Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Sait ALİOĞLU


NUR VERGİN: BEYAZ TÜRK CEPHESİNDE PARADİGMA DEĞİŞTİREN “FARKLI” BİR SES

Yazarımız Sait Alioğlu'nun "yeni" yazısı...


'Bu laikliği daha çok konuşacağız…’

Bu cümleyi kullanan kişi, bir süre önce vefat eden sosyoloji profesörü ünvanı ile uzun yıllar akademide çalışmış bulunan Nur Vergin Hoca idi.

Hoca bu cümleyi, Doksanlı yıllarda Ankara’da yapılan bir sempozyumda kullanmıştı. Sempozyumun konusu ‘Müslüman İmajı’ üzerineydi.

Yukarıda alıntıladığımız ‘Bu laikliği daha çok konuşacağız…’ cümlesini sarf eden Nur Vergin, aynı zamanda aile saikiyle Beyaz Türk katmanında ve cumhuriyet kadroları içerisinde bulunan bir aileye, çevreye mensuptu.

Birçok kişinin, böyle bir cümleyi kullanamadığı bir ortamda, hem de laiklik taraftarı bir cenahtan bir insan kalkıp böyle bir cümle kurup kullanabiliyorsa, bu en başta cesaret işi idi.

Bu cümleye bağlı olarak Nur Vergin’in, İslam’ın kendi bağlılarına öngördüğü bazı ibadetlere sıcak bakması ve bunların bir kısmını da mümkün mertebe yerine getirmeye çalışması, işin rengini az da olsa değiştiriyordu.

“Hatırladığım kadarıyla kendisinin doktora bitiminde veya doçent olduktan sonra bir (belki şükür) kurban kesmeyi düşündüğünü, bunun için de fakültedeki bir hizmetliye kimsenin bilmemesi için gizlice söyleyip kestirdiğini anlattı. Eminim ki, bunu etrafı/bulunduğu ve geldiği ‘mahallenin baskısı’ndan çekinerek yaptığını ifade etmekteydi. Yine kaldığı evde Kur’ân dinlerken, gelebilecek tepkilerden dolayı, yüksek sesle dinlemediğini aktardı. “(Bayram Ali Çetinkaya, Mahalle(ler) arasındaki yalnız Nur Vergin, Milat Gazetesi 26.1.2021)

Çetinkaya devamında; “Bahsettiğimiz bilim insanı, Cumhuriyet Türkiye’sinin kurucu kadrosuna uzak olmayan Batı’da, Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yapmış, önceki eğitimini orada tamamlamış akademisyen ve entelektüel Nur Vergin’di.” İfadesini de ekliyor. (Bayram Ali Çetinkaya, Milat Gazetesi, a.g.m. 26.1.2021)

Nur Vergin Kimdi?

Vergin 21 Eylül 1941’de İstanbul’da doğdu. Paris’te Sorbonne Üniversitesinde sosyoloji eğitimi aldı. 1973’te Türkiye’ye döndü. Çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Siyaset, kimlik ve din sosyolojisi alanlarında çalıştı. 18 Ocak 2021’de İstanbul’daki evinde 80 yaşında ölü bulundu ve Merkezefendi Mezarlığı’nda toprağa verildi. (Wikipedia)

“Nur Vergin, Atatürk’ün yakın arkadaşı ve Selanik’ten çocukluk arkadaşı olan Nuri Conker’in oğlu Diplomat Mahmut Conker’in kızı olarak 1941 yılında İstanbul’da doğar. Babası ile annesinin, o beş yaşındayken ayrılmaları, babasının İstanbul Park Otel’den atlayarak intihar etmesi, Nur Vergin’in büyük ihtimalle bütün hayatını etkiler. 

Dedesi Nuri Conker, Mustafa Kemal’e ‘Kemal’ diye hitap eden tek kişidir. Annesinin ikinci eş olarak evlendiği ve kendisinin soyadını aldığı bir başka diplomat Cevat Paşa da son halife Abdülmecit Efendi’nin yakınlarındandı. Dolayısıyla Nur Vergin Osmanlı ve Cumhuriyet’in birleştiği bir soyu ifade etmekteydi. “ (Bayram Ali Çetinkaya, Milat Gazetesi, a.g.m. 26.1.2021)

Bayram Ali Çetinkaya’ın ifadesiyle “Osmanlı ve Cumhuriyet’in birleştiği bir soyu” ifade eden bir kişi, sonuçta kendi şahsında, bir bütünlük içerisinde “geçmişi, günü ve geleceği” beraberinde taşıyıcı rolüyle hem avantaj ve hem de dezavantajı bir arada bulunuyordu.

