Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ramazan DEVECİ


Müslüman Ahlak İlişkisi ve Riya, İhlas Arasına Sıkışan Amellerimiz ..

Yazarımız Ramazan Deveci'in "yeni" yazısı...


Ahlak huy anlamına gelir. Ahlak insanın iyi ve kötü huylarının davranışlarının bütünüdür.

Ahlaklı olmak insanın doğru, güzel ve iyi davranışlarda bulunması; yanlış, çirkin ve kötü davranışlardan uzak durmasıdır. Bu insanın fıtratındaki temizliğin ve güzelliğin gereğidir.

İnsan fıtratında çamurdan kaynaklanan nefsani özellikler olduğu gibi Allah’ın ruhundan kaynaklanan ilahi özelliklerde vardır. İnsan bu özelliklerinin etkisiyle iyi ya da kötü davranışlar gösterebilir.

Temel ahlaki özellikler evrenseldir. Yalan söylemek, hırsızlık yapmak, zina etmek, temiz insan fıtratının kabul edebileceği bir şey değildir ve ahlaksızlıktır. Tüm toplumlar ve tüm dinler ahlaklı dürüst güvenilir insanları övmüşlerdir.

Bugün ne yazık ki Müslümanlar ahlaki zafiyetler yaşıyorlar… Toplumda Müslüman’a dindar insana olan güven azalmış bulunuyor eskiden 80 li 90 lı yıllarda Müslüman dindar insana bir güven vardı, Dindar insan; çalmaz, haksızlık yapmaz, sözünde durur denirdi. Halbuki bugün bu sözler söylenmiyor çünkü süreç dindar gözüken insanlara olan bu güveni yıktı.

Bu güvenin yıkılmasının en büyük nedenlerinden biri dindar bilinen insanların, İslami cemaat bilinen yapıların güce, iktidara, makama, paraya sahip olunca ahlaklı bir duruş ortaya koyamamasıdır. İktidara ve güce sahip olmak yada sahip olduğu iktidarı korumak adına her türlü haksızlığı yapabilmesidir.  Üstelik yapılan bu haksızlıklara İslami kılıflar bulup cemaatin maslahatı yada devletin menfaati gibi mazeretler üretilmesi bu güvensizliği daha da arttırmıştır.

İktidar gücüne sahip dindar bilinen insanların liyakat ve adaleti değil tarafgirliği esas alması bu güvensizliğin diğer bir nedeni olmuştur.

Müslümanların yeniden bu güveni kazanmaları gerekiyor…

Bir söz vardır namaz beş vakit ahlak 24 vakit farzdır diye…

Güzel Ahlak en büyük salih ameldir.

Salih amel Allah için Allah’ın razı olacağı davranışları yapmaktır. Emin ve güvenilir insan olmaktır. Sözünde durmak, borcunu vaktinde ödemektir. Emanete hıyanet etmemek, hasetten riyadan sakınmaktır. Kibirli olmamak, mütevazi olmaktır.

Hepsinden önemlisi adil olmaktır. Tanıdığına torpil yapmamak, düşmanına bile yapılsa haksızlığa karşı çıkmaktır.

Amellerinde davranışlarında dünyevi arzulardan sıyrılmak, riyaya düşmemek yaptığını Allah için yapmaktır.

Mazlumun yanında olmak zalime karşı durmaktır. İlahi vahyin bir insana daha ulaşması, Kuran’ın doğru anlaşılması için çaba sarf etmektir. Bir karıncaya, bir çiçeğe, bir insana eziyet etmemek, bir gönül kırmama hassasiyeti yaşamaktır.

Allah’ın resulü gibi kendi elbisenin söküğünü kendin dikmektir. Eşine çocuklarına eziyet etmemektir. Anneye babaya saygısızlık yapmamaktır.

Bu güzel ahlakı vasıflara sahip olmadan Allah’ın istediği gibi bir Müslüman olmak mümkün değildir. Sadece şekilsel ibadetler yerine getirilerek iyi Müslüman olunmaz.

Cemaatlerin ve siyasi yapıların oluşturduğu yıkımları ancak şahsi ahlaki faziletleri çoğaltarak aşabiliriz.

Allah resulü “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurur. Rabbimizde Kalem suresi 4. Ayette Peygamberimizin yüce bir ahlak üzere olduğunu ifade eder.

Peygamberimiz daha peygamber olmadan önce içinde yaşadığı toplumda emin güvenilir bir insan olarak parmakla gösterildiğini unutmayalım.

