Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Beşir İSLAMOĞLU


ÖLÜM YOK OLUŞ DEĞİL, YAPTIKLARIMIZLA YÜZLEŞMEKTİR. 

Beşir İSLAMOĞLU'nun yeni yazısı;


 

Amacımız herkesin gözleri önünde cereyan eden bu “büyük haber (olay)” konusunda daha duyarlı ve hazırlıklı olmamız ve varsa eksikliklerimiz, bir an önce tamamlamaya çalışmamızdır; zira her an çağrılabiliriz.  Demişler ya, “dost istersen Allah yeter, arkadaş istersen Kuran yeter, düşman istersen nefis yeter, zenginlik istersen kanaat yeter, nasihat istersen ÖLÜM yeter.” Dolayısıyla bu haftaki yazımızı, -başta Covid 19 olmak üzere çeşitli hastalıklardan dolayı her gün binlerce insanın –istemeyerek- dünya sahnesinden ayrılıp gitmesinden dolayı-  “ölüm” nasihatine ayırdık. 

Ölüm, Allah’ın canlılar için koyduğu bir kaderdir, yasadır. Ölümden kurtulan dünya kurulalı olmamıştır, olmayacaktır. Yaratan, hükmünü öyle koydu ve ölümün yaşı da yoktur. “Her doğan insan, ölecek yaştadır.”

 “Biz, sizler için ölümü kaderleştirdik (yasalaştırdık). Bizi bundan alıkoyan kim olabilir?” (Vakıa 60) 

“Nerede olursanız olun, öyle ki sağlam kaleler içerisinde olsanız bile ölüm gelip sizi bulacaktır… (Nisa 78)

Nedir ölüm?

Ölüm, Allah’ın verdiği nefsi yine Allah’a teslim etmektir.

Ölüm, canını (ruhunu) geri iade etmektir.

Ölüm, yok olmak değil, yeni bir hayata adım atmaktır.

Ölüm, imtihandan çıkıp yaşadıklarımızın sonucunu görmeye gitmektir.

Ölüm, yaptığımız iyilik ve kötülüklerin neler olduğuyla yüzleşmektir.

Ölüm, Kimileri için muradına ermek, kimileri için de cehennemde azap çekmek olacaktır.

Hayat bir tiyatrodur; tek gerçek olan ölümdür. Oyun/tiyatro bitince şah da piyon da aynı kutuya konur. Evet, bütün günler ölüme doğru gider. Ölümün bizi nerde beklediği belli olmadığından, bizim onu her yerde beklememiz gerekir. Ölüm, her zaman ve herkes için acı değildir. Bazı zamanlarda ve bazı kimseler için bir armağandır, bir lütuftur.  

Ölüm, gaybi bir olay değildir. Ölümler her gün gözlerimizin önünde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla ölüm olayına inanmak, iman konusu da değildir; zira gözlerimizle bizzat şahit olmaktayız. İman konusu olanlar, görmediklerimiz ve şahit olmadıklarımızdır ki onları Allah bildirmiştir. Mesela, Allah’a ve ahirete gününe inanmak gibi.

Esasen ölüm denince aklımıza ilk gelmesi gereken husus, ahiret alemi, yani Allah’a hesap verme korkusu olmalıdır; ancak görüldüğü gibi, ölüm korkusu -halk arasında- hesap vermekten çok başka konularda düşünülmektedir. Ölüm denince genellikle nasıl öldüğümüz, cenazemizin nasıl kaldırılacağı, kabirde nelerle karşılaşacağımız, orada sorulan sorulara doğru cevap verip veremeyeceğimiz, sırattan nasıl geçeceğimiz gibi “ölüde hiçbir karşılığı olmayan” konular üzerinden korku oluşturulmaktadır. Bu düşünce, ölümü anlamamak ve ölüm korkusunu asıl mecrasından kaydırmaktır.

Evet, ölüm denince akla ilk gelen husus, “Allah’a hesabımı verebilecek miyim” endişesi olmalıdır. Dolayısıyla tüm inananlar, Allah’ın rahmeti dışında hiç kimsenin yararı olmayacağı o gün, karnem nasıl olacaktır? Sınıfımı geçebilecek miyim? Cehennem azabından kurtulup cennete girerek muradıma erebilecek miyim” kaygı ve korkusuyla hareket etmelidirler.

