Hasan ŞEREFOĞLU


Müslüman Toplumlarında Tekfir Hastalığı

Pazarda çekirdek satan bir çocuktan, ?namaz kılmıyorum? karşılığını alınca ?bunun babası kâfirdir? diyebilecek kadar seviyesiz ve sığ bir üslupla tekfir etmek basite indirgendi.


 ?Kim Müslüman kardeşine kafir derse muhakkak ki o kelime ikisinden birine döner. Kendisine kafir denilen insan kafirse söz onadır. Eğer kafir değilse, küfür söyleyenin üzerine döner.? (Buhari, Edep: 73) 
Özellikle seksenli yılların sonlarında gerek Türkiye´de gerekte İslam coğrafyasında, tercüme edilen eski eserlerin de etkisiyle genç Müslümanlar arasında yek diğerini tekfir etme alışkanlığı doruk noktasına ulaşmıştı. Günümüzde de bu alışkanlıklarını eskisi kadar olmasa da devam ettirmek isteyen kişi veya gurupların olduğunu görüyoruz.
 
Herhangi bir Müslümanı veya İslami gurubu tekfir etmek doğru bir yaklaşım değildir. Tekfir; İslam tarihi boyunca kişi ve gurupların elinde diğer guruplara karşı bir silah olarak kullanılmıştır. Görüş farklılığı ne olursa olsun, tekfir caiz değildir. Hz peygamber (a.s) kendisine yüce Allah (c.c) tarafında bildirilen münafıkların listesini sadece tek sahabesiyle paylaşmıştır. Onun da en önemli özelliği sır saklamasındaki üstün vasfıdır.  Hicretin ilk asrından günümüze dek,  hangi İslami yorum ve düşüncenin, insanı dinden çıkardığını bu güne kadar hep tartışılır olmuştur. Tekfir hastalığı yüzyıllardır İslam toplumlarının birleşmelerinin önünde en büyük engeldir. Tekfircilik anlayışı Müslüman cemaatleri içten içe kemiren bir virüs olmuştur.
 
İslam uleması genel manada tekfir mevzuunu kesinlikle caiz görmemişlerdir. "La ilahe illallah Muhammed en Resulullah" diyen hiç kimsenin tekfir edilemeyeceğini beyan etmişlerdir ve kişiyi Müslüman olarak görmüşlerdir. Genelde tekfir hadisesi ilimde sığ olanlar ve genç Müslümanlar tarafından gündeme getirilmektedir. İlim ehli olmayan bir kısım genç Müslümanların böyle bir hakkı yoktur, Müslüman fertlerin İslami konularda yetkin alimlere müracaat etmeleri gerekir. Aksi halde ümmet ayrılık hastalığına düçar olur. Müslümanlar arasındaki dindeki yorum farklılıkları ve kadim otoriter monarşilerin sırf kendi iktidarlarına payanda olarak gördükleri bazı mezhep ve o mezhep ulemasını kendi yanlarında görmek istemeleri ve diğer mezhep imamlarını ötekileştirmeleri neticesinde oluşan dini yorum farklılıkları günümüz Müslümanlarının yekdiğerini tekfir etmesine sebep olmamalıdır. İslami yorum farklılıkları bizlerin aynı safta olmasını engellememelidir. 
 
Kitlesel bazda tekfir hadisesi hariciler zamanında, Hz. Ali ile Maviye arasında yaşanan "Hakem olayından sonra, "Hüküm Allah´ındır. Dolayısıyla bu Hakem olayına karışan, bu olayı kabul eden herkes kâfir olmuştur" sözüyle ortaya atılan temelsiz, çarpık bir anlayıştan doğmuştur. Hariciler bu çarpık anlayış istikametinde İslam toplumunda bir terör havası estirdiler, kendileri gibi düşünmeyenleri tekfir ettiler. Bu da İslam toplumda büyük bir tepki ve infial meydana getirdi. İlk kez dinsel gerekçelerle kitleler birbirlerine kılıç çektiler.
 
