Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


MEŞRUTİYET DÖNEMİ DEVLET ADAMINDAN ÖNEMLİ TESPİTLER: SAİD HALİM PAŞANIN İSLAMCILIĞI

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın, "yeni" yazısı...


Tarihte sadece entelektüel faaliyetlerde değil, aynı zamanda uygulama makamında bulunan, daha doğrusu siyasal alanda etkin faaliyetlerde bulunmuş, aydınların tanıklıklarının daha önemli olduğu kuşkusuzdur. Bu yüzden Selçuklu veziri Nizam-ül Mülk’ün, Ahmet Cevdet Paşa’nın, Aliya İzzetbegoviç’in ve Ahmet Davutoğlu’nun tanıklıkları, teorik ve pratik olarak siyasetin içinde bulundukları için daha anlamlıdır. Said Halim Paşa’da bu sayılan isimler arasında yer almaktadır. Diğer yandan Türkiye’deki İslamcılık akımının da en önemli zihinlerinden biridir.

“1863 yılında doğan Said Halim Paşa’nın devlet çeşitli kademelerde görev yaptığı devlet hayatı, 1916’da sadrazamlıktan çekilmesiyle son buluyor. İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edilen Paşa, oradan Sicilya’ya geçiyor. İstanbul’a dönmek için yaptığı başvuru reddedilen Paşa, 6 Aralık 1921’de bir Ermeni komitacı tarafından öldürülüyor.” (1)

Said Halim Paşa, eleştirdiği değişikliklerin ve yüzeysel batılılaşma hatalarının yaygın olarak yapılacağı bir dönemin eşiğinde yaşama veda ediyor. Fikirlerini okurken yaptığı uyarıların, daha sonraki siyasal gelişmeler dikkate alındığında, ne kadar anlamlı ve isabetli olduğunu tespit etmek mümkündür.

Said Halim Paşa’nın Bir yayıncılıktan çıkan ve Ahmet Özalp’in günümüz Türkçesine çevirdiği “Buhranlarımız” adlı eseri, çeşitli dönemlerde yazdığı “Meşrutiyet”, “Öykünmeciliğimiz”, “Düşünce Bunalımımız”, “Toplumsal Bunalımımız”, İslam Dünyasının Çöküşü Üzerine Bir Deneme” ve “İslamlaşmak” adlı küçük risalelerinin toplamından oluşuyor.

Paşa’ya göre padişahın baskısını azaltmak ve dengeleyici bir güç oluşturmak amacıyla, bürokratlar tarafından hazırlanmış 1876 Anayasası, Osmanlı tarihinin en önemli olaylarından biridir. Bürokratlar, alt yapısı yeterince hazırlanmamış olan bazı hakların verilmesiyle siyasal dönüşümün yapılabileceği düşüncesindeydiler. Asıl amaçları Osmanlı halkının değil kendilerinin bunlardan yararlanmalarını sağlamaktır. Anayasanın ömrünün kısa olmasının nedeni, Anayasada belirlenen ilkelere hiçbir tarafın gerçek anlamda razı olmaması dır. Amacından sapan Anayasa sonuçta Sultan Abdülhamid’in tekrar iktidara gelmesinden başka bir işe de yaramamıştır. Ancak nedense hak ve özgürlükler bakımından çok sorunlu olan bu anayasayı Abdülhamid ortadan kaldırmayı hiç düşünmedi.

Osmanlılar bu anayasa deneyiminden hiçbir pozitif sonuç elde edemediler. Sonuçta “ Yürütme gücü, zorba bir padişahın boyunduruğundan, nüfuz ve iktidarı olmayan, deneyimden yoksun, kendisine bol keseden bağışlanan hak ve ayrıcalıkları kötüye kullanmaya mahkum bir meclisin boyunduruğu altına geçti”(2) Sultan Abdülhamid’den şikayet ederken yeni yönetim onu aratır hale geldi. Yeni meclisten gereğince yararlanamadan ve bu deneyimin sonuçlarını görmeden de derhal dağıtıldı. Sonuçta Osmanlı devleti kurulduğu andan itibaren en büyük bunalımlardan birine sürüklendi. Said halim Paşaya göre manzara şudur: “Ulusallık savaşımları, soy çekişmeleri gittikçe artarak Osmanlılar arasında var olan ülkü birliğini imha etti. Dünkü casus ve rüşvetçiler başımıza özgürlükçü, yenilikçi ve yurtsever kesildiler. İşsiz, geveze ve adi bir avukat en şiddetli halk hakları savunucusu oldu. Aciz ve rüşvet yiyici memur da en ateşli politikacı kesildi. Sanki bütün ülkede bir cinnet rüzgarı esiyordu”(3)

