Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nevzat KAYA


Modern Gencin Dramı

Nevzat Kaya'nın yazısı;


Günümüz Müslümanlarında Allah'a gerçek manada teslim olmadaki hasbilik neredeyse tükenmiştir.

Ne kadar farkındayız bilmiyorum ama İslam'ı olması gereken tanımı olan "sadece teslim olmak" gibi bir tanımlamanın yanında, gitgide artan pazarlıkçı bir ahlak anlayışını da buna ortak ediyoruz.

Yani teslim olmakla birlikte, bu teslimiyetin yanında birşeyler de ummakta ve beklemekte bulunuyoruz.

Oysa ki, ilk müslümanların nasıl iman ettiğine baktığımızda saf, katıksız, pazarlıksız olan bir teslimiyeti görürüz.

Kimse iman ettiği anda hayatında bir takım dünyalık beklentilerin olacağı zehabıyla imana adım atmış değildir.

Telafisi mümkün olmayacak bir tehdit karşısında boyun eğmek, teslim olmak şeklinde tezahür eden ilk iman basamağı, arkasından katıksız, menfaatsiz ve pazarlıksız bir sebatın vesile olduğu bir hidayetin serüveniyle tanımlıdır.

Günümüz gençliğinde artık dışa akseden bir problemi görmemek mümkün değil.

O da, iman iddiasında bulunanların, bu iddialarının üzerine bir anlam katamadıklarında, bir müddet sonra bu iddialarının pasif bir duruma düşmesi gibi vahim bir tablonun ortaya çıkması halidir.

Bu vahametin ardından gelen manevi boşluğu dolduracak aktivitelerden uzak durmalarından kaynaklanan, bir geri tepme diyeceğimiz inançsızlık sendromuyla karşı karşıya kalıyorlar.

Çünkü iman statik değildir. Sürekli dinamik ve ileriye doğru bir ivme içinde olmalıdır.

Manevi bir enerji ile beslenmezse önce solar, sonra da o solmanın getireceği bir duyarsızlıkla ortadan kalkmaya yüz tutar.

Maalesef bugün deist ya da ateist dediğimiz bir neslin, Müslüman toplumun içinden çıkmasının temel nedeni olarak bunu görüyorum.

Özellikle eğitim düzeyi yüksek kesimlerin içinden böylesi bir durumla karşı karşıya kalınmasının temel nedeni şununla ilgili olabilir.

Geleneksel manada müslüman olduğunu iddia eden gençliğin, bunun üzerine bir bilinç inşa edemediklerinde, kendi iç dünyalarında etkisi olmayan, harekete geçirmeyen bir pasifliğe düştükleri kesindir.

Buna binaen kendileriyle ilgili eğitim süreçlerinde bu pasiflikten kaynaklanan boşluğu, sağlam bir zemine oturtulmamış seküler öğretilerle doldurmaya başlamaları tehlikeli gidişatın başlangıç merkezi oluyor.

Hatta bir çoklarının "daha önce müslümandım ama hayatımda bir değişiklik olmadı ya da hayatıma bir katkısı olmadı" şeklindeki savunmaları, pazarlıkçı bir yaklaşımın karşılıksız kalmasından kaynaklanan bir gidişatı tanımlıyor.

Bundan sonrası nefsin ayartılarının marifetleriyle ifade edebiliriz.

Seküler öğretilerden tutunda, şeytanın vesveselerine kadar artık bütün şer kuvvetler harekete geçer ve adeta insanın akıl melekelerini kör ederler.

Maalesef bir çok gencin karşı karşıya kaldığı bu travmanın asıl sebebinin, böylesi bir süreçle karşı karşıya kalmalarından kaynaklandığını müşahede ettim.

Bir çok kişi de, kendi iç dünyasında saplantı konumuna gelmiş kaygılarla adeta yıllarca süren bir savaş veriyor.

Akabinde bu saplantılardan kurtulma adına yapılan zorlanmaların derin anksiyetelere sebep olduğu, bunun da doğru düşünme melekelerini tarumar ettiği bilinen bir gerçektir.

Modern dönem neslin öncelikleri maalesef hakikat değildir. Gençler iyi bir hayatı önceleyen ve hedefleyen bir anlayışın içindeler.

Garantici bir hayatı arzu ederken, küçüçük dünyalık menfaatlere koca bir hayatı feda eden bir hevese köle olunuyor.

Oysa İslam, Allah'a teslim olunduğunda dünyalık menfaatlerden vazgeçmeye değil, sadece bunu meşru ve doğru bir zemine temellendirmeye çağırır.

Yoksa İslam'ı ikrar ettiğimizde, fıtri olan hazlarımızdan vazgeçmemiz gerektiği gibi bir anlam yok.

Bu tıpkı fıtri bir ihtiyaç olan cinsel ihtiyacın meşru bir nikahla giderilmesi ile gayrı meşru bir yolla giderilmesi gibi bir farklılıktır.

Nihayetinde her iki durumda da ihtiyaç gideriliyor. Fakat birinde rıza-i ilahiye teslim olmuşluğa karşın vadedilen bir Cennet var, diğerinde ise rıza-i ilahiye isyan etmişliğe karşın vadedilen bir Cehennem vardır.

Bu örnek, hayatın tüm alanları için geçerlidir. Bütün mesele teslim olmuşlukla isyan etmişlik arasındaki bir denklemde çözümlenir.

Velhasıl ateist olmak, deist olmak ya da küfürde ısrar etmek insanın dünyalık yaşantısına ayrıca bir artı vermiyor. Böylelerinin haz adına elde edeceği tüm dünyalık metalara aynı şekilde teslim olmuş bir müslümanın da elde ettiği hakikati vardır.

O halde, "Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler" ayeti tam da buradan okunur. (RA'D SURESİ / 19)



YAZARLAR