Nevzat KAYA


Nevzat KAYA; Çeçenistan Şehidi Aydın Kaya!

04-11-2004 tarihinde şehit olan Aydın Kaya'ya, şehadete irtihalinin 15. seneyi devriyesinde Allah'tan rahmet ve mağfiret dilerim. Şehadetin kutlu olsun Ey Şehit!


Çeçenistan Şehidi Aydın Kaya!

"Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir." (33:23)

04-11-2004 tarihinde şehit olan Aydın Kaya'ya, şehadete irtihalinin 15. seneyi devriyesinde Allah'tan rahmet ve mağfiret dilerim.

Şehadetin kutlu olsun Ey Şehit!

Herkesin kendi üstlendiği rolü oynadığı geçici bir dünya tiyatrosunda, o şehadetin özlemini ve hasretini yaşayan kısa bir hayatın gerçek rolünü oynuyordu. Evet, onun için hayat bir oyundu ve bizlerde bu oyunun içinde kendimize yakıştırdığımız rolü alıp oynayan oyunculardık sadece.

Aydın Kaya, 1980'de o zamanlar bir kasaba olan Malatya'nın Topsöğüt Beldesinde doğdu. Ailesinin üçüncü çocuğuydu. Alikan Aşireti'nin Adıyaman-Sincik-Aksu köyünde yerleşik olan Baqqar(KaraBekir) kabilesindendi. Ailesinin Malatya'ya olan göçü 1960'lı yıllarda olmuştur. İlk ve Orta öğrenimini Topsöğüt'te, Lise'yi Malatya H. Ahmet Akıncı Lisesi'nde, Üniversiteyi ise Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fizik Öğretmenliği bölümünde okudu.

Henüz çocuk yaşlardayken bile davranışları ve yaşam tarzı ile şehadete aday biri olduğunu gösteriyordu. Ergenliğe adım attığı yıllarda arkadaşları ve yaşıtları sigara içmenin provasını yaparken, sabah akşam top peşinden koşup, bahçelerden elma araklamakla meşgulken o ebeveynlerine hizmet etmeyi öncelerdi.

Herkes onu eğlenceyi bilmeyen ruhsuz biri olarak görürdü. Kendisine söylendiğinde "sizin eğlence olarak gördüğünüz bu davranışlar size huzur ve saadet vermeyecek" gülüşünü verirdi. Evet, onun muhatabının anlam dünyasında her soruya cevap veren bir gülüşü, bir tebessümü vardı. Herkesin heyecan duyduğu aksi davranış ve yaramazlıklar ona asla haz vermezdi.

Sanki Allahu Teala onun fıtratını koruyor gibiydi. Onu kendisine seçmiş ve makamını yükseltecek işlerle meşgul ediyordu gibi bir hayatı vardı.

İlk ve ortaokul yaz tatili dönemlerinde köye gider, toplumdan ve şehrin keşmekeşliğinden uzak, sakin bir ruh dinginliği içinde köy işleriyle meşgul olurdu. Böylece ruhu besleniyordu.

Lise yıllarında İslami Dayanışma Vakfı'nın okullardaki davet çalışmalarıyla İslami çalışmalara katılmış, kısa süre içinde de arkadaş grupları içerisinde kitap okuma, sohbet, ilim, davet ve tebliğ çalışmalarında aktif faaliyetlere girmiştir.

28 Şubat'ın ağır işletildiği 1998-99 yıllarında hayat onu Selçuk Üniversitesi'yle tanıştırmıştı. Arkadaşları onun üniversite yıllarında nasıl bir cesaret, mücadele, azim ve kararlılık içinde olduğuna şahitlik ederler.

İslami çalışmaların hem resmi ideoloji tarafından devlet gücüyle engellendiği hem de bu engellemelere kol-kanat geren siyasi ve ideolojik öğrenci gruplarının bu uygulamalara sahip çıktığı ve desteklediği bir dönemde, Müslüman Gençlik her yerde olduğu gibi Selçuk Üniversitesi'nde de resmen karantinaya alınmış ve nefes bile aldırılmak istenmiyordu.

Kavgaların günü birlik olduğu bir dönemde, onun onlarca kişiye nasıl daldığını, cesaretiyle müslüman gençliğe nasıl bir alan açıp, bu şekilde islami çalışmaların kesintiye uğramadan, hareketin sürekliliğinin nasıl sağlandığına şahitlik edecek bir çok arkadaşı vardır.

Başörtüsü olayları, gözaltılar, takipler, kavgalar ve her türlü olayların en önde gideni olan Aydın Kaya, hayatı boyunca her zaman uhrevi olan meseleleri dünyalık dava ve meşgalelerden daha çok öncelemiştir. Hiç bir dünyalık mesele onun davasından, mücadelesinden, dininden önemli değildi. O dinini dünyasına göre şekillendiren değil, dünyasını dinine göre şekillendiren ve programlayan biriydi. Bu noktada onun aklı birçok kişiden farklıydı. Kalbi, aklı ve bedeni aynı şeyi söylerdi.

