Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Muhittin BAĞCI


Melodram Bilinci

Yazarımız Muhittin Bağcı'nın, Özgün İrade Dergisi 2020 Ağustos (196.) sayısında yayımlanan yazısı...


Müzik (melos) ve dram sözcüklerinin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş, “müzikli dram” manası verilen “melodram” kavramı ilk olarak, 18. Yüzyılın son çeyreğinde özellikle Avrupa’da popüler olmuş ve o zamanların önemli etkinliği olan tiyatro oyunlarında yerini almıştır. O günlerden bu günlere, günün teknolojik ve sosyal gelişmelerine göre ana teması değişmeden gelmiştir.

Melodram, dramın bozulmuş, karikatürleştirilmiş biçiminden ortaya çıkmıştır. İnsanı ilgilendiren sorunları, onu altüst eden duyguları son derece yalın bir şekilde ele alır. Acıklı, ürkütücü ve olağanüstü konuları işler. Çeşitli tuzaklar, entrikalar, yüksek gerilimli sahnelerle hissiyatı tavan yaptırır. Ama sonuç itibarıyla hepsi senaryodur. Senaryo olarak kaldığı sürece de sorun yoktur.

Melodram, günün sosyolojik şartlarından hareketle söylevlerin, tiyatroların, filmlerin, dizilerin, programların en çok kar getiren konusu olmanın dışında bireylerin ve toplumların istendiği şekilde yönlendirilmesine ve kontrol edilmesine de büyük katkısı olmuştur/olmaktadır.

Başlangıçta konuşmalarda, gösterilerde, sunumlarda; şiir, müzik ve gösteri şeklinde melodramlara yer verilirken zamanla bu durum geliştirilmiş, toplumsal etkileyiciliği yüksek dozajda olan başka etmenler üzerinden şekillendirilmiştir. İnsanlar çoğaldıkça, teknoloji geliştikçe malzemede çoğalmış, birçok toplumsal konu, hikaye, roman ve öykü filmleştirilerek, dizileştirilerek, sahnelenerek insan yaşamına etkili bir şekilde girmiştir. Özellikle son çeyrek yüzyılda yeni keşfedilen boyutuyla melodram insanları kitlesel olarak etkilemenin ve yönlendirmenin en iyi yöntemi olmuştur.

 

Günümüz insanına bu yeni, güncel ve kullanışlı melodramlardan kaçacak yer bırakılmamıştır. Bilinci öldüren, duyguları coşturan, kör davranışları zirveye taşıyan bu güncel melodramlar, tüm fikirlere, tüm inançlara hitap edecek kılıflarla sunulmaktadır.

 

Melodramın tiyatroda, filmlerde, dizlerde işe yaradığını ve büyük ilgi gördüğünü ve bu ilginin de günlük hayata etkileşim olarak yansıdığını gören toplumların söz sahibi aktörleri, yönetmenler, senaristler, para ve güç sahipleri, medya unsurları melodramı hayatın birçok alanında da bilinçli bir şekilde, planlı ve kontrollü olarak kullanmaya devam etmişler ve kitlelere yön verecek şekilde geliştirmişlerdir.

 

Rakip sevmeyenler melodrama sarılmış ve kendini iyi, rakibini kötü göstermiştir. Kimisi tarihi kullanmış, kimisi kutsalı, gelenekleri kullanmış, kimisi bilimi, teknolojiyi, insanı, doğayı kullanmıştır. İnsanların içgüdülerini harekete geçirip, onlara isteklerin, arzuların ve bağlılıkların baskınlığında yol aldırmışlardır. Yaşama dalıp güncel yaşamla oyalanmayı ve en iyi hayata ulaşmayı sağlamak için yaşamlar pazarlamayı, gelecek pazarlamayı gündem etmişlerdir. Bunları sağlamak için görme engelli coşkular oluşturmuş, kendine has tatlar, kokular, renkler, sevgiler, nefretler, değerler üretmişlerdir.

 

Kitleleri ve nesneleri kendi lokması olarak gören yeni melodramik yaklaşım, bütün bunların yanında adaleti, hak aramayı, var oluşu, yokluğu, varlığı bir başkasına kaptırmamak için baskın melodramik yöntemlerle sunmaya devam etmiştir. Ancak hakikisini değil siluetini gerçek gibi göstermekle yetinmeyi tercih etmişlerdir. Bu tercih gerçek bilinçle bağları zayıflatılmakta ve bu şartlarda bilinç, karanlıkta arada bir çakan şimşek mesabesinde kalmaktadır.

 

Melodramda en can alıcı taraf şüphesiz ki, gündem edilen konu, işlenen tema ve bunlarla götürülmek istenen yöndür. İnsanın,yaratıcısıyla, kendisiyle, sanatla, doğayla ve toplumla bağımsız ve fıtri ilişki kurarak hareket etmesini sağlamaktan çok, senaryoyu yazanın tanımlamaları, uygulamaları doğrultusunda hissetmeye ve hareket etmeye zorlamaktadır. Bu yöntem ve anlayış her şeyi belli kalıplar içinde ele alır;insanları, olayları, inançları, davranışları, durumları, duyguları daima kalıplaştırır. Her fikrin iyileri ve kötüleri üzerinde çalışır. İsterse, bir fikrin iyilerini flulaştırabilir, aynı fikrin kötülerini masumlaştırabilir.Yaşamı, gerçeğin dışında, senaristlerinin belirlediği şekliyle iyiler ve kötüler olarak paylaştırabilmektedir. Bu yönüyle yaşamla iç içelik iddiasındadır.

