Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Faysal Mahmutoğlu


Lozan Yalanları

Yazarımız Faysal mahmutoğlu'nun "yeni" yazısı...


Geçen hafta (24 Temmuz) Lozan Anlaşmasının 99. yıldönümüydü. Yani bir yıl sonra yüzüncü yılını kutlayacağız. Üzerinden 99 yıl geçmesine rağmen çeşitli spekülatif tartışmaların odak noktası olması ve üzerinden birçok efsane uydurulması, “Lozan cehaleti” ile mi ilgili yoksa İnönü düşmanlığından mı kaynaklanıyor? Her ikisi de olabilir.

Lozan Anlaşması etrafında estirilen ‘yalan rüzgarı’nın kervanına siyasiler ve TV yorumcularının katılması işin vahametini ve cehaletin boyutunu göstermektedir. Ve hatta bir ilin belediye başkanı, ilindeki madenlerin Lozan Anlaşması nedeniyle işletilemediğini iddia ettiği video dolaşımda.

Anlaşma’nın 100 yıllık olup 2023 yılında sona ereceği ve Anlaşma’nın gizli maddeler içerdiği, Musul, Batum, Hatay ve adaların Lozan’da kaybedildiği şeklindeki iddialar uzun zamandır kimilerince gündemde tutulmaktadır.

Alman İmparatorluğunu tarihe gömen, Versay zaferinin mimarı, emperyalizmin ağası İngiltere’nin baş delegesi Lord Curzon, Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşının mağlup devleti olarak Lozan’da bulunduğunu iddia ederek Türkiye’nin galiplerin isteklerine uymak zorunda olduğu görüşündedir. İsmet Paşa ise Kurtuluş Savaşını kazanan bir devletin temsilcisi olduğunu ifade ederek eşit bir statüde heyetteki yerini almıştır. “Ben buraya Sevr’den değil, Mudanya’dan geldim” diyebilmiştir. Nitekim Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey’in istifa ettirilip yerine İsmet Paşa’nın atanarak Lozan’da Türkiye’yi temsil etmesini sağlayan etkenlerin başında Mudanya Ateşkes Anlaşmasındaki diplomatik yeteneğidir.

Lozan önemli bir muharebe olarak düşünülmüş olacak ki, Garp Cephesi Kumandanı görevlendirildi. Lord Curzon 64, İsmet Paşa 38 yaşındaydı.

Konferans salonunda Türkiye’ye Bulgaristan, Romanya ve Sırbistan delegelerinin bulunduğu masada yer ayrılırken İsmet Paşa “Biz eşit ve egemen bir devletiz” diyerek karşı çıkar ve İngiltere, Fransa, İtalya delegelerinin bulunduğu aynı masada oturur.

20 Kasım 1922’de başlayan görüşmeler 24 Temmuz 1923’te sona erdi.

Lozan’la ilgili en çok dillendirilen konuların başında Adaların kaybedilmesidir. Oysaki Adalar, Lozan’dan on yıl önce kaybedildi. 12 Ada, 1912’de Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya tarafından işgal edilmişti. Ege adaları ise 1912 yılında birinci Balkan Harbi sırasında Yunanistan tarