Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


MEDİNE SÖZLEŞMESİ: SÖZLEŞME VE ÇOĞULCULUĞA ÇAĞRI

Yusuf Yavuzyılmaz'ın Makalesi;


 

Ali Bulaç’ın kaleme aldığı “Medine Sözleşmesi” adlı değerli çalışma, özellikle 90’lı yıllarda ortaya çıkan, “çok hukuklu toplum”, “çoğulculuk”, “hukuk devleti” ve “sözleşme modeli” tartışmalarına İslami anlayışı temel alarak bir model önerisi yapıyor. 

Çalışma, İslam siyasal anlayışının uzun süre ihmal edilen temel metinlerinden birini konu alıyor. Vesika, Hz. Muhammed'in Medine'de birbirinden farklı etnik kökenden gelen ve farklı dini inançlara sahip insanların barış içinde nasıl yaşayabileceklerinin pratik uygulamasını ve dayandığı ilkeleri ortaya koyuyor. Diğer yandan, Medine Sözleşmesi, Hz. Peygamberin siyasal örgütlenme anlamındaki en değerli sünnetidir. Bu sünnetin, günümüzdeki siyasal tartışmalar dikkate alındığında öneminin hala korumakta olduğu görülecektir. Aslına bakılırsa yöneten yönetilen ilişkisinin olduğu her zaman diliminde bu Vesikaya olan ilgi sonuna dek devam edecektir.

Medine Vesikası, modern ulus devletin tekilci ve otoriter yapılanmasına karşı, çoğulculuğu temel alan bir siyasal metindir. Bu nedenle, Medine Vesikası, birbirinden farklı etnik ve dini anlayışların bir arada yaşamaları için referans bir metindir. Modern dünyanın en önemli sorunlarından birinin farklı etnik ve dini anlayışların nasıl bir siyasal organizasyon içinde yaşayacakları sorunudur. Bunun için ortaya konulan çözüm önerilerinin beklenen sonuçları doğurmadığı da açıktır.

            Medine Vesikası'na kabaca iki kesimden itiraz gelmektedir.
İlki dini anlayışı merkeze alan gelenekçi hilafet saltanat modelini savunanlar; ikincisi seküler hukuk ve devletten yana olanlar. İkisinin ortak yönü sözleşmeye değil otoriterliğe ve tekilci bir siyasal anlayışa sahip olmalarıdır. Geleneksel dini anlayış, özellikle Emevi deneyiminden sonra, şura, biat ve seçim ilkelerini unutarak olanı meşru gösterme gayretini öne çıkarmıştır. Yazılan siyasetnamelerin büyük bölümünde, İlk dönem halifelerinin aksine, hilafetin Allah’ın bir lütfü olduğu, halifenin de Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi olduğu anlayışını öne çıkarmıştır. Bu anlayış kuşku yok ki, Pers siyasal anlayışının İslam dünyasına girişi ile yakından ilgilidir.

            Medine Vesikası’nın süresinin kısalığı ve İslam tarihinin siyasal anlamda Muaviye ile birlikte hilafet saltanat modelline geçişi sözleşmeci toplum modeline olan ihtiyacı ortadan kaldırdı. Bu durum Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini içine alacak biçimde çok uzun bir süre böyle devam etti. İslam siyasal anlayışı “Hilafet- saltanat modelinin” karışımı ile oluşan siyasal modelle özdeşleşti. Bu durum siyasal iktidarları giderek keyfi davranmaya ve denetimden uzak bir siyasal anlayışın kökleşmesine yol açtı.

Medine Vesikası’nın ortaya koyduğu “çok hukuklu” ve “sözleşmeye dayalı siyasal model”, modern zihnin kolay anlayamayacağı bir modeldir. Modern zihin dayandığı felsefi parametreler açısından çoğulculuğa kapalı bir anlayıştan beslenir. Bu durum kendini özellikle hukuk alanında gösterir. Bu zihin, çoğulcu hukukun karmaşaya yol açacağını, bu nedenle modern devlette yeri olmadığını savunur.

Medine Vesikası, modern siyasal anlayış olan demokratik sistemi aşan bir paradigmaya dayanır. Aslında bütün çoğulculuk iddialarına karşın, demokratik model, epistemik bir tekilciliğe yaslanır. Siyasal sitemin dayanması gereken temel ilkeler özgürlük ve katılımdır. Özgürlük, kişinin kendi inanç ve düşünceleriyle sisteme katılma eylemini içerir. Din ve vicdan özgürlüğünün tanınmadığı ya da engellendiği bir siyasal modelde özgürlükten söz edilemez. Aslında modern devletin tekilci hukuku, özgürlüğün önündeki en önemli tehditlerden biridir.

Amerika ve Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan ve günümüzde giderek yaygınlaşan ırkçılık aslında, modern demokratik sistemlerin çoğunculuğa tam anlamıyla yaslanmadığını gösteriyor.

Medine Vesikası, ülkemizde kemikleşmiş ve kronikleşmiş olan din-devlet ilişkileri ve Kürt sorunu konusunda sağlıklı bir çözüm için referans bir siyasal metindir. Ülkemizde çokça tartışılan demokratik toplum, barış içinde bir arada yaşama, ulus devlet, hukuk ve adalet gibi konularda Medine Vesikası önemli bir imkandır. Öyle görülüyor ki, Cumhuriyet modernleşmesi, Kürt sorunu ve din-devlet ilişkilerine sağlıklı bir çözüm üretememiş, hatta giderek daha kronik hale gelmesini sağlamıştır. Medine Vesikası, girilen bu açmazdan çıkmak için yepyeni bir siyasal modelin imkanını ortaya koymaktadır.

Kuşkusuz yeni sorunlara karşı yeni şeyler söylemek lazım. Cabiri’nin deyimiyle tarihsel uygulama olan “Şii İmamet Mitolojisi” ve “Sünni Hilafet Saltanat Modeli” bugün için referans olmaktan büyük ölçüde çıkmıştır. Ali Bulaç, bu çalışmasında çözümün İslami geleneğimizde var olduğunu, onu referans alarak hukuk ve adalet temelinde sözleşmeye dayalı bir siyasal sistemi oluşturabileceğimizi gösteriyor.



YAZARLAR