Çoğu senaryoda iyilerin tarifi başlangıçta yapılmış ve muhataplar bu tarife inandırılmıştır. İyilerin başına gelmedik şey, kalmaz, iyiler hep kaybediyormuş gibi gösterilir; ama sonunda genellikle, beklenmedik bir kurtarıcı veya kurtarıcılar umulmadık bir anda ortaya çıkar ve tüm kötüleri ve kötülükleri haklar. Artık o kahraman veya kahramanlar kusursuz “iyilerdir”. Bu iyilerin varsa günahları da sevaba dönüşmüştür ve bu aşamadan sonra bütün kabahatler, hatalar iyilerin kahramanlarını es geçer. Bu süreç “tıpkı yaşamdaki gibi” hissi verilerek tiyatrolarda, filmlerde, sahnelerde dönüşümlü olarak tekerrür eder veya ettirilir.

Tamamen duygu yüklü üzücü, sevindirici, komik ve dramatik sahneler, seyircinin her şeyi çabuk kavramasını sağlayacak şekilde peş peşe sıralanır. Böylece de seyirci olayları anlamak için düşünmeye gereksinim duymaz, mantığını kullanmaz. Olayları ve sonuçlarını zihinsel bir çabaya gerek duymadan kavrayan izleyici durumdan memnundur. Hayat onun için, uygun adım gündemlerle gider.

Normal hayatta insanların melodrama yatkınlığını keşfeden yönlendiriciler; tacirler, reklamcılar, güç sahipleri, satış elemanları; söylemlerde, reklamlarda, çağrılarda, tekliflerde, tüketimden üretime kitleyi peşinden sürüklemek  için bilinç yerine işte bu yaşamsallaştırılmış melodramı tercih ederler.

Melodramda gerçekler bütün zenginliğiyle, karmaşıklığıyla, anlaşılırlığıyla anlatılmadığından, izleyicisine pusulasız, kestirme bir çıkış yolu gösterir sadece. Yalın bir dille kişileri ve olayları siyah beyaz tasnifi üzerinden vurgulayarak anlattığından zaman zaman içeriğinde gri renge yer verse de, diğer renklere yer vermediğinden, bu gri renk de vaziyete göre siyah yada beyaz olarak algılanır. Yaşam, kolay ve basit bir kurgu üzerinden şekillendirildiği için zihin düşüncelerle, fikirlerle yorulmaz. Mevzular duygularda yoğunlaştırıldığından dolayı sadece hissiyatta tatlı ve bağımlılaştırıcı bir yorgunluk olur.

Hissiyatın benliği etkisi altına alma süreci hızlıdır, ancak kalıcı olması için fikriyata ihtiyaç duyar. Bilincin benliği etki altına alma süreci ise daha uzundur ama o da hissiyatsız işe yaramaz.

Sadece hissiyatla oluşturulan benliği canlı ve kontrol altında tutabilmek için sürekli bir şekilde melodramik tekerrüre ihtiyaç vardır. Bu şekilde hissiyatı sürekli etki altına almak ve etki altında tutmak için yapılan tekerrürler, sürecin herhangi bir yerinde bağımsız olarak bilince yakalanırsa, bilinçle karşılaşırsa odramatik sahneler ve söylemler, birden itici ve tiksindirici bir hale dönüşebilir. İşte burada bilinç, anlamı yakalamıştır ancak içselleştirememektedir. Bu noktada hissiyatının kullanılmasına artık göz yummak istemez. O güne kadarki süre içerisinde hissiyatının bilinçten yoksun bırakılmasını aldatılmak olarak algılar, bunda çokta haksız sayılmaz! Bu durum; yani bilinç-hissiyat dengesi; gerek sahibi, gerek toplum, gerekse oluşumlarca, bilgi ve sahih kaynaklar eşliğinde dengelenmezse bu aşamada bilince aldatılma duygusu eşlik eder, tepkisel söylem ve davranışlar öne çıkar, bu hal üzerine oluşan yaşam ya radikalleşecek, ya da umutsuzluğa düşüp pasifleşecektir. Bu da bilincin kendi melodramını doğurması demektir.

Bilincin bilgiyle beslenmediği ve tepkiselliğe yöneldiği durumlar, toplumsal etkileşimde melodramın baskın olduğu durumlardır. Bu gibi durumlarda belirleyici olan bilinç değil her zaman melodram olmuştur. Çünkü böyle durumlarda, bir nüve halindeki bilince, beden giydirilmeden elbise giydirilmiş ve boğulmuştur.

Günümüz dünyasında, bilinç karşısında melodram, sanal acıların, sanal sevinçlerin, sanal gücün hatta sanal cennetin dünyası haline getirildiği gibi görülse de insanlık tarihinde acılar ve dramlar yönüyle gerçek melodramlar da yaşanmıştır.

İşte büyük toplumsal değişimlerin yaşandığı süreçlerde sıkça rastlanan, bilinci melodramla bastırma hamlesi, tarih sahnesinde başarıyla icra edilmiş uygulamalardandır. Bu uygulamadaki başarının sırrı bilincin tepkisellikle buluşturularak kendi melodramını oluşturmasını beklemek şeklinde gerçekleştirilmesidir.

 



YAZARLAR