıklar ülkesi olan Finlandiya’nın eğitimli bir nesille kısa bir zamanda dünyada derece yapan uluslararası sınavlarda başarı gösteren bir seviyeye gelmiştir. Hakeza Japonya’nın ikinci dünya savaşında yaşadığı dramatik son ile eğitim çalışmalarını belli bir gayeye odaklamış ve dünyada söz sahibi bir bilim ve teknoloji üssü konumuna erişmiştir.

Tüm bu tarihsel tecrübelerin bir sonucu olarak eğitimin en az güvenlik yada ekonomik alandakikazanımlar kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ülkemizde cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren eğitim alanında farklı arayışlara girmiştir. Kimi zaman köy enstitüleri ile yürütülen eğitim faaliyetleri bazende direkt olarak yurtdışından getirilen modellerle idame ettirilmeye çalışılmıştır. Sık sık değiştirilen sınav modelleri, gereksiz müfredat eklemeleri ve batıya nazar edilerek yapılan eğitim reformları Türkiye’deki formel eğitim süreçlerinde istenilen sonuçları vermemiştir. OECD’nin yapmış olduğu PISA sınavlarında Türkiye birçok ülkenin gerisinde kalmıştır. Bunun temel sebepleri arasında Anayasanın 8. maddesinde belirtilen“Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkan eşitliği sağlanır” hususlarının toplumun genelinde hakim olan bir unsur olmamasıdır.2014 yılından önce ülkenin akıllı ve zeki insanlarını vampir gibi kanını emerek eğitim sektöründe devletten sonraki en büyük kartel olan FETÖ örgütü Türkiye’de eğitim alanında kapanmaz yaralar açmıştır.FETÖ eliyle Anadolu’nun yoksul ve kimsesiz gariban çocukları bir takım eğitim metodları ile örgütün ana insan kaynağı olmaya başlamıştır.Bunu yarken dershaneler üzerinde ciddi çalışmalar ortaya konulmuştur.Ne yazıkki özel okullarda okutulma imkanı bulamaya Anadolu insanı kendi evlatlarını FETÖ'nün dershanelerine göndermiştir.Eğitimde fırsat eşitliği ilkesi aslında maddi durumla orantılı olarak değişkenlik göstermiştir.Dershanelerin kapanması ile birlikte sınavlara hazırlık yapan gariban Anadolu çocukları devletin sağlamış olduğu imkânlar ölçüsünde başarılarını arttırabilmiştir.Bunun yanında merdiven altı etüt merkezleri ve bire bir ders verilen ortamlarda eğitim gören çocuklar sınırlı imkanlara sahip öğrencilerle aynı sınava tabi tutulmuştur.Velhasıl eşit koşullarda eşit seviyede bir başarı söz konusu olmadığından dolayı maddi imkanı olanlar toplumda her daim bir adım önde olmuştur. Bunun sonucudur ki kimileri kendi çocuklarını yurtdışında eğitime göndererek Türkiye’ye geldiklerinde önemli mevkilere (yönetici) yerleştirmiştir. Kimileri de maddi sıkıntılardan dolayı evlatlarını mevcut imkânlarla yetiştirerek bir iş sahibi yapmaya çalışmaktadır.

Ülkemizi saran virüs illeti hiç şüphesiz eğitim olanaklarını ve bunlara erişimi sekteye uğratmıştır.Uzaktan eğitim modelinin benimsediği salgın sürecinden eğitimde fırsat eşitliği ilkesi yine maddi sıkıntıların oluşturduğu gerçeklere çarpmaktadır.Şehirlerde teknolojiye ve bunun oluşturduğu imkanlara erişim çok kolay olurken, Köylerde aynı durumdan bahsetmek ne yazık ki çok zor.Yevmiye ile çalışan ve o gün için yiyeceğinden başkasına sahip olmayan köylünün kendi çocukları için belli başlı olanaklar sağlaması zor.Uzaktan eğitimin internet üzerinden yapılması birçok köyde internetin olmadığı gerçeğini bir kenara itmemize sebep olmamalı. Bunun dışında dersi takip edecek materyallerin(bilgisayar,tablet…) bulunmaması da cabası.Yılın yarısında gurbet illerde ırgatlık yaparak eğitimden uzak olan köylü insanı yılın diğer yarısında uzaktan eğitim modeli ile imkânsızlıklar ile boğuşmamalıdır. Salgının seyri şehir merkezlerinde yaşayan insan sirkülasyonu ile arttığı göz önüne alınarak uzaktan eğitim süreçleri devam ettirilebilir. Ancak köyde yaşayan ve henüz temel okuma yazma becerilerinden yoksun olan çocuklar için istisnalar getirilmelidir. Bu eğitimde tam manası ile bir fırsat eşitliği olmasa da köy ve şehirlerdeki mevcut imkânların mukayesesi ile sağlanacak doğru bir karar olacaktır. Yoksa “Afrika şartlarında Oxford sonuçlarını beklemek” beyhude bir çaba olacaktır…

 

 



YAZARLAR