Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nejdet DEMİREL


NEDEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE KARŞIYIZ?

Yazarımız Nejdet DEMİREL'İN 'YENİ' YAZISI...


Batı kaynaklı seküler hayat felsefesi, zevk ve egoların tatmini uğruna fıtrata müdahale edilmiş ve bunun neticesinde aile kurumu yok olmanın eşiğine getirilmiştir. ABD ve Avrupa’nın başını çektiği bu ülkeler, aile kavramını değersizleştirerek anlamsız bir hale dönüştürmüşlerdir. Şimdiler de ise iflas etmiş tükenmeye yüz tutmuş kültür anlayışlarını İslam ülkelerine pazarlamakla meşguller. Batılılar emperyal projelerini pazarlarken, ismini çokca duyduğumuz 3 kavrama sıkça vurgu yaparak algı oluştururlar.

-Demokrasi

-İnsan Hakları ve 

-Dikta rejimlerle mucadele

Konumuzla alakalı olan kısmını biraz açalım, "insan hakları kavramı" şimdilerde "kadına şiddete hayır" propagandasına bürünmüş şekliyle karşımıza çıkmaktadır. Kulağa hoş gelen bu söylem, aşağıda izah edeceğimiz üzere "İstanbul sözleşmesinin" çıkış noktasını oluşturmaktadır. 

Kamu baş denetçisi Şeref Malkoç geçtiğimiz aylarda "Eşler tartıştığında kadın, karakola telefon açıp şikâyette bulunduğunda koca evden uzaklaştırma alıyor. Bu da öfkeyi ve kadına şiddeti körüklüyor. "Biz eşleri barıştırmak yerine ayrılsın diye kanun çıkarmışız" demişti. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı baş danışmanı olan Şeref Malkoç'un bu sözleri, kadına pozitif ayrımcılığı ön gören İstanbul sözleşmesi ile ilgili tartışmaları, tekrar Türk kamuoyu gündemine taşımıştı. Sözleşme maddelerine, dünyanın farklı yerlerinden karşı çıkanların sayısı artarak devam etmektedir. Bazı ülkeler İstanbul sözleşmesine imza atmayıp red etmiş ve diğer bazı ülkeler ise çekince koyarak sözleşme maddelerini imzalamışlardır. Avrupa ve Latin Amerika başta olmak üzere, sözleşme maddelerine şiddetli eleştiriler yöneltilerek kaldırılmasından yana taraf olan devlet başkanları varlığını biliyoruz. 

"Rusya federasyonu sözleşme maddelerini kabul ederek 1,5 yıl uygulamıştır. İstanbul sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklı, Rusya'da boşanma ve aile içi şiddet vakalarında artışlar olduğundan, sözleşme 1.5 yılın sonunda Rusya federasyonu tarafından yürürlükten kaldırılmıştır."

İstanbul sözleşmesine neden karşı çıkıldığını biraz açmak istiyorum:

sözleşme, 11 Mayıs 2011'de İstanbul’da imzaya açıldığından bu ismi almıştır. Sözleşme TBMM tarafından 14 Mart 2012’de kabul edilip ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe konan uluslararası bir sözleşmedir. 

İstanbul sözleşmesin kısa anlamını şöyle ifade edebiliriz : 

"Kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele" ismiyle telaffuz edilen Avrupa konseyi sözleşmesine verilen isimdir. 

İstanbul sözleşmesinin Türkiye'yi ilgilendiren yönüne gelecek olursak. 

TBMM'de ortak karar alıp uygulamaları imkansız gibi gözüken, 4 parti temsilcileri ne hikmetse İstanbul Sözleşmesi kararları konusunda ortak hareket ederek maddelerin geçmesini sağlamışlardır. Avrupa birliği ülkeleri içerisinde ilk imzayı atan ülke olarak Türkiye ilk sırayı almıştır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, sözleşmeye imza atan vekiller sözleşmenin içeriğine dair pek fazla bilgiye sahip olmadıkları görülmüştür. Daha sonra öğreniyoruz ki; sözleşme kapsamlı bir araştırma yapılmadan alelacele kabul edilmiştir. İstanbul sözleşmesi maddelerinin kabul edilmesinde, sözleşme maddelerinin görüşmelerine katılan 88 kadın ve LGBT dernekleri tarafından sürdürülen piyar çalışması çok etkili olmuştur. Bu derneklerin çoğu PKK ve sol örgütlere destek verdiklerini belirtelim. Ayrıca partilerin oy kaybı endişesi, İstanbul sözleşmesinin 26 dakika gibi kısa bir sürede kabul edilip kanunlaştırılmasına zemin hazırlamıştır. 

Sözleşme maddelerine bakıldığında,

bilimsel çalışmadan yoksun ve direk aile'yi hedef alan ifadelere çokca yer verildiği bir metin karşımıza çıkmaktadır. Müslümanlar'ın kadim aile anlayışını yok sayan ve resmen ahlaksızlığı legal hale getiren sözleşme maddelerinden bazılarını sıralıyalım :

. Cinsel yönelim serbestliği denerek, evli ve çocuk yaştaki kız çocukların zina yapmasını ve kadınların eşlerini aldatmasını kanunla teminat altına alınması. 