Allah resulü yaşadığı tüm hayat boyunca ahlakın en güzel vasıflarına sahip oldu. Ve ümmetine bu güzel vasıflara sahip olmaları gerektiğini hatırlattı. O ahlakın erdemliliğine sahip olmayanların yaptıkları ibadetlerin bir kıymetinin olmayacağını söyledi. Ve ümmetine hep güzel ahlakı erdemli davranmayı tavsiye etti.

Allah resulünün ahlakı Kuran’dı. O yaşayan bir Kuran’dı. Çünkü erdemli olmayı, yardımsever olmayı, güvenilir olmayı, yalan söylememeyi Kuran emretmektedir.

Kuran; kıldığınız namaz sizi haksızlık yapmaktan kötülük yapmaktan alıkoymuyorsa boşa namaz kılıyorsunuz diyor. Bir yetimin başı okşamıyor, bir yetimi gözetmiyorsanız, boşa namaz kılıyorsunuz demektedir.

Maun suresi Yetimi hor görüp, yoksulu doyurmadıktan sonra kılınan namazın bir anlamı olmayacağını söyler.

Adaleti  gözetip adaletsizliklere karşı çıkmıyorsanız yine çokça ibadet ediyor olmanızın bir kıymeti yoktur.

Buda gösteriyor ki İslam da esas olan güzel ahlaktır. Güzel ahlaka erdemli davranışlara sahip olursak ancak kıldığımız namaz bir anlam kazanacaktır. Sahibine güzel ahlak kazandırmadığı sürece namaz anlamsız bir rütüel olacaktır.

Hz. Peygamber Tebük seferinden dönüşte ashabına şöyle buyurmuştu: "Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz"

Bu hadisinde Hz. Peygamber, en kalabalık bir ordu ile katıldığı Tebük seferini "küçük cihad" olarak vasıflandırırken; nefse karşı verilecek mücadeleyi "büyük cihad" olarak nitelendirmektedir.

Nefis ile cihad çok önemlidir zira nefsimiz bizi kimi Salih amellerimize dünyevi beklentiler sokarak hüsrana uğrata bilir.

Bazen hayır için yaptığımız, salih amel düşüncesi ile ortaya koyduğumuz kimi çabalarda bile dünyevi beklentiler içerisine girebiliyoruz. Beğenilme duygusu ve  insanlardan itibar görme beklentisi ile  ibadetlerimize riya bulaştırarak, ibadetlerimizi heder edebiliriz.  Son dönemde yapılan kimi iyiliklerin sosyal medyada çokça paylaşılması böylesi bir riski artırmaktadır.

Evet iyiliklerin paylaşılmasının iyilikleri arttırmak gibi bir olumlu etkisi var. Ancak amellerimize riya karışması riskini de artırdığını unutmayalım. Ve kalbimizi böylesi bir fitneden her daim koruyalım.

Birde sosyal medyada paylaşmadığımız  sadece Allah’ın ve bizim bildiğimiz iyiliklerimiz olsun.

İnsanız ve beğenilme duygusu hepimizde var. Konuştuğumuzda bizi kaç kişinin dinlediğini, yazdığımızda bizi çok kişinin okumasını çok önemsiyoruz…

Yazılarımızın çok okunması çok mu önemli gerçekten. Konuştuğumuzda bizi binlerce veya yüzlerce, veya onlarca insan dinlese bizim için ne fark eder. Önemli olan doğruları konuşmak değil mi yada öyle olası gerekmiyor mu?

Beğenilme ve taktir edilme duygusu ile Benim endişem bu kaygının nerede ise Allah için bir şeyler yapmanın önüne geçmiş olmasından kaynaklanıyor. Bu durum Salih amellerin manevi getirisini tüketecektir. Yarın hesap gününde müflis tüccarlar konumuna düşeceğiz.

Bize düşen yaptığımız işin Allah için en güzelini, en doğrusunu yapmaya çalışmaktır. İşin merkezine insanları değil Allah’ı koymaktır. Bunun içinde oportinist mantıktan kurtulmamız gerekiyor. Bunu ne kadar başara bilirsek o kadar dünyevi kaygılardan kurtula biliriz. Yaptığımız çalışmalar manevi bir ortam, manevi bir iklim oluşturmalı. Yazdığımız yazılar, yaptığımız konuşmalar bizi ve izleyicilerimizi ilahi bir havada buluşturmalıdır.

Ancak ihlasla yapıldığı zaman iyiliklerimiz sadece sosyal medya paylaşımı olmayıp bizim için cennet vesilesi olacaktır….

Kaynak: Ekran Gazetesi



YAZARLAR