Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mehmet AKTAŞ


Mehmet Aktaş; Olsun Derim...

Ayakçı mı derler bunlara değnekçi mi nedir bilmiyorum, onun sesi bu. Sıcak soğuk, yağmur çamur demeden yaz kış dikilir o köşeye sabahtan akşama bağırır: Bayrampaşa, Belediye, Sağmalcılar, Kartaltepe, Hastane, Forum İstanbuuul...


Ayakçı mı derler bunlara değnekçi mi nedir bilmiyorum, onun sesi bu. Sıcak soğuk, yağmur çamur demeden yaz kış dikilir o köşeye sabahtan akşama bağırır: Bayrampaşa, Belediye, Sağmalcılar, Kartaltepe, Hastane, Forum İstanbuuul... Durağa yanaşan minibüslere yolcu toplamaktır onun işi. O bağırmasa sanki millet yanlış dolmuşa binecek.

Uzun zamandır giyilmekten eprimiş üç beden büyük montun içinde mahalle kabadayılarını andıran duruşuyla tam bir fedai. Siyah kasketin gölgelediği surat desen katran karası. Feleğin çemberinden geçmiş çoğu sabıkalı bu adamlara ilk sorudan sonra ikinci soruyu sorabilmek için mangal gibi yürek ister. Ne selam verilir bunlara ne de bir şey sorulur. En iyisi görmeden geçip gitmek.

Aklından zoru yoksa kim 'Evet' der böylesine. Babadan kalma derme çatma evde ya anasıyla geçer bunların ömürleri, ya da sefalet içinde tek başlarına tüketirler sermayelerini. Kıyıda köşede ne birikmiş paraları vardır bunların, ne de sosyal güvenceleri. Varlıkla yokluk arasında Allah'a emanet yaşayıp giderler. Ana hastalanıp iş tutamaz hale gelince de kırkından sonra geçerler mutfağa çay çorba bulaşıkla tanışırlar. Hayata tutunduğu can yoldaşı yalnız bırakana kadar hasret kalır bunların façalarına kahvehane köşeleri.

Bela falan aradığım yok, tam benim tipim bu adam. Üstüne yürüyüp ilk selamı ben veriyorum. Sonuç malum; ve aleyküm selam. Bir çay parasına tav oluyor köftehor, alâkaya memnuniyeti gözlerinden okunuyor. Sonraki günlerde benim selamımı beklemeden daha uzaktan el kaldırıp hayırlı işler dilemeye başlıyor. Kalabalıktan sıyrılıp kalp kalbi kucaklıyor besbelli; o da benim gibi göz göze gelmenin mutluluğunu yaşıyor.
Arada oluşan ünsiyetin verdiği cesaretle birkaç ay sonra adını soruyorum 'Fedai' diyor. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Doğduğunda artık kulağına kim okuduysa ezanı, ismini de çok güzel koymuş. Boşa gitmemiş isim, tam sahibini bulmuş. Vakti saati gelmiş, adam dolmuşçulara ağa olmuş.
Ayaküstü sohbetlerin birinde karısının beş sene önce üç çocuğunu alıp baba ocağına döndüğünü söyledi, nedenini sormadım. Kurcalamaya gerek yok, kendine göre her iki taraf da haklıdır. Fakat bu sıra dışı; bizim bildiklerimizden değil, delikanlı adam. ‘Ne yapayım Abi cahillik işte. O zamanlar yaptık bir eşeklik’ deyip hatasını kabul ediyor. 'Hayırlısı' deyip geçiyorum ben de. Hem sonra bu bela bir tek bunların başında değil ki; hepimizin çevresinde vardır mutlaka böyle birisi. Allah yardımcıları olsun.
Bir sabah baktım, kaldırımla mezarlık arasındaki çimlere eğilmiş bir şeyler karıştırıyor. 'Ne yapıyorsun?' dedim 'Serçelere ekmek ufalıyorum' dedi. Karalığı dışında bu adamların; kalaydan yeni çıkmış pekmez tavası gibi içleri pırıl pırıl. Hangisine dokunsanız bambaşka bir cevher çıkıyor karşınıza.
Keşke bunlardaki inanç ve tevekkül bizde de olsa. Halk arasında dindar kisvesiyle dolaşırız fakat ticaretimiz azıcık bir kesada uğrasa ya da cüzdanımızı doldurduğumuz akarlardan biri kesiliverse anında yaygarayı koparırız. 'Allah kerimdir' lafı dilimizdedir bizim. Kuşlar gibi aç kalkıp akşama yuvasına rızkıyla dönen Ebû Tuyûr'un kirli sakallı yanağına bir buse kondurup yoluma devam ediyorum.
Akşam dönüş yolunda 'Sana iyi haberlerim var' derken gözlerinin içi gülüyordu. Aklımdan geçirdiğim bütün tahminler boş çıkıyor; sonunda karısı bununla barışmaya razı olmuş. Bu habere kim takla atmaz; samimi duygularla derinden gözlerine bakıp ‘Yanındayım’ diyorum, seviniyor.
Bundan sonra kendi sofralarını kendileri kuracaklar. Hasedinden yorgan çekecek başına cevr ü cefa; karı koca yıllar sonra tekrar aynı yastığa baş koyacaklar. Yüzler gülecek, şen şakrak birbirine karışacak sesler. Can suyu dökülecek baykuşların öttüğü viraneye, gönüller şenlenecek. Her akşam çekyatın üstüne boşaltılan bozukluklarla hazırlanacak ablanın çeyizleri. Yol kenarına dizilmiş seyyarlardan alınan basit hediyelerle anlam kazanacak bayram ziyaretleri. Mürüvvet duaları alınacak hısım akraba ve tanıdıklardan. Su gibi akıp geçecek zaman.
Küçücük odada muhabbetle içilen kahvelerin ardından Allah’ın emrini koyan müstakbel kayınpeder ellerini kavuşturup önce babaya soracak: 'Siz ne dersiniz Beyefendi?' Heyecanlı gözlerin odaklandığı esmer tenli babanın vereceği cevap bellidir: 'Madem çocuklar anlaşmış, olsun derim.'

 



Osman Baharçiçek
2.01.2020 13:17:59
Eyvallah üstat. Hucurat suresini şöyle adam akıllıca okumamız gerekiyor diye düşünüyorum. Ellerine yüreğine sağlık....

YAZARLAR