Kitap okuma, tefsir, sohbet çalışmaları, davet gibi gayretler onun için en önemli uğraşlardı. Bunlardan değil geri kalmak, azıcık taviz vermek bile aklının ucundan geçmezdi.

O, şehadete aşık, "şehitler inkılabın müjdecisidir" diyen gerçek bir muvahhiddi. En yakın dostum, kardeşim, amcaoğlum, sırdaşım, hocamdı. Bana islamı ilk anlatan, Kur'an'la ilk tanıştıran oydu.

Bir gün dahi olsa kızdığını, kalp kırdığına şahit olmadım. Sabırlı, islam davasına aşık bir davetçiydi. Hiçbir zaman boş bir işle meşgul olduğunu görmedim. Yanıma her geldiğinde Kur'an okur, İslam davasını anlatır da anlatırdı.

Tam bir kitap kurduydu. Okuduğu kitapları görünce hayrete kapılırdım. Bir keresinde yanına gittiğimde önünde tam sekiz değişik tefsir açmış, elinde bir defter ve kalem not tutardı. Yıllardır böyle tefsir okuduğunu öğrenince hayran kalmıştım. İngilizce ve Arapçayı bayağı ilerletmişti. Tağutu reddeden, "La"nın ne manaya geldiğini özümsemiş, hareket ve aksiyon dolu bir hayatı vardı.

Ona "evlenmeyi düşünür müsün" diye sorardım. Bana "beni cihada gönderecek birini bulursan söyle evleneyim" derdi.

Bana verdiği ilk kitap "Baş Eğmek İçin Baş Kaldırıyorum" kitabıydı. Sanırım yayınevisi olmayan bir kitaptı. Piyasada satılanlardan değildi. İşte bu kitap benim düşünce devrimimin fitilini ateşlemişti.

2002 dolaylarında Afgan cihadına katılmak için bir kaç arkadaşıyla İran üzerinden Afganistan sınırına kadar gitti. Fakat sınır hattı yoğun şii güçlerinin ve diğer tarafında Amerikan ordusunun kontrolünde olduğu için geçiş yapamadılar. İran istihbaratı farkedip bunları gözaltına alıyor. Bir haftalık sorgulamadan sonra serbest bırakılıp Türkiye'ye geri dönmek zorunda kaldı.

2004 yılına kadar Topsöğüt'te davet çalışmaları yaptı. Oturduğu her yerde islamı anlatır, hakkı söylemekten çekinmezdi.

28 Şubat sürecinin ağır işletildiği o dönemlerde sohbet ortamları neredeyse kalmamıştı. O, arkadaşlarının ve gençlerin ayağına gider davetini ve tebliğini bıkmadan usanmadan yapardı.

Gece namazını asla ihmal etmezdi. İnanın insanın dizleri titreyene kadar kıyamda durur, alnı şişene kadar secdede kalırdı. Cep Kur'an'ı sürekli cebinde, kiminle bir mesele konuşsa anında kitabı açar ve "Rabbimiz böyle diyor" derdi.

Kur'an'dan ve İslam'dan habersiz cahiller ondan nefret ederlerdi. Onların bu nefreti onun davet çalışmasına karşı bir boykota dönüşmüştü. Her yerde kötüleniyor ve sapıklıkla suçlanırdı. O ise "gam yok, Allah bunu bize vaadetti" deyip sabırlı ve kararlı bir duruşla anlatmaya devam ederdi. Hayat onun için sadece "iman ve cihattı."

Sade ve mütevazi bir giyimi vardı. Süse ve şatafata düşkün biri değildi. Afganistan, Çeçenistan, Bosna gibi dönemin cihadını anlatmak için hazırlanan CD'leri oturduğu, ziyaret ettiği her ortamda izlettirmek ve böylece müslümanların içinde bulunduğu acı, sıkıntı ve zulümleri herkese duyurmak isterdi. Müslümanların gördüğü acı ve zulümleri yüreğinde hisseden ve bu acıyla içi yanan, kıvranan biriydi. Bunlara yardım etmek adına birşeyler yapmak gerektiğini içten içe düşünüyordu.

Fizik Öğretmenliği mezunu olduğu halde, güzel ve kariyer dolu bir hayatı reddedip cihadı tercih etti. Bana, hayatımın tek arzusu "dağlarda mücahitlerle beraber cihad edip ve şehit olarak ölmek istediğini" söylerdi. Allah onun bu arzusunu ve niyazını kabul edip ona şehadeti nasip etti.

En nihayet 2004 yazında gittiği Çeçenistanda 04-11-2004'te Grozni yakınlarında daha 24 yaşındayken şehadet şerbetini içti.

Gizli ibareli resmi kayıtlarda şehit olduğu bölgede yerli müslüman halk tarafından hangi köyde defnedildiğine dair istihbari bilgi vardır. En doğrusunu Allah bilir.

Yüce Allah ona rahmet eylesin. 



YAZARLAR