Mehmet CÖMERT


ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR

MEHMET CÖMERT; Doğruluk ve güveni imanın, yalanı ve aldatmayı nifakın alameti sayan, ‘ Aldatan bizden değildir’ buyuran bir peygamberin ümmeti olmayı hak etmiyoruz doğrusu.


   İslam ümmetinin  kendi öz inanç ve değerleriyle yaşamakta olduğu çarpık ilişkisini, dini değerlerinden uzaklaşmasının hazin sonuçlarını anlatan ne çok ibretli kıssalar  var. Hak ve hakikat ehlinin haktan ayrılması, hakikatin sadece isim ve dış görünüşüyle oyalanır hale düşmesi gerçek bir yıkımdır. Hele  o değerlerin maddi çıkarlar için kullanılması,  milli ve siyasi menfaatlere alet edilmesi  tam bir faciadır, hakikate yapılmış en büyük hakaret ve haksızlıktır. Ne yazık ki bugün biz Müslümanlar, inanç ve değerlerimize karşı bu zulmü işliyoruz. İslam adına öyle işler yapıyoruz ki, bunların uzaktan yakından İslam ile hiç bir alakası yok. İslam’ın ruhuna ters düşen bu eylem ve hedeflerimiz sadece bizi suçlu kılmıyor, İslam’ın  o nurani yüzünü de alemin gözünde lekedar ediyor maalesef. Yani bizler İslam’ın tanınmasının ve yayılmasının önünde bir engel durumuna gelmişiz.

   Oysa bugün insanlar her günküsünden daha çok İslam’a, onun getirdiği nura muhtaç durumda ve onu bulmak için çırpınıyorlar. İnsanlık adeta feryad ediyor ve kurtuluşu için uzanacak bir el arıyor. Biz niçin o kurtuluşa vesile olacak  el olamıyoruz? Çünkü bizim kendi ellerimiz bağlı zaten. Ellerimiz, ayaklarımız, aklımız ve ruhumuz günah ve isyanlarımızın koyduğu kayıtlarla bağlınmış durumda. Birliğimiz dirliğimiz kalmadı. Cehalet, fakirlik, yolsuzluk ve her türlü ahlaksızlık içimizde kol geziyor. Bu perişan halimizle nasıl insanlığın kurtuluşuna vesile  olacağız?!

Hemen her konuda Batı’dan medet ister duruma düşmüş bir toplumuz. Batılılar aramızdaki kanlı savaşları durdursunlar (!) diye bize Kur’an’dan ayetler okuyor. Geçen ay çok önemli bir toplantıda Rusya devlet başkanı Putin, kardeşliğe davet eden ayeti okumadı mı? İşte halimiz bu derece feci ve hazin. Bu halimizle biz bize fayda veremezken, nerede kaldı ki başkalarının kurtuluşuna vesile olacağız. Eskilerin deyişiyle: ‘Kendisi himmete muhtaç dede, nerede kaldı başkasına himmet ede.’

 İşte şu bizim hazin halimizi net olarak yansıtan o kıssalardan biri:    

   ‘Güvercinin biri, bir gün yeşil bahçelerin üzerinden uçarken konup karnını doyuracağı güvenli bir yer aradı. Aşağıya doğru bakınca, bağında çalışan sakallı, sofu görünümlü bir ihtiyar gördü.

   Kendi kendine, "bu insan dindar, Müslüman biri olmalı, bana bir zararı dokunmaz" deyip bahçenin bir köşesine kondu ve yerdeki otlardan yemeye, açlığını gidermeye  başladı.

   Sakallı ihtiyar,  bahçesine konan güvercini  fark etti; yavaştan yanındaki asasına davrandı ve güvercine doğru fırlattı. Hedef isabetle vurulmuş, güvercinin her iki ayağı kırılmıştı.

   Kıssa bu ya, sofu görünümlü adam ile güvercinin olayı şeriat mahkemesine intikal etti. Adil hakim, güvercinin ayaklarının kırılmasına kasten neden olan  ihtiyarın da iki bacağının kesilmesine hükmetti: Kısasa kısas.

   Tam bu esnada güvercin itiraz etti ve Hakime:

- 'Hayır efendim onun ayaklarının değil, sakalının kesilmesini istiyorum'. dedi.

- Hakim: Peki neden?

- Güvercin: 'Çünkü beni yanıltan onun sakalıydı. Eğer onun sakalını kesmezseniz daha benim gibi niceleri aynı yanılgıya düşebilir.’ dedi

   Hakim bu itirazı yerinde buldu ve durduğu yerin hakkını verememiş, saf kalpli güvercini yanılgıya sevk etmiş olan sakalın kesilmesine hükmetti.’

   Evet aldatmak iman ehlinin değil, nifak ve küfür ehlinin bir sıfatıdır. Hele ki din ile, manevi değerler ile aldatmak çok daha vahim sonuçlar doğurur. Bu, aynı zamanda  dinin afyonlaştırılmasının yolunu açar.

   Doğruluk ve güveni imanın, yalanı ve aldatmayı nifakın alameti sayan, ‘ Aldatan bizden değildir’ buyuran bir peygamberin ümmeti olmayı hak etmiyoruz doğrusu. İslam’ın pâk yüzünü kirletmenin dünyadaki ve ahiretteki cezasının çok acı ve şiddetli olacağını hatırlayarak kendimize gelmeliyiz vesselam.

 



YAZARLAR