Hariciler, savundukları inançlarına ve bu inançlar doğrultusunda ileriye sürdükleri dini yorumlara taassubu bir inatla bağlıydılar. Akidelerini gözü kara bir üslupla savunan gayet dindar gözüken bu fırka, İslami yorumlarından olağanüstü hükümler çıkaran ifrata düşmüş gruplardı. Bu aşırıya kaçmış insanlar fikirleri doğrultusunda, gayeleri uğruna can siperâne bir tarzda çekinmeden ileri atılırlar ve savaşırlardı...
Hariciler sözü edilen hakem olayına karışan ve hakemlerin verdiği hükme razı olan bütün sahabeleri kâfir olarak görürlerdi. Dolayısıyla bu sahabelerden gelen rivayetlere de itibar etmezlerdi. Bu işi o kadar abartılar ki giyim kuşamından, ya da söylediği şarkılardan dolayı insanları tekfir edip öldürdüler.
Hariciler "Ba hükme illa lillah? yani; ?Hüküm ancak Allah´ındır" sözüne saplanıp kaldılar. Bunu bir dini düstur sayıp kendileri gibi düşünmeyen Müslümanlara karşı kullandılar. Hz Ali´ye ve taraftarlarına karşı daima bu sözü söylediler. Hz Ali onların bu sözüne karşın şöyle buyurmuştur. "Doğru bir söz, fakat bununla batıl murad olunuyor, bunu kötüye kullanıyorlar. Evet, hüküm yalnız Allah´ındır. Fakat bunlar amir¬lik ancak Allah´ındır, diyorlar, insanlar için doğru veya sapık bir emir lazımdır. Onun emri altında mü´min amel eder, kâfir de fay¬dalanır. O vergiyi toplar, düşmanla çarpışır, yollarda emniyet ve asayişi sağlar, zayıf´ın hakkını kuvvetliden alıverir, böylece hayırlı olan kimse rahata kavuşur, fâcirden kurtulmuş olunur."
 
Tekfirci akım; Ortadoğu´daki diktatör yal rejimlerin ve onların zalim idarecilerinin baskıcı yönetimlerindeki zindanlarda neşet etmiş bir akımdır. Özelikle Mısır ve Ürdün´deki zindanlarda daha çok taraftar bulmuştur. Özellikle zindanlarda baskıya, işkenceye muhatap olmuş ve ülkesi dışında sürgün hayatına mecbur edilmiş Müslümanların düşünce ufkundan doğmuştur. Haksızlıklara maruz kalmış bu Müslüman kitlelerin, kendilerine bu zulmü reva gören Müslüman ülkelerdeki batı yanlısı rejim savunucularının konumunu ve yaptıklarını tartışmış neticede ortaya çıkmış bir fikri akımdır. Fakat işin kontrolü kaçmış laletayn başka bir hizbe mensup Müslüman fertleri de tekfir etmişlerdi. İş o boyuta vardırıldı ki başı açık olarak ölmüş bir bayanın küfre girdiğini ve ebediyen cehennemde kalacağını dahi iddia etmişlerdi.
 
Sözü edilen guruplar tekfirci görüşlerini; şer´i kaidelerden, ilmi delillerden ve nebevi metottan çok, intikam ve cezalandırma mantığıyla oluşturmuşlardır. Bu akımın temelleri zindanlarda ve sürgünlerde atılmıştır. Bu realitenin bilinmesi, hareketin neden çıktığını bize öğretmesi açısından önemlidir. 
 
İslami cemaatlerin mensupları belki de emperyalizmin de kışkırtmasıyla birbirlerini insafsızca tenkit etmekle kalmayıp yekdiğerini tekfir ediyorlar. Birbirlerini özelikle mezhepsel bazda İslam çizgisinin dışında görüyorlar bu da Müslümanların vahdeti açısında son derce sakıncalı bir gelişmedir. Bir takım söylemlerle, birbirlerini en ağır ithamlarla yerin dibine batırmaya çalışıyorlar. 
 
Hala belli mihrakların yönlendirmesiyle kimi kesimler, İslam dairesi içerisinde sadece dört mezhepten söz etmektedir. Kendilerini bu dört mezhebin dışında sayanları, İslam dairesi dışında görmeleri yadırganacak bir davranıştır. Uluslararası istikbarın paralelinde Müslümanların bir kısmını sırf farklı mezhep ve fırkalara mensubiyetlerinden ötürü tekfir etmeleri ve öldürmeleri manidardır. Müslümanlar olarak kimlikleri ne olursa olsun bu tür akımların içerisinde yer almış olan fertlerin bu hadiselerin içerisinde yer almaması gerektiğine inanıyoruz.
 
Pazarda çekirdek satan bir çocuktan, ?namaz kılmıyorum? karşılığını alınca ?bunun babası kâfirdir? diyebilecek kadar seviyesiz ve sığ bir üslupla tekfir etmek basite indirgendi. 
 
Elbette hiçbir kimse tekfir edilemez diye bir mana çıkarılmamalıdır yazımda. Küfrü zahir olan birini Müslüman saymak dinen sakıncalar doğurabilir. Aksi halde Mürcie´nin düştüğü hataya düşebiliriz. Bu fırka mensupları şöyle dediler: "Bir kimse mümin; olduğunu söyledikten sonra artık işleyeceği hiç bir kötülük ve günah kendisine hiç bir zarar vermez. Biz, günahkar müminlerin Cehennem´de azap göreceğini kabul etmeyiz? derler.


YAZARLAR