Bunca sıkıntı seçilen yöntemin ve çözümün doğru olmadığını göstermeye yeterlidir. Hiç araştırmadan ve kendi bünyemize uyup uymadığını analiz etmeden Batılı kanunları tercüme yoluyla uygulamaya kalkmak büyük hatadır. Yenilikçilerimiz metodolojik bir yanlışlıkta ısrar ediyorlardı. “Çünkü yenilikçilerimiz, insanların yasa ve kurallar için değil, tersine, yasa ve kuralların insanlar için olduğunu hiçbir zaman gerçekten anlayamamışlardı.”(4)

Paşa’ya göre, anayasa ülkenin sosyal yapısına ve geleneklerine aykırı olduğu için Osmanlının varlığı için büyük tehlike oluşturuyordu. Kanun ve kuralların tercüme yoluyla kabul edilip hiçbir eleştiri süzgecinden geçirilmemesi bu sorunun asıl kaynağıdır. Paşaya göre, anayasa sosyal yapımıza ve durumumuza aykırıdır. Ayrıca ülkenin sosyal yapısı ile yasalar arasında bir dengesizlik vardır ve bu durum sürdükçe düzelme mümkün olmayacaktır. Yasaların iyi olması amacından saptıklarında zararlı olacakları gerçeğini değiştirmez. Aynı şekilde zararlı yasalar, keyfiliğe ve zorbalığa yol açmaktadır.

Paşa’ya göre memurlar(Bürokratlar) Osmanlı toplumunun aydın sınıfını oluşturmaktadır. Osmanlı bürokratlarının konumları gereği yeni bir atılım gerçekleştirmeleri doğası gereği mümkün değildir. Çünkü “ Osmanlı memurlarının, memurluğa özgü kayıtsızlık, tevekkül, teslimiyet ve sorumluluktan kaçış gibi her türlü özveri duygusundan, özel girişimden alıkoyan ruhsal durum nedeniyle, Batıda soyluların ve burjuvazinin yerine getirdikleri görevi yapmaları mümkün değildir.”(5)

Siyasal yapıyı değiştirmekle toplumsal yapının değişeceğini ummak aydınlarımızın en büyük yanılgısıdır ki, Cumhuriyet elitlerinin büyük ölçüde bu yanlış düşünceden hareket ettiklerini görüyoruz. Paşa’ya göre İslam toplumunda görevi ne olursa olsun kişilere tanınmış bazı ayrıcalıklar baskı ve zorbalık nedeni olamaz. İslami ilkeler, aydınlık bir tutumla yorumlandıkça toplum ilerlemiş, ihmal edilip olumsuz yorumlandıkça toplum gerilemiştir. Sonuçta batının geçtiği siyasal deneyimlerden geçmemiş toplumumuz için aynı uygulamaların aynı sonuçları vermeyeceği açıktır.

Paşa’ya göre, Anayasa mevcut haliyle Osmanlı toplum yapısına ve sosyal gerçekliğine aykırıdır. En önemlisi Osmanlı’nın siyasal birliği batıda olduğu gibi ulusallık temeline değil, inanç birliği ilkesine dayanmaktadır. Bundan dolayı Batı uluslarını taklit etmemiz, kendi gelenek ve inançlarımızı yok saymamız anlamına gelecektir. Batı uluslarının kendine özgü şartlarını göz önüne almadan bünyemize uygulamaya çalışmak, Osmanlı birliğini dağıtacaktır.

Said Halim Paşa’ya göre Batı uygarlığının temsilcileri olarak kendilerini gören aydınlar, kendi gelenek ve toplum yapılarına düşman kesildiler. Bundan dolayı gerekli donanımdan yoksun, hayalci ve ihtilalcı olan kişilerden oluşan meclisten fazla bir şey beklemek hayalcilik olurdu. Paşa’ya göre her türlü kötülüğün sorumluluğu topluma önderlik etmesi gereken aydınların yetersizliğidir.

Paşa’ya göre Batı’nın felsefi ve düşünsel temellerini dikkate almadan giriştiğimiz öykünmeci tavır, birçok soruna yol açmıştır. Öncelikle bir toplumda çöküntü meydana getiren zulüm ve zorbalığı ortadan kaldırmak gerekir. Aydınlarımız kendilerinden beklenen rolü oynayamıyor, zorbalığa karşı mücadele edeceği yerde gerçekleşmesi imkansız hayaller peşinde koşuyorlar. Paşa’ya göre her toplumun kendine özgü şartları olduğundan, bir toplumun diğerinden yararlanması en zor konulardan biridir. Eğer bir toplumun diğerini birebir taklit ederek kalkınması mümkün olsaydı, toplumbilim olan sosyoloji ile hayvanbilim olan zooloji arasında hiç fark olmazdı. Aynı şekilde kavramlarında kültürel ortamda aldıkları manalar aynı değildir. Örneğin “eşitlik” ve özgürlük” kavramlarının tanımı Batı ve İslam toplumları için farklıdır. Osmanlı toplumunda kurulan siyasal partiler toplumsal şartların farklılığından dolayı beklenen sonucu vermedi. Siyasal partiler kavganın tarafı oldular, toplumsal sorunları çözecek yerde sorunun bizzat kaynağını oluşturdular. Siyasal partilerin ve meşruiyetin benimsendiği her yerde kavgaların, düşmanlıkların kaçınılmaz olup olmadığını sorgulayan Paşa, bu soruya şöyle cevap veriyor: “Hayır. Bireylerin manevi ve fikri nitelikleri, parçalanıp zıtlaşacakları yerde, birlik ve uyum içinde bulundukları yerde daha verimlidir.”(6)

