Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


MODERN İNSANIN DRAMI

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın "yeni" yazısı...


Modern hayat, kendine özgü felsefi anlayışı dolayısıyla, tüketim kültürü istekleri o kadar kışkırttı, tüketimi o kadar cazip hale getirdi ki, ahlaka, kanaate ve şükre yer kalmadı.

Modern insan daha çok imkana daha çok tüketmek için sahip olmak istiyor. Bu süreç onu giderek doyumsuzluğa itiyor. Bu kısır döngüden ancak kanaat, şükür ve başkalarına yardım ederek çıkabilirsiniz.

Zenginleşen ve sınıf atlayan kibirli muhafazakarların beş yıldızlı otel, lüks tatil, havuzlu villalardaki tatil fantezilerinizi yayınlamaları ne tür bir kompleksin ürünüdür. Bu tür insanlar eve döndüğümüzde Hz. Ömer'in adaleti ve Ebu Zer paylaşımları ile vicdanlarını rahatlatmaya çalışmaları mümkün olmayacak.  Kuşkusuz bu tavır köy modernleşmesinin oluşturduğu kompleksin tipik örneğidir. Geldiğimiz nokta çapkın ve doyumsuz muhafazakarların savrulduklarını gösteriyor.

Bu konuya en çok dikkat çekenlerden biri de Mustafa Kutlu’dur. “Ha şunu söyleyenler olur. Lüksün hududu nedir? Neyi lüks sayacağız?
O kadar da karanlık bir mesele değil. İki kişisiniz. Bir karı bir koca. İki katlı, sekiz on adası olan, havuzlu bir villa nedir? Lükstür. Eğer bu ülkede insanların kahir ekseriyeti başını sokacak bir konut bulamıyorsa; sizin şu villa lükstür.
Bir geline bir düğünde zavallı kızın taşımayacağı kadar altın takmak hem görgüsüzlük hem de lükstür. Hakkında üç beş yazı yazdığım büyük otellerin açık büfesi lükstür. " (Mustafa Kutlu /Vitrinde Olmak) Ne yazık ki, Müslümanlar inançları ile hayatları arasında önemli bir farklılaşma yaşıyorlar. Bu farklılaşmayı da zamanın ruhu kavramıyla rasyonelleştirmeye çabalıyorlar. İdealleriyle, inançlarıyla hayatları arasındaki açı farkının giderek arttığını görmezden geliyorlar.

Sanıyorum modernitenin yeryüzü cenneti yaratma düşüncesi bazı Müslümanları da derinden etkilemişe benziyor. Herkesin mutlu olduğu cennet bu dünyada değildir. Bu dünya cenneti kazanmak ve asıl yurdumuza dönmek üzere çelişkilerle dolu bir mücadele alanıdır. Dünyayı çelişkilerden arındırmak –Marksizm’in iddia ettiği gibi sınıfsız bir dünya yaratmak" mümkün olamayacağına göre, herkesin amacı Kutsal kitabın gösterdiği doğrultuda yaşamını devam ettirmektir. İnsanın değeri nerede durduğu ve hangi değerler uğruna mücadele ettiği ve bu değerlerin vahiyle ne kadar uyumlu olduğu ile ilgilidir.

Günümüzde Allah, sadece kafirlerin değil, bizzat dindarların da hayatının merkezi bir değeri değil. Bu yüzden dindar olan ile dinsiz olan arasındaki mesafe giderek daralıyor. Dindar olanlar giderek sekülerleşiyor ve hayatlarını giderek dinin uzağında yaşıyorlar. Dini hayatlarına uygulamadıkları için yaşadıkları hayatı meşrulaştıracak bir dini anlayış üretiyorlar. Hayatın sonlu olduğu gerçeği dindarı korkutuyor. Sonlu hayatta olmanın sahip olmaktan çok daha iyi bir değer olduğu unutuluyor. İnsan sahip olmakla mutlu olacağına inanıyor. Biriktiriyor insan, vermenin azaltıcı olduğundan korkuyor. Sonlu hayatı sonsuz bir tasarıma dönüştürüyor insan. Oysa hayatın sonlu olduğu gerçeği bir emniyettir. Kemal Sayar’ın ifade ettiği gibi, insanın uzun yaşama isteği, tıp bilimini kışkırtıyor. Oysa tıp yaşamı değil, ölümü uzatıyor. Bu da doğallığı bozuyor.

Öte yandan Müslümanların önünde önemli bir sorun var: “Moderniteyi temel alıp İslam'ı ona göre mi yorumlayacağız; yoksa İslam'ı temel alıp modernitenin felsefi anlayışını analiz edeceğiz?” Bu sorunun çözümü Müslümanların konumunu belirleyecek kadar önemlidir. Bu sorunun çözümü, Müslümanların moderniteye eklemlenerek, yeni ve farklı bir dünya arayışının sona erip erdiğini göstermesi açısından da önemli olacak.

Hiç kuşku yok ki, gelenek ve modernitenin varlık, bilgi ve ahlak anlayışı ile hesaplaşmadan sağlıklı bir İslam düşüncesi inşa edilemez. İslam düşüncesinin önünde bir yandan donmuş geleneğin mirası, öte yandan farklı bir felsefeden hareket eden modernitenin varlık ve ahlak anlayışı var. 

Arzu ve istekler sınırsız, zaman ve imkan ise kısıtlı. İnsanoğlu’nun yaşamının sınırlı olması, isteklerine ulaşamama endişesini artırıyor. Bu endişeyi ortadan kaldıracak iki davranış biçimi vardır: Kanaat ve şükür. Kanaat ve şükür, sınırsız isteklerin olduğu fenomenler dünyasındaki en büyük silahlarımızdır.

Ne diyordu irfan ehli: " Çok isteyen fakirdir." Bizi kurtaracak olan kanaattir. Felaketimiz ise isteklerimizin sürekli peşinden koşmaktır.

 

Kaynak: Her Taraf



YAZARLAR