Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


MEZHEP VE MEZHEPÇİLİK ARASINDA İSLAM DÜNYASI.

Yusuf Yavuzyılmaz'ın Makalesi;


 

         İslam başından beri farklı anlayışların içinde temsil imkanı bulduğu büyük bir kültür ve medeniyetin adıdır. Ancak erken zamanlardan beri farklı anlayışların genel ifadesi olan mezheplerin, entelektüel farklılık ve gelişime hizmet etmekten çok çatışmanın ve ayrışmanın yuvaları haline gelmesi, konunun İslam dünyasının bugünü ve geleceği açısından çok önemli olduğunu göstermektedir.

         Günümüzde özellikle Irak’ta ve Suriye’de yaşanan çatışmaların temelinde mezhep faktörünün bulunması da konunun ihmal edilmemesi gerektiğini göstermektedir. Daha derine inersek Şii Türkmenlerin, Şii Arapların; Sünni Türkmenler ve Sünni Araplardan düşünsel ve siyasal olarak farklılaşması, mezhep olayının etnik ve kültürel aidiyeti aşan bir yönünün olduğunu da göstermektedir. Aynı dinin farklı yorumları olan mezheplerin düşünsel anlamda zenginlik, pratik hayatta kolaylık sağlayacak yerde çatışma ve ayrışmanın nedenlerinden biri olması bu alanda köklü bir anlayış değişikliğinin olması gerektiğini göstermektedir. Çok daha trajik olan aynı dinin mensupları arasında mezhep ayrılıkları yüzünden çıkan çatışmalar sonucunda birbirlerini katletmeleridir.

         “Arapça bir kelime olan mezhep sözlükte, görüş, anlayış, öğreti, farklı tutum ve davranış, benimsenen fikir ve gidilen yol gibi anlamlara gelir. Terim olarak mezhep, bir dinin tarihinde görüş, yorum ve anlayış farklılıklarının kurumsallaşmış yapılarını ifade eder. Dolayısıyla mezhepten kastedilen, İslam’la ilgili görüş, anlayış ve yorum farklılıkları sebebiyle ortaya çıkan siyasi ve itikadi sistemlerdir.” (1)

         Bir dinin yayılması, yeni sorunlarla karşılaşması, diğer kültürlerin etkileri ve ayetlerin farklı yorumlanması gibi nedenlerle değişik düşüncelerin ortaya çıkması son derece doğaldır. Doğal olmayan bilgi düzeyi ne olursa olsun bir beşerin bilgi düzeyi ile Allah’ın bilgi düzeyini karıştırmaktır. Beşer tarih ve kültürle kuşatılmıştır ve konumu gereği yanılgıya açıktır. İlah ise zaman ve tarih dışıdır ve bilgisi hatadan arındırılmıştır. Hiç kimse kim tarafından üretilirse üretilsin bir dini yorumu yegane dini yorum diye ortaya koyamaz.

         Mezheplerin doğuşunu ve gelişimini inceleyen bilim dalına mezhepler tarihi denir. Şimdiye kadar çok sayıda mezhep tanımı yapılmıştır. Sönmez Kutlu bu tanımlardan yola çıkarak kapsamlı bir tanım yapmaktadır: “Geçmişte ve günümüzde siyasi ve itikadi gayelerle vücut bulmuş ‘İslam Düşünce Ekolleri’ diyebileceğimiz beşeri ve toplumsal oluşumların; doğdukları ortamı, doğuş sebeplerini, teşekkül süreçlerini, fikirlerini, mensuplarını, edebiyatını, yayıldığı bölgeleri ve İslam düşüncesine katkılarını temel kaynaklardan hareketle zaman-mekan bağlamında ve fikir-hadise irtibatı çerçevesinde betimleyici metotla ve tarafsız gözle inceleyen bilim dalıdır.”

         Konu ne olursa olsun insanın yapısından kaynaklanan fikri ayrılıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Muhammed Ebu Zehra’ya göre insanlar arsındaki fikri ayrılıkların kökeninde “konunun kendiliğinden kapalı olması, arzu, istek ve mizaçların değişik olması, yönelişlerin değişik olması, eskileri taklit, algılama farklılığı, liderlik ve hükmetme arzusu, yönelişlerin değişik olması ve eskileri taklit” gibi sebepler yer almaktadır. (2)

         Müslümanların aralarında çıkan fikri ayrılıklar konusunda bu genel meselelerin yanında özel sebepler de vardır. Bunlar arasında Arap ırkçılığı, hilafet anlaşmazlığı, Müslümanların eski din mensuplarına komşuluğu ve bunlardan bir kısmının İslam’a girmesi, felsefenin tercüme edilmesi, kapalı meseleleri inceleme konusundaki merak, hikayeler, yoruma açık ayetler yer almaktadır.

