Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


Ömer Naci YILMAZ'ın ''İMKÂNLARIMIZIN İMTİHANI VE SURİYE'' başlıklı köşe yazısı

İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir.” demiş. Herhalde bugünkü Suriye’yi görseydi şöyle derdi: “Coğrafya imtihandır.” Hayatın başlı başına bir imtihan olduğunu anlayabilseydik, hayıflanıp “Bunlar niye başımıza geliyor.” demezdik. Bir eli yağda bir eli balda denir ya inanın böyle bir dünya yok. Her yerde herkes bir şekilde bir şeyler yaşamaktadır. Yaşanılanların farklılığı sıkıntıların olmadığı anlamına gelmez.


Suriye meselesi insanlık problemidir, insanlığın insanlık imtihanıdır, insanlığın varlık imtihanıdır. Müslüman olsun olmasın başı dara düşenlerin el açtığı, medet umduğu, eman beklediği bir coğrafyada yaşamak da kaderdir, imtihandır. Anadolu coğrafyası Selçukludayken de bu coğrafya mazlumların sığınağı olmuştu, Osmanlıdayken de aynı özelliğini korumuştu. Osmanlı bakiye Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendini bu kaderden soyutlamadığı için -istese de soyutlayamayacağı için- aynı kadere sahiptir. Sen anasın, sen babasın, sen ocaksın. Senin kanadın dün üç kıta üzerine açılıyordu, bugün mü açılmayacak. Senin topraklarında ensar yatacak, ensarın yattığı toprakların üzerinde yaşayanlar bana ne diyecek öyle mi? Diyemezsin. Dilin dese kalbin demez, gözlerin demez. Sen ki sokak hayvanları için gözyaşı dökebiliyorsan, sokaklarda oynaması gereken çocukların başlarına misket bombalarının yağmasına gönlünü razı edemezsin.

Suriyeliler kelimesi birilerinin asabını bozuyor, birilerini sinirlendiriyor. Bu coğrafyada doğmayı sen mi seçtin? Çocukların ve kadınların o coğrafyada doğmaları ve yaşamaları onların seçimi değildir. Senin imtihanın da kalbinin onlara nasıl baktığıdır. Tek kuruş vermeyenler, bir yetimin başını okşamayanlar, bir bebeğin burnuyla oynamayanlar siz de imtihandasınız. Onların Arap olması, onların Müslüman olması mı sizi geriyor? Tarih boyunca biz, bize sığınanın, el açanın; eman dileyenin ne dinine baktık, ne diline baktık, ne de rengine baktık. İnsan olması bizim için yeterliydi. Tarih boyunca böyle baktık ve böyle bakmaya devam edeceğiz. Yıllar önce Yunanistan’da ekonomik kriz vardı ve doğalgaz alamıyorlardı. Bize müracaat ettiler. Hastanelerde yoğun bakım hastalarımız var, çocuklarımız var, demeleri bizim için yetmişti ve gerekeni yapmıştık. Denize döktüğümüz günleri bir kenara bıraktık, el uzattık; çünkü misyonumuz ve insanlığımız bunu gerektiriyordu.

Üç kuruş yardım etmemeye gerekçe gösterilen “Gitsin ülkeleri için savaşsınlar, gelip buralarda yan gelip yatmasınlar.” gibisinden tepkiler ne kadar gerçekçidir? Suça karışma oranları üzerinden yapılan tespitler ne kadar haklıdır? Bunları vicdan süzgecinden geçirerek değerlendirmek gerekmektedir. Gidip ülkeleri için savaşsınlar demek kolay. Ne ile savaşsın? Silahı mı var? Kuş lastiği ile mi savaşacak, su borularından yapılan havanlarla mı savaşacak? Türkmenlere giden Mit tırları için vaveyla koparanlar… Bari siz demeyin, gülünç oluyorsunuz.

Suriyelilerin suç oranlarına bakarak gitsinler demek de çok kolay. Almanya’da en fazla suç işleyen yabancıların başında Türkler geliyor. 5 milyona yakın Türk yaşıyor. Almanya ve Avrupa senin dediğin gibi “Türkler çok suç işliyor, derhal gönderelim.” derse ne yaparsın. Bölüşecek ekmeğin mi var, paylaşacak döşeğin mi var? Dilin kemiği yok. Salla gitsin. Yok, yok. Öyle değil. Bunlar imtihandır ve herkes bir şekilde yaşayacaktır.

Suriye’li kardeşlerimizin yetimlerinin başını okşamak ve başlarını sokacak mekânlar üretmek için bölgede çalışma yapan kardeşlerimizden Yüksel Karakaya diyor ki: “Burada hayat bir kamyonetin sırtına yüklenmiş ve bir meçhule doğru gidiyor. Bin yıllık zeytin ağaçlarının gölgesi kardeşlerimize mekân olurken biz Müslümanlar neyi paylaşamıyoruz? Yapılacak en önemli iş, savaşın mağdur çocuklarına sahip çıkmak ve onları geleceğin barışı için, insanlığın selameti için eğitmektir.”

Bölgede İHH’nın çalışma birimlerinde görev alan Turgay Kurtoğlu kardeşimiz diyor ki: “Her şey en fazla ölümü getirir ama hayalsiz kalmak süründürür ve her gün öldürür. Ne bizi çocuklarımız seçti, ne de savaş çocuklarını… Velhasıl lütuf hepsini çocuğun hakkı görebilecek bir kalptir. Savaşın kadınlarını yüreğinde taşımayan her hür kadın hemcinsine ve kadın onuruna nankörlük, belki de ihanet içerisindedir. Bölgede sadece çocuklar öldürülmüyor, kalan çocukların hayalleri de öldürülüyor. Kadınlar öldürülüyor, kızlar öldürülüyor, neredesiniz insan hakları örgütleri, neredesiniz kadın örgütleri?

En başından beri elini ve emeğini bölge üzerinden eksik etmeyen Hüseyin Kadri Kazancı ağabeyimiz diyor ki: “Gaflet, dalalet ve zilletten kurtulmadığımız müddetçe bu kardeşlerimizin başına gelenlerin bizim de başımıza gelmesi mukadderdir.”

Dünümüzü biliyoruz, bugünümüzü yaşıyoruz, yarınımızı ise bilmiyoruz. Coğrafya kaderdir, coğrafya imtihandır, coğrafya ve üzerinde yaşayanlar emanettir. Emanete sahip çıkmak bizim için sadece imtihan değil; aynı zamanda iman problemidir. Bizi böyle iman problemlerden bihaber bırakmayan ve insanlığımızı hatırlatan Allah’a hamdolsun.

Ömer Naci YILMAZ



YAZARLAR