Batıda gerçekleşen her şeyin iyi ve güzel olduğunu zannetmek bizim aydınlarımıza özgü bir yanılgıdır. Siyasal süreç tarihi gelişime ve tabi olunan sosyal yasalara göre şekillenir. Bu nedenle toplumsal şartları değişik olan ülkelerdeki uygulamalardan aynı sonuçları beklemek mümkün değildir. Batı’da sosyal sınıfları sayıları oranınca temsil eden meclisler bizde aynı sonucu vermemiştir. “sözün kısası şimdiki partilerimiz öylesine doğa dışıdır ki, parlamento içindeki çoğunluk, ülke içindeki azınlıkların eline geçmiştir.”(7) Paşa’ya göre ülkemizi batılılaştırmak isteyen aydınlarımızın büyük bölümü kendi köklerinden koparak nihilist olmuştur.

Paşa, toplumsal sorunlarımızın en önemlilerinden birinin de düşünce bunalımlarımız olduğunu savunmaktadır. İlk olarak Batı uygarlığından yaralanmak zorunda kalışımız, kendini her şeyin üstünde gören yeni bir aydın sınıfının oluşmasını sağlamıştır. Aydınların en sorunlu tarafı, kişiliklerini yitirerek batı hayranlığına tutulmalarıdır. Aslına bakılırsa örnek aldıkları Batılı aydınlara da benzememektedirler. Sonuçta her yönüyle batılılaşmış bir toplumun kurtuluş için gerekli olduğuna inanmışlardı. Gerekli olan eksiklikleri düzeltmek yerine yerel olan her şeye savaş açmışlardı. Paşa’ya göre bilgi be düşünceler amaçsız kazanıldığı zaman anlamsız ve faydasız olurlar. Batıcı aydınlar kendilerine ilişkin olan her şeyden nefret ettikleri için, bilgisizliğin en kötüsüne kendi toplumlarına yabancılaşma hastalığına düşmüşlerdir. Aydınlar, ne olursa olsun bir sosyal olayı belirleyen temel etken ortaya çıktığı çevredir ilkesini hiç göz önüne almadılar. “Geçmiş zamanlarda aydınlarımızın en büyük yanlışları, Batı uygarlığını tanımamaları ve bu yüzden ona karşı sürekli düşmanlık beslemeleriydi. Batıcıların ise bunun tam karşıtı bir duruma düştüklerini görüyoruz. Bunlar kendi ülkelerini tanımıyor, yabancı kalıyorlar. Bir şiir ve hayal ülkesi olarak düşledikleri Batı uygarlığına karşı aşırı tutku nedeniyle kendilerinden geçiyorlar. İlerlemek için Batı uygarlığını birebir taklit etmek gibi bir anlayış mantık dışıdır. Bunun sonucunda inanç ve kültür alanında sahte bir düşler ülkesi yaratmakla sonuçlanan bir yanılgının içine düştük. Aydınlarımız, Batı uygarlığına duydukları hayranlıktan dolayı, İlerlemek için kendi kültürümüzü terk etmek zorundayız gibi anlamsız bir sonuca vardılar. Oysa çözüm kendi uygarlığımızın eksik yönlerini görerek, onunla uyuşan yenilikleri uygulamak ve uyarlamak olmalıydı. Paşa’ya göre “ İçinde umutsuzca çırpınıp durduğumuz bu acı bunalımın tek nedeni, batı uygarlığına kayıtsız şartsız girerek kendi uygarlığımızı tanımak istemeyişimizdir.”(8)

Paşa’nın üzerinde önemle durduğu konulardan biri de toplumsal bunalımlarımızdır. Toplumsal bunalımlarımızın başında Batılı yaşam tarzını, özellikle Fransız usulü yaşamayı, zihniyet olarak benimsememizdir. Bu durum eğitimden sosyal yaşama kadar neredeyse yaşamı ikiye bölmüştür: Her türlü yeniliği hiçbir tereddüt göstermeden kabul eden aydınlar ve her türlü yeniliğe katı bir tutumla karşı çıkan halk. Osmanlı toplumunu oluşturan kurumların özel niteliklerinin ve ülkenin düzeltilmesi konusunda ortaya çıkan yanlışlar, temel problem alanlarını oluşturur. Aydınlarımız gerekli donanıma sahip olmadıkları için Batıdan gelen her şeyin yararlı olduğu fikrine varmışlardı.