(MADDE, 4)

Eşler arasında Karı koca tabiri yerine, partnerler arası ilişki ifadesi kullanılarak, LGBT (homoseksüel, biseksüel, gey ve pedofili gibi sapkın ilişki türlerinin 

meşrulaştırılması ve bu kişilerin cincel tercihleri yasayla koruma altına alınması. 

(MADDE, 3 "b" fıkrası )

 "Kadınlar ve erkekler için alışıla gelmiş roller ile mücadele" söylemiyle, farklı yaratılışa sahip kadın erkek rol modelliğine karşı çıkılmış ve İslamın ortaya koymuş olduğu ahlak ve inanç ilkeleri yok sayılmıştır. 

(MADDE,12 fıkra,1) 

. Eşler arasında meydana gelen kavga ve küskünlüklerde, arabuluculuk barıştırma gibi atılacak adımlar yasaklanarak, eşlerin ayrılmasını kanunla yasal hale 

getirmek. (MADDE, 48)

Eşine karşı maddi sıkıntı yaşatmak ve ekonomik odaklı acı, ızdırap, verecek her türlü olgu ve bunlarla tehdit etme gibi davranışlar, “cinsiyete dayalı şiddet” eylemi olarak kabul edilmiş olunması. (MADDE, 3)

"Cinsiyet rolleri ve bunlara saygı" başlığı adı altında, sapık cinsel istek ve arzuların, ilk okul dahil tüm eğitim kurumlarında öğretilmesi ve bu gayri ahlaki durumun, milli eğitim bakanlığı müfredatına eklenmesi için çalışma yapılmasının zorunluk hale getirilmesi. (MADDE, 14)

İstanbul sözleşmesi, kadına cinsel şiddet olayını, kadın ve erkek rolleri  üzerinden ele alınıp, diğer risk faktörlerinin değerlendirmeye tabi tutulmaması, İstanbul sözleşmenin bilimsellikten uzak bir çalışma olduğunun en büyük kanıtlarından biridir. Yapılan bilimsel çalışmalarda, kadınların şiddete maruz kalmasına sebep gösterilen etkenlerden bazıları şunlardır. 

. İçki

. Uyuşturucu

. Çocukken şiddete maruz kalma

. Bazı depresip hastalıklar ve 

. Ekonomik sebepler 

İstanbul sözleşmesi, kadına karşı işlenen, cinsel şiddet ve diğer her türlü fiilin dahil olduğu sebepleri arasında, akademik formasyonda hazırlanan diğer unsurları gözardı etmesi, sözleşmenin art niyet ve ideolojik kaygılarla kaleme aldığının en güzel göstergesidir.

Sonuç olarak İstanbul sözleşmesi ile neyi kabul etmiş olduğumuza dair bazı somut örnekler vermek istiyorum.

. Eşiniz başka bir erkekle beraber olabilir, bu duruma mudahale ettiğiniz an, kadına şiddet kapsamında yargılanırsınız.

. İlk okul dahil tüm eğitim kurumlarında, homoseksüel, biseksüel, gey ve pedofili gibi sapkın ilişki türlerini, hayatın normal akışına uygun bir yaşam biçimi olduğunu ve buna karşı çıkmanın yasalar nezdinde suç sayılacağını çocuklara anlatmak zorundasınız.

. Eşinizin rızası dışında beraber olmaya kalkarsanız, cinsel istismardan yani tecavüzden ceza alırsınız. Sonrasını söylemeye gerek yok, en azılı tecavüz ve katillerin tutulduğu hücrelerde gün sayarsınız. 

. Sözleşmeye göre, 15 yaşında bir kız çocuğu, istediği erkekle beraber olabilir. Ebeveynler tarafından bu duruma karşı çıkılması yasalara göre suçtur. Halihazırdaki TC mahkemeleri, 18 yaş altı evlilikleri suç saydığını ve sırf bu yüzden 8 bine yakın genç cezaevinde yatmak zorunda kaldığını söyleyelim. Daha açık konuşmak gerekirse, gençlere şunu tavsiye ediyorlar, evlilik yolu ile beraber olmayın ama bunun dışında, her türlü sapık cinsel birlikteliğin de dahil olduğu ilişki serbest. Şuan TC yasalarında, İstanbul sözleşmesi maddeleri dayanak yapılarak bu durum kanunlarla koruma altına alınmış vaziyettedir.

. Birlikte yaşayıp ama evli olmayan çiftler, daha önce yaşamış oldukları blrliktelikten dolayı eşinden nafaka talebinde bulunabilir. Nitekim Ankara 2.Aile Mahkemesi, blr bayanın mahkemeye intikal eden davasını İstanbul sözleşmesine atıfta bulunarak, erkeğin şikayetçi olan bayan ile evli olmamasına rağmen dava açan bayana nafaka ödemesine hükmederek karara bağlamıştır.