         İslam bir din olarak ortaya çıktığı andan itibaren birçok sorunla karşılaşmıştır. Gerek Hz. Peygamber’in davranışlarındaki çoğulculuk, gerekse daha sonra yaşanan olaylar farklı anlayışların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu konuda ilk çalışmaları yapan, daha sonraki çalışmalara da kaynaklık edecek olan Şehristani’dir.

         Mezhepler tarihi açısından ünlü yazar Şehristani’nin “el-Milel ve’n Nihal” adlı eseri konunun tarihi açısından son derece önemlidir. Şehristani’ye göre İslam dünyasında önemli anlaşmazlıklara yol açan meseleler şunlardır:

“1- Hz. Peygamber(s.a)’in Medine’ye gelişinden sonra Müslüman cemaatle içice yaşayan münafıkların sistemli yollarla çıkardıkları ihtilaflar.

2- Allah’ın zatı konusunda düşünenlerin ortaya çıkardığı görüş ayrılıkları.

3- Peygamber’in vefatı üzerine Hz. Ömer’in kılıcını çekerek onun ölmediğini ve İsa aleyhisselam gibi göğe çekildiğini söylemesi üzerine, Hz. Ebu Bekir’in Al-i İmran 143.ayeti okuyup bu fikre karşı çıkması.

4- Peygamber’in defni konusunda ihtilaf.

5- Hz. Peygamberin vefatından sonra kimin halife olacağı.

6- Fedek arazisi ihtilafı.

7- Ridde Savaşları.

8- Halife Hz. Ebu Bekir’in vefat etmeden önce yerine halef olarak Hz. Ömer’i göstermesi.

9- Şura konusunda yaşanan görüş ayrılıkları.

10 –Hz. Ali’nin halife seçilmesinden sonra yaşanan olaylar zinciri. (3)

Hilafet konusu ve Hz. Ali devrinde yaşanan olaylar ihtilafların ana kaynağının siyasal olduğunu göstermektedir. Zaman içinde yaşanan dünyanın aktüel sorunlarının çözümü konusunda yaşanan fikir ayrılıkları da ihtilaflar konusunda etkili olmuştur.

Mezheplerin ortaya çıkışında insanların anlayış farklılıkları, yetiştikleri toplumsal yapının taşıdığı farklılıklar, karşılaştıkları siyasal olaylar ve çözüm biçimleri, eski kültür ve medeniyetlerin felsefi ve düşünsel etkileri, dini metinlerin yorumlanması etkili olmuştur.

Sönmez Kutlu, mezhepler tarihi konusunda yaptığı çalışmada, mezheplerin doğuşunu zihniyetlere göre temellendirmektedir. Buna göre farklı mezheplerin doğuşuna etki eden farklı din anlayışları şunlar olmuştur:

“1- Tepkisel- kabilevi din anlayışı.

2- Akılcı-hadari din anlayışı.

3- Geleneksel-muhafazakar din anlayışlı.

4- Politik-karizmatik kaderci din anlayışı. (4)

         Şurası açık ki, siyasi, dini, sosyal konularda yaşanan fikir ayrılıkları ve ihtilaflar mutlaka kötü değildir. Hatta bir konuda birbirinden farklı görüşlerin ortaya çıkması sağlık işaretidir. Bu anlamda Hz. Peygamber “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” demiştir. Bu anlamda bir toplumun tartışmaya yol açacak fikir çokluğunun olmaması, toplumun dinamizmini önemli ölçüde köreltir. İhtilaf konusunda karşı olunan nokra fikri ayrılıkların çatışmaya dönüşme durumudur. Bu anlamda mezhepler arsındaki ötekileştirme anlayışının dini hiçbir temeli ve meşruiyeti yoktur. Çatışmayı derinleştiren faktörlerden biri de eskileri taklit ve gelen bilgileri eleştiri süzgecinden geçirmeden doğru kabul etmektir. Hiç kuşkusuz “Taklitten taassup doğar. Çünkü kişinin taklit ettiği görüşlerin kutsallığı, kişiyi kendi hakkında mutaassıp olmaya götürür. Aşırı taassubun bulunduğu yerde aşırı ihtilaf da olur. Taassup, zayıf bağlardan ve konunun her yönüyle anlaşılamamış olmasından ileri gelir. Çünkü mutaassıp, düşünce ve anlayışını konuya karşı sadece bir yönüyle ortaya koyar. Ancak nadiren de olsa, imanın kuvvetli oluşu taassubun sebebi olabilir.” (5)

Aslına bakılırsa temel sorun mezheplerin olması değil, mezhep konusunda yaşanan taassup ve mezhepçiliktir. Mezhepçilik bağlı olduğu mezhebi dinin üzerine çıkarmakta, dini mezhep penceresinden yorumlamaktır. Bu da oldukça sınırlandırıcı İslam anlayışına yol açmaktadır.