Böyle bir kişi, ailesi, çevresi ve içerisinde bulunduğu şartlar mucibince kullanacağı cümlelere de azami dikkat göstermeliydi, bir açıdan…

Şöyle ki, atalarının da içerisinden gelmiş bulunduğu geçmişi tümden ya da kısmen de olsa, Kabul edecek olsa, bugün ve olası gelecek ona bu hakkı vermeyecekti. Zira eğer elde bugün varsa, bu, geçmişin tümden inkârı sonucu idi.

Vergin, böyle bir şeyi yapmadı; o, yeri geldi, laikliğinde konuşulması gerektiğini belirtti, çoğu kez kendi evinde Kur’ân dinledi, gizlice kurban kestirdi.

Bunu yapan bir kişi, içerisinde çıkıp geldiği sınıfın da mensubu bulunduğu laikliği tümden redetmiyordu ise de, laikliğin, konuşulması, hatta daha çok konuşulması gerektiğini vurgulamış ise, bu kişinin laiklik anlayışı, Kemalist zümrenin katı jakoben tarzına değil, laikliğin esas doğuş yeri ve “özüne uygun” bir şekilde harfiyen uygulandığı Batı’nın öngördüğü anlayışa uygundu, diyebilirdik.

Vergin bununla kalsa iyiydi, bir de hem siyaset uzmanı ve hem de Türkiye insanını yakından tanıdıktan sonra, bir röportaj vesilesiyle kendisine sorulan bir soruya binaen ‘AK Parti 10 yıl daha iktidarda kalır’ ifadesi nedeniyle ‘mahalle’si tarafından büyük bir aforoza uğramıştı. Dikkat buyurun; 12 Eylül referendum sonrası süreçte-şu ya da bu sebeplerle- oluşan siyasal ortamda, Vergin, ‘AK Parti 10 yıl daha iktidarda kalır’ demiş olmasıydı, o çoğu kesim tarafından pek ciddiye alınmaz, hatta AK Partici olarak yaftalanır ve hem de bu yaşından sonar AK Parti’den bir beklentisi mi var, ya da AK Parti, hemen her ortamı kullandığı gibi, bu durumu da mı kullanıyor?” sorularına muhatap olunabilirdi. Ve bu günümüz açısından anlaşılabilirdi.

Ama Vergin, her iki kişiden birisinin oyunu alan, aldığı ve hem de her kesimin umudu olduğu, umudunu yitirmediği bir dönemde (2008) ‘AK Parti 10 yıl daha iktidarda kalır’ ifadesini kullanmıştı.

O, bu ifadesiyle dahi aforoza uğramıştı. Hele şimdi olaydı; O, aforoz üstüne aforoz yerdi

Günümüze bakmadan söylersek, ona aforozu uygun gören çevre, bir türlü iktidar yüzü görmeyen, hep muhalefette kalan –iktidar olmaktan ise nedense sakınan- ama buna rağmen elde tuttuğu Kemalizm silahıyla topluma nizamat vermeyi kendine görev bilen Kemalist zümre, bugünde olduğu gibi, dünde aynı durumda idi.

Bu manzaraya bakıldığında Verginlerin işi zor olsa gerek!

Paradigma Değiştiren Sosyolog…

Batı’da olduğu gibi Türkiye örneğinde laik sol çevrelerin, Marksist jargon gereği vurgulamaya çalıştığı; ‘eski usül iktisadi ve toplum yapısına yönelik olarak sanayileşme ve toplumsal değişim, dinden bağımsız olarak seküler bir emele oturtulursa, kapitalistleşmenin yolu açılır ve toplum oradan da sosyalizme ve daha sonra ise, ulaşılması gereken komünist topluma ulaşır öngörüsü (ya da saplantısı) ülkemizde Ereğli örneğinde bir işe yaramamış; Ereğli’de sanayi ortamında çalışan, çoğu da çevre köylerden gelen insanlar, sanayileşmenin yanında hayatlarının merkezine sekülerleşmeyi değil de Müslüman toplum olmaları hasebiyle camii’yi koymuşlardı.

Devamı>>>



YAZARLAR