. 6284 sayılı kanun maddesi içerisinde yer alan "Kadının Sözü Beyandır" maddesi İstanbul sözleşmesi esas alınarak çıkartılmıştır. Eşiniz size istediği iftirayı atabilir, istediği an sizin için evden uzaklaştırma kararı aldırta bilir, malınıza haciz koydurabilir. Kadın tarafından eşi ile ilgili ortaya atılan iddiaların gerçekliğine bakılmaksızın, "Kadının Beyanı Esastır" çerçevesinde değerlendirilip karara bağlanır.

Yasalar alet edilerek erkek mağdur edilmiş ve eşler arasında olması gereken aile bağları zayıflatılmıştır.

. Eşinize ekonomik sıkıntı yaşatırsanız,

"cinsiyete dayalı şiddete" girer. Eşinize sert şekilde bakarsanız "Kadına yönelik şiddet" kapsamında değerlendirildiğinden, kadının beyanı esas kabul edilerek mahkum olup cezaevine girmeniz, yürürlükte olan kanunlarla pekala mümkün ve bu şekilde ceza alan binlerce insan var.

Sözleşmeye imza atan partilerden biri olan Akparti hükümeti, İstanbul sözleşmesi maddelerinde geçen," partner sözcüğü yerine ebeveyn, ev içi şiddet yerine aile içi şiddet gibi tercüme yoluyla, sözleşme maddelerini yumuşatma ve revize etme yoluna gitmişsede bu çabanın uluslararası hukukta bir karşılığı yoktur. Çünkü uluslararası sözleşmelerde imza atılan metin esas alınarak kararlar verilir. 

İstanbul sözleşmesin, pek çok maddesi Türk Anayasasına aykırı ifade ve kararlar içermektedir. Türkiye'nin imzası olduğu uluslararası sözleşmeler gereği, İstanbul sözleşmesi maddeleri, Türk hukuk sistemiyle çelişen hükümler ihtiva ettiği durumlarda, Türk yargısı İstanbul sözleşmesi maddeleri doğrultusunda karar vermek zorundadır. Bu bağlamda Anayasa mahkemesi ve yerel mahkemelerin verdiği kararlar bu istikamettedir. "İstanbul Sözleşmesi" Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığına mudahale sayılacak maddeler içerdiğinin altını çizmek gerekir. 

İstanbul sözleşmesi ve bu tarz yapılmış çalışmaların asıl hedeflerine odaklanıp anti tezler üretmemiz gerekir. Bir plan program dahilinde hareket eden bu grupların asıl gayeleri : Herhangi bir cinsiyete sahip olmayan, ahlaksız ilişki ve birliktelikleri meşrulaştırmak. Evliliğin ortadan kaldırıldığı ve aile kavramının tamamen dejenere edildiği kimliksiz, kişiliksiz, blr nesil yetiştirmek istiyorlar. Erkek ve kadın rollerinin sentezlendiği bir yerde aile olmayacaktır. Ailenin olmadığı yerde hayatın akışına uygun, üreme ve çocukta olmayacaktır. 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz :

Muhafazakar bir parti olarak bilinen Akparti hükümeti, Türk aile yapısına kurulmuş bir tuzak olan İstanbul sözleşmesine imza atarak, partiye oy vermiş milyonlarca insanı hayal kırıklığına uğratmıştır. Parti tarafından buna benzer atılmış adımlar, dindar kesim ile Akparti arasındaki makasın açılmasına sebep olmuştur. Alınan yanlış kararların panzehiri, İstanbul sözleşmesi gibi ucube kararlardan biran önce geri dönülmesidir. 

Recep Tayyip Erdoğan'a her türlü desteği veren, dindar insanların hassasiyetleri dikkate alınmadan alınan tüm kararların, mutlaka sosyo-politik bir bedeli olacaktır. 

Dolayısıyla mevcut koşulların daha fazla sürdürülemeyeceği, partiye duyulan sevgi yerini nefret ve öfkeye bırakacak ve İstanbul sözleşmesi gibi kabul edilen anlaşmaların, Türk aile yapısının çözülmesine vede toplumsal bir dizi travmalara yol açacaktır. İçinde bulunduğumuz şartların Akparti hükümeti açısından mutlaka yıkıcı sonuçları olacağının da ayriyeten bilinmesi gerekir. Yürürlükte bulunan Türk hukuk sistemiyle, her evli çifte tavsiye edilen 3 çocuk ve dürüst liyakat sahibi Ömerleri arzu etmenin ütopyadan öteye geçmeyeceğini de artık bilelim. 

"ALLAH'IM BİZİ VE NESLİMİZİ YAKITI İNSANLARDAN VE TAŞLARDAN OLAN, CEHENNEM AZABINDAN KORU." Amin

Selam ve Duayla 

 



YAZARLAR