Said Halim Paşa’nın İslam dünyasının geri kalışı üzerine yazdığı bölümde dile getirdiği görüşler güncelliğini hala korumaktadır. Paşa’ya göre hiç kimse bu konuda derin analizler yapmış değildir. O İslam dünyasının geri kalmasının nedenlerini şöyle sıralamaktadır:

1-İslam uluslarının yabancıların etkisi altına girmesinin yarattığı sonuçlar. Batılılar Müslümanların geri kalmasını dinlerine bağladılar ve böylece dinleri hakkında kuşkuya düşmelerine neden oldular.

2- Dini görevlerdeki kayıtsızlık ve kadercilik.

3- Müslüman ulusların zamanın gerekliliklerini göz önüne almamaları ve dinlerini verimli biçimde yorumlamamaları.

4- Müslüman ve Hıristiyan toplumları arasındaki kin ve düşmanlık

5- İslam dünyasının içine düştüğü bitmek tükenmek bilmeyen verimsiz tartışmalar ve bunun sonucunda bilimsel gelişmelerden uzak durmaları.

6- Halk ile aydınlar arasındaki derin uçurum.

7-Batıyı taklit edenlerin izledikleri yanlış yöntemler.

Said halim Paşa’ya göre İslam dünyasının içine düştüğü olumsuz durumdan kurtulmanın tek şartı İslamlaşmaktır. İslamlaşmak şu öğeleri içerir:

1-İslamın kendine özgü inançları

2- Bu inançlar üzerine kurulan ahlak anlayışı

3- Ahlak anlayışını temel alan toplum anlayışı

4 – Toplum anlayışını temel alan siyaset anlayışı.

“İslam tüm bu özellikleriyle bir bütünlük oluşturur. “Bu nedenle İslamlaşmak dediğimiz zaman, İslamın inançlarını, ahlak, toplum ve siyaset anlayışını, zaman ve çevrenin gereksinimlerine en uygun biçimde yorumlayarak bunlara gereği gibi uymayı anlatmak istiyoruz”(9)

Şurası bir gerçek ki, her düşünürü değerlendirirken yaptığımız gibi, Said Halim Paşa’yı da değerlendirirken içinde yaşadığı şartları dikkate almak gerekir. Said Halim Paşa bir çöküş dönemi düşünürüdür ve o dönemin bütün acılarını çekmiştir. Yaşadığı dönemde Osmanlı imparatorluğu çatırdamakta ve süratle çöküşe doğru gitmektedir. Bu dönem düşünürlerin ana sorunu devletin çöküşünün nasıl önleneceği konusudur. Ayrıca devletin çöküşünün önlenip yeniden yapılanması için nelerin yapılması gerektiği bir diğer önemli sorundur. Said Halim Paşa, bilinçsizce yapılan taklidin başarılı sonuç veremeyeceğini savunarak, toplumların farklı sosyolojik özellikler taşıdıklarının altını çizer. Said Halim Paşanın altını çizdiği diğer önemli noktada milletlerin başka milletleri taklit ederken çok dikkatli davranması gerektiğidir. Nitekim gelişmiş ülkelerden alınan ve uygulamaya sokulan pek çok yenilik beklenen sonucu vermemiştir.

Said Halim Paşa çağının önemli İslam düşünürlerinden biridir. Nitekim ele aldığı konular bugün bile güncelliğini korumaktadır.

  1. Son Sadrazamlar, İbnülemin Mahmut Kemal, Dergah yayınları
  2. Toplumsal Çözülme/ Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Yayına Hazırlayan: Ahmet Özalp, s:15
  3. Toplumsal Çözülme/ Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Yayına Hazırlayan: Ahmet Özalp, s:17
  4. Toplumsal Çözülme/ Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Yayına Hazırlayan: Ahmet Özalp, s:19
  5. Toplumsal Çözülme/ Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Yayına Hazırlayan: Ahmet Özalp, s:23
  6. Toplumsal Çözülme/ Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Yayına Hazırlayan: Ahmet Özalp, s:42
  7. Toplumsal Çözülme/ Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Yayına Hazırlayan: Ahmet Özalp, s:46
  8. Toplumsal Çözülme/ Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Yayına Hazırlayan: Ahmet Özalp, s 66
  9. Toplumsal Çözülme/ Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Yayına Hazırlayan: Ahmet Özalp, s:150

 



YAZARLAR