Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


Muhafazakârlık ve Değişim İmkânı

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın "yeni" yazısı...


İnsanlık tarihi göz önüne alındığında değişim ve dönüşüm taleplerinin daima muhafazakâr bir tepkiyle karşılaştığını görüyoruz. Bu durumun kökeninde muhafazakârlığın değişim ve dönüşüm karşısındaki çekingen, ürkek, çoğunlukla da reddedici ideolojik tavrı bulunmaktadır.

Muhafazakârlığın devrim gibi kökten değişimler karşısında olumsuz bir tavır geliştirdiği açıktır. Bu durumda kökten değişimi amaçlayan her devrimci hareket muhafazakârlığın sert duvarına çarpar.

Öte yandan muhafazakârlık, bütün diğer ideolojilerle çeşitli düzlemlerde ortaklıklar kurduğundan durum daha da karmaşık hale gelmektedir. Bu anlamda Kemalist, dindar, milliyetçi, liberal ve sol muhafazakârlıktan söz etmek mümkün. Bu durumun oluşmasının en önemli nedeni, başlangıçta devrimci de olsa iktidarı ele geçiren ideolojinin zamanla muhafazakârlaşmasıdır. Bu durumda iktidar ile muhafazakârlık arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmek gerekiyor.

Muhafazakâr zihin eleştirmeyi, okumayı, müzakereye ve tartışmayı sevmez. Geçmişin büyülü dünyasına sığınır ve oraya dönük her eleştiriyi tehdit olarak algılar. Düşünmek yerine tekrar etmeyi öne çıkarır. Çünkü tarih, örnek alacağımız kalıcı değerlerin yaşanmasına ve günümüze kadar taşınmasını izin vermiştir. Bu ayıklama süreci, toplumun örnek alacağı değerleri de oluşturmuştur. Bu değerler tarihin süzgecinden geçerek günümüze kadar gelmiştir.

Muhafazakâr, geçmişte yazılan eserlere sıkıca bağlıdır ve onun aşılamayacağını söyler. Bu yüzden muhafazakâr metin merkezli ve kişi merkezli okuma yapmayı tercih eder. Aklını işlevsel kullanmak yerine geçmişin hurafelerine, üretilen ve tekrar edile edile bugüne gelen bilgilerine sığınmayı yeğler.

Bu yüzde muhafazakâr zihin Kur’an’a da literal okuma ve dinleme üzerinden yaklaşır. Anlam merkezli okumak onun uzağına düşer. Muhafazakârlık, dinin özü yerine tarihte yaşanmış pratiği ile daha çok ilgilenir ve onu kabul edilebilir temel veri olarak görür. Buradan çerçevesini hurafe ve tarihsel pratiklerin çizdiği bir tutum ortaya çıkar. Aslına bakılırsa bu tutum muhafazakârlığın en büyük zaaflarını oluşturur. “Hurafeler, kutsalcılık, fetişizm gibi tutanaklar ve sınırlar içerisinde kendini rahatlatmak, yeni bir değer üretmektense Eskil değerlere tapınmak; bir kitabı okumaktansa kutsallaştırmak, bir fetiş gibi öpüp başına koymak, bir insanı anlamak ve hatta eleştirmektense ondan büyülenmek ve hatta ona adeta teslim olurcasına bağlanmak ya da bir hatası veya çizginin dışına çıkması halinde katline ferman istemek muhafazakârlığın zaafları.” (Ümit Aktaş, Geleceğe Seslenenler, Çıra yayınları, s: 229)

Ümit Aktaş’ın muhafazakârlığı değerlendiren bu satırları, bu tavrın İslam geleneğinde de bir hayli etkin olduğunu gösteriyor. Bugün yaşadığımız tartışma ve tavırların altında da geniş ölçüde muhafazakâr tavır bulunuyor.

Hz. Peygamber’in Mekke’de mücadeleye giriştiğinde, ilk ve en keskin muhaliflerinin muhafazakârlar olduğunu görüyoruz. Onlar yaşadıkları tarihe ve geleneğe aykırı olarak değerlendirdikleri için Hz. Peygamber’e karşı çıkıyorlardı. Mekke muhafazakârlığı, Hz. Peygamber’i kendi düşüncelerinin sınırına çekmek için çeşitli teklifler yaptıklarını biliyoruz. Aslında onlar Hz. Peygamber’in öncülüğünü yaptığı mesajın içeriği ile ilgilenmiyorlardı. Asıl ilgilendikleri o mesajın toplumsal yapıdaki değişim iddiası ve potansiyeli ile ilgiliydi. Bu durum onları bulundukları konum itibarıyla fazlasıyla rahatsız ediyordu. Bundan dolayı, toplumsal bütün güçlerini kullanarak, kendi konumlarını tehlikeye düşürecek mesajın topluma ulaşmasının önünü kesmeye çalışmışlardır. Türkiye’de yaşayan muhafazakâr aydınlar da toplumsal yapıyla ve tarihsel bakiye ile harmanlanmış bir dindarlığı öneriyorlar. Dahası temel iddiaları mevcut toplumsal yapıyı değiştirecek bir dini anlayış değil, tam tersine onu tahkim edecek ve onaylayacak bir din anlayışı kabul edilebilir görüyorlar. Burada amaç dini toplumsal yapıyı onaylayan bir araç haline getirmektir. Bu anlamda muhafazakârlık, dini, toplumsal yapıyı destekleyecek bir araç olarak görmektedir.

İslam, insanlığın son çevriminde yeni bir kurtarıcı öğreti ortaya çıktığı ilk anda muhafazakârların keskin tepkisiyle karşılaşmıştır. Bu anlamda İslam’ın en büyük karşıtları Mekke toplumunun önde gelen muhafazakârlardır. Bugün yaşadığımız aktüel dünyada da bu durum değişmemiştir. Muhafazakârlık her yenileşme talebinin önüne tarihte yaşanmış ve toplum tarafından kabul görmüş pratiği çıkarır. Gelenek, muhafazakârlığın en güçlü silahıdır. Oysa bilinmektedir ki, gelenek, çoğu kez yenileşme çabasının önünde engeldir.

Gelenek tümüyle reddedilecek kategorik bir alan değildir. Geleneğin içinde vahyi değerlerinde yeri vardır. Bu yüzden İslam geleneği tümüyle reddetmez. Gelenek içinde İslam’ın temel değerleriyle uyumlu unsurlar bulunmaktadır. Ancak gelenek steril, olumsuzluklardan arınmış bir değerler kümesi değildir.

Açık olan şu ki, her yenilik ve ihya çabası, sonuçta toplumun muhafazakâr değerleriyle hesaplaşmaya girecektir. Bu hesaplaşmada toptan kabul ve toptan ret tavrından uzak durmak gerekmektedir.

 

Kaynak: farklı Bakış

YAZARLAR