Görünen o ki, Hakikati bir mezhep üzerinden temellendirmek mümkün değildir. Çünkü hiçbir mezhep dinden daha geniş bir bilgi sistemine sahip değildir. Mezhepler çeşitli siyasal, kültürel faktörlerin ortaya çıkardığı farklı dini anlayışlardır. Bu farklı görüşler çatışmaya yol açmadığı sürece bir toplumun dinamizmini sağlarlar.

Hiçbir mezhep imamı konumu bilgisi ve kapasitesi ne olursa olsun görüşleri dinle eşitlenemez ve onun üzerine çıkarılamaz. Herhangi bir  mezhep adına ileri sürülen düşünceler doğası gereği tarihseldir, dönemseldir ve zamana karşı dayanıksızdır. Belirli bir tarihsel zamanda ve yeryüzünün her hangi bir bölgesinde üretilen her görüş, doğası gereği zamana karşı dayanıksızdır ve evrensel değildir. Bir tarihsel dönemde üretilen düşünceyi bütün zamanlar için değişmez bir bilgi olarak değerlendirme, Garaudy’nin deyimiyle entegrizmdir.

Hiçbir mezhep kendini hakikatin tek temsilcisi olarak görüp diğer mezhepleri batıl ilan edemez. Bu tutum fanatizmi artıracağı gibi, düşünsel gelişimi de büyük ölçüde öldürür.

Mezheplerin ölçüleceği temel kaynak Kur’an’dır. Hiçbir mezhep diğerinin ölçüsüne vurulup değerlendirilemez. Üstelik hiçbir mezhebin her görüşünde isabet ettiği, doğru olduğu söylenemez. Mezhebi görüşler entelektüel çoğulculuğun ve içtihat mekanizmasının ürünüdür. Asla çatışmanın, ayrışmanın, ötekileştirmenin sebebi olamazlar.

Konumu ve yaygınlığı ne olursa olsun mezhebi yaygınlaştırmak için savaş asla meşru değildir. Farklı mezheplerden olmak öldürülmek için asla meşru bir neden değildir. Mezhepler arası ihtilaflı konularda birey istediği içtihadı seçer ve uygular. Bu anlamda mezhepler insanlara seçenekler sunarlar; kişiler de kendi sorunlarına uygun olan çözümleri alarak uygularlar. Başka mezheplerin içtihatlarından yararlanmayı önleyecek hiçbir ahlaki ve dini gerekçe yoktur.

Asıl sorun mezheplerin çokluğu değildir. Mezheplerin çokluğu entelektüel anlamda dinamizmin kaynağıdır. Sorun mezhep konusunda kendi dışındaki mezheplere karşı takınılan inkarcı ve dışlayıcı tavırdır.

Mezhepler ortaya çıktıkları dönemde yaptıkları içtihatlarla İslam’ın dinamizmine katkı yapmışlardır. Çünkü yeni ortaya çıkan sorunlara temel kaynaklardan yola çıkarak yeni çözümler getirmek gerekmektedir. Ancak bu içtihat dinamizmini kaybeden mezhepler İslam düşüncesinin dinamizmini sağlamak şöyle dursun dinamizmin ve değişimin önemde engel haline gelmişlerdir. İçtihat kapısının kapanmasıyla İslam aklı günümüze değil geçmişe yoğunlaşmak zorunda kalmıştır. Gerçek şu ki, günümüze yoğunlaşamayan ve sürekli karşılaşılan sorunlara geçmişe dönerek cevap vermek zorunda kalan bir inanç günümüzün aktüel sorunlarına cevap veremez. Sorun mezhep değil, mezhep üzerinden kendi siyasal anlayışlarını meşrulaştırmak isteyen zümrelerin varlığıdır.

  1. Sönmez Kutlu, Mezhepler Tarihine Giriş, dem yayınları, s.10
  2. Muhammed Ebu Zehra, İslam Mezhepleri tarihi, Yeni Şafak Kültür Armağanı,s: 17-19
  3. Ali Bulaç, İslam Düşüncesinde Din Felsefe Akıl Vahiy İlişkisi, Çıra Yayınları, s: 80-82, özetlenerek
  4. Sönmez Kutlu, Mezhepler Tarihine Giriş, dem yayınları, s: 56-64
  5. Muhammed Ebu Zehra, İslam Mezhepleri tarihi, Yeni Şafak Kültür Armağanı, s: 19

                       



YAZARLAR