Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nejdet DEMİREL


MUHAMMED SULTAN ALPARSLAN KİMDİR?

Yazarımız Nejdet Demirel'in 'yeni' yazısı...


Sultan Alparslan'ın tarihin tozlu raflarında kalmış, pek fazla bilinmeyen ve İslam toplumunun bir nevi kaderini belirleyecek bir kaç özelliğine dikkat çekmek istiyorum. Öylesi üzücü bir durumla karşı karşıyayız ki, tarihe mal olmuş bu şanlı komutan ve devlet adamı'nın asıl ismi dahi çoğumuz tarafından bilinmez. Hadi onu geçtik, sultan Alparslan'ın tarihin seyrini değiştiren "Şii Fâtımiler devleti" ile olan mücadelesi, kitaplarda kendisine olması gerektiği kadar yer bulamamıştır.

Selçuklu sultanı Çağrı beyin oğlu olan Alparslan, 20 Ocak 1029 tarihinde dünyaya gelmiştir. Asıl ismi pek bilinmesede "Muhammed Alparslan'dır." Amcası Tuğrul bey'den sonra 27 nisan 1064'te tahta çıkmıştır. Alparslan henüz küçük yaşlardayken babası Çağrı bey'in hastalanması üzerine devlet yönetimini geçici bir süre ele alarak, büyük tehlike arz eden Gazneli saldırılarını durdurmayı başarmış ve  Karahanlı beyliğine karşıda büyük bir zafer elde etmiştir. Bu başarıları Küçük yaşlarda olmasına rağmen, kendisine büyük itibar ve şöhret kazandırmıştır.

1064'te tahta çıktığında ilk iş olarak kendisine yapılan isyanları bastırmakla işe koyulan Muhammed Alparslan, ümmetin başına bir karabasan gibi çöken, Şii Fâtımiler devleti'nin ortaya çıkardığı tehlikeyi görmüş ve bu doğrultuda bir dizi tedbirler alma yoluna gitmiştir.

Asıl dikkat çekmek istediğimiz konu burdan itibaren başlıyor. Sultan Alparslan'ın Şii Fâtımiler devleti ile olan mücadelesi, Malazgirt'te 10 ağustos 1071'de Romen Diyojen komutasındaki Bizanlara karşı kazanılan savaş kadar önemli olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum.
Nedenine gelince :
Şii Fâtımi hanedanı Ubeydullah Sa’id tarafından Mısır topraklarında kuruldu. Kurucusunun ismine nisbetle Ubeydiler denildi. Soylarının hazreti Fatıma’ya dayandığını iddia ettikleri için Fâtımiler adını aldılar. "Kuzey Afrika, Mısır, Filistin ve Suriye’de" 910 -1171 seneleri arasında yaklaşık 270 yıl hüküm sürdüler.
Şiilik inancının İsmâili'ye koluna dayanan ve daha çok şii itikadı'nın batini yönünü referans alan Fâtımi devleti, Abbasi halifesinin savaşlar ve iç çekişmeler sonucu zayıflayan devlet yapısından faydalanarak, Mısır'da ikinci bir hilafet merkezi kurmayı başarmışlardır.

Fâtımi devleti yayılmacı siyaset anlayışını iki ana eksen üzerine inşa etmiştir.
1- Özel olarak yetiştirilen Dâiler (tebliğ eden kişiler) vasıtasıyla gidilen beldelerde insanlara, şiilik öğretisi anlatılarak demokrafik yapı Fâtımi'ler lehine değiştirilmeye çalışılmıştır.
2 - Propoganda yapılan yerlerde istenilen taraftar kitlesi oluşturulduktan sonra, askeri operasyonlar yapılarak, O bölgenin kontrolünü ele alınıyordu. Bu tarz yöntemler kullanılarak, Abbasi halifesine bağlı pek çok bölge üzerinde otorite kurulmuş ve Fâtımi devlet başkanı adına hutbe okutulup sikke (madeni para) basılmıştır.

Fâtımi'ler açtıkları pek çok eğitim kurumlarıyla şiiliği yaymaya çalışmışlardır. Yetiştirilen dâiler vasıtasıyla farklı beldelerde, ehli beyit adı altında faliyetler yürütülmüş ve  insanların dini duyguları istismar edilerek kandırılıp taraftar yapılmıştır. Fâtımi yayılmacılığı'nın çok tehlikeli boyutlara ulaştığını gören, Sultan Alparslan mücadelenin yanlızca askeri tedbirlerle yeterli olmayacağını görerek eğitim alanında adımlar atmaya karar vermiştir. Özellikle veziri Nizâmülmülk'ün tavsiyesine uyarak, Ehli sünnet ekolünü savunucak binlerce Alimin yetişeceği Nizamiye medreseleri'nin kuruluşuna bizzat öncülük edecektir.

Orta Çağ İslam dünyasının en önemli eğitim ve öğretim kurumlarından biri olan Nizamiye Medreseleri, Selçuklu veziri "Nizâmülmülk" tarafından devrin sapık düşüncelerine karşı İslam itikadını korumak amacıyla temelleri atılmıştır diyebiliriz. Nizâmülmülk, halkı Şii bâtıni düşünceye karşı korumak ve Ehli Sünnet akidesini güçlendirmek için, ülkenin her tarafına bu medreselerden açılması için Sultan Alparslanı özellikle teşvik etmiştir. Yeri gelmişken değinmeden geçmiyelim, Alparslan'dan sonra yerine geçen oğlu "Sultan Melikşah," Nizamiye Medreseleri'ne olan destek ve katkısı unutulmamalıdır. Devletin tüm imkanları bu medreselerin varlığını sürdürmesi için seferber edilmiştir. Şii Fâtımi devletinin sapık İslam anlayışının sebep olduğu fitne ateşi, Kudüs fatihi "Selahaddin Eyyubi" tarafından Fâtımi devletini yıkarak son noktayı koymasıyla tarihteki serüvenini tamamlamıştır.

Kaderin cilvesine bakın ki,
Sultan Alparslan kuşatıp teslim aldığı berzem Kalesi’nin komutanı Yusuf tarafından şehit edilecektir. Vezirlerin veziri Nizâmülmülk ve Sultan Melikşah ise, Şiiliğin bir kolu olan Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşiler tarafından şehit edildiğini tarihi kaynaklardan öğrenmiş olacağız.
"Rabbim bu değerli devlet büyüklerimize merhametiyle muamelede bulunsun ve onları Cenneti alaya dahil etsin inşallah."

Gelelim sonuca, Allahu alem, eğer Sultan Alparslan ve büyük veziri Nizâmülmülk yukarıda anlatmaya çalıştığımız, çok kritik öneme haiz adımları atmamış olsalardı, şimdi belki şunu konuşuyor olacaktık. "Dünya'da 300 milyon civarında Sünni müslüman'ın varlığına karşı, sahabeye küfür eden, peygamberin eşine kem gözle bakan, sapık bir itikat anlayışını benimseyen, 1,5 milyara yakın Şii taraftarı'nın varlığını görmek pekala mümkün olacaktı.

Ordinaryüs profesör tarihçi Fuat Köprülü, bu meyanda tespitler yapmıştır. Özetle şöyle diyor.
"Selçuklu hükümdarları "Şii Fâtımiler devletine" karşı Abbasi halifesine yardımcı olup destek vererek, Sünni İslam anlayışını büyük tehlikelerden korumuşlardır.

ALLAHIM BİZLERİ GAZABA VE SAPIKLIĞA UĞRAYANLARIN ŞERRİNDEN KORU. (AMİN)

"selam ve dua ile" 



YAZARLAR