Evet, ölüm demek yeni bir hayata adım atmak ve yaptıklarımızla ahirette yüzleşmek demektir. Ölümden hiç kimse kaçamamıştır. Ölümden kaçmak için attığımız her adım, aslında bizi ölüme yaklaştırmaktadır. Bakınız Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Her canlı ölümle yüzleşecektir. Sonra kıyamet gününde hepinize yaptıklarınızın karşılığı verilecektir. O gün her kim cehennem azabından kurtarılıp da cennete girdirilirse, işte o muradına ermiş olur. Unutmayın ki dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. Kesinlikle mallarınızla ve canlarınızla sınanmaktasınız.” (Al-i İmran 185)

Ölümle yüzleşme konusunda hiç kimsenin bir kuşkusu yoktur. Her gün aramızdan ayrılanlara zaten herkes gözleriyle şahit olmaktadır. İnsanların kuşkusu, ölüm sonrasına aittir. Bir kısmı ahiretin varlığını (hesap vermeyi) inkar eder. “Yok böyle bir şey, öldükten sonra toprak olup gideriz. Yahut ruhlarımız başka bir bedende yeniden canlanır, böylece kurtuluruz” derler.

 Bir kısmı da ahirete inanır, hesap vermeyi kabul eder; ancak “şefaat” himmetiyle yakayı zebanilerden kurtaracağına inanır. Ahiret işlerini (sistemini) bu dünyanın işleri gibi görerek torpil ve kayırmacılıkla kurtulacağını zan eder. Oysa Ahiret sisteminde yüzde yüz adalet mekanizması yürürlüktedir. Teraziler çok hassastır. Kimsenin o terazilerle oynama imkanı yoktur. Sınav bitmiş, her insan yaptıklarının karşılığını görecektir. Merhamet ve dolayısıyla şefaat (kurtuluş) olacaksa, onu da sadece Allah yapar. Ayetin diliyle söylersek “tüm şefaat (merhamet), O’na aittir.” Bu konuda hiç kimse yetkili kılınmamıştır. İnanıp güvendiğimiz Allah, bu konuda gayet açık ve net hükmünü koymuştur: 

“Öyle bir günün azabından sakının ki o gün, hiç kimse diğerinin kurtuluşu için bir ücret ödeyemeyecek, hiç kimsenin ŞEFAATI/ARACILIĞI kabul edilmeyecek, hiç kimseden bir fidye alınmayacak ve hiç kimseye YARDIM edilmeyecektir.” (Bakara suresi, 48)

Ayette görüldüğü gibi, inanıp güvendiğimiz Allah, “hiç kimseye (torpil anlamında) yardım edilmeyecek” buyurmaktadır. Öyleyse ahirette, hiç kimseden yardım göremeyeceğimiz konusunda tam bir imana sahip olmamız zorunludur. Bu konudaki imanımız yakin/kesin derecesinde olmalıdır. Allah dışında başkalarının yardımına inanıp güvenenler, imanlarını yeniden gözden geçirmelidirler.  

Ahiret gününe yakin/kesin derecesinde inanan ve sadece Allah’a hesap vereceğini bilen bir Müslüman, Allah dışında başkalarından yardım ve şefaat (kayırma, torpil, aracılık vs.)  bekleyebilir mi, isteyebilir mi? Başkaları Allah’tan daha merhametli olabilir mi? 

Evet, ölüm haberi büyük bir olaydır; zira dönüşü olmayan bir girdaba girmektir. Önemli olan, verilen hayatı (sureyi) iyi kullanmaktır. Akılını doğru kullanan her insan bilir ki kendisine bir defa hayat hakkı (sınav hakkı) verilmektedir. Bu sınavın telafisi yoktur. Dolayısıyla Allah’ın öğrettiği şekilde bu dünyada ilkeli yaşar. Malıyla ve canıyla sınandığını bilir. Dünya hayatının aldatıcı zevkine kendini kaptırmaz.  Ahirete büyük yatırımlar yaparak O’nun cennetine talip olur. Kısaca bilinçli bir şekilde sorumluluğunu yerine getirerek muttakiler arasına girmeye hazırlanır. Aksi takdirde imanı kendisine fayda vermez. 

“(Ey Nebi!) Biz senden önce de (sonra da) hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen öleceksin de onlar ebedi yaşayacaklar mı? (Hayır!) Her canlı ölümle yüzleşecektir. Biz, sizleri iyilik ve kötülükle imtihan etmekteyiz. Sonunda hepiniz bize döneceksiniz.” (Enbiya suresi, 34,35)

Kızılderililerin dediği gibi, “doğduğunda sen ağlamıştın, herkes bayram etmişti. Öyle bir hayatın olsun ki öldüğünde herkes ağlasın, sen bayram et.”

O bakımdan yaşadığımız bu hayatta “iz/eser bırakmak, güzel dualar almak en büyük bahtiyarlıktır. Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur. Şair demişti ya “Ölüm güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber!

Selam ve muhabbetlerimle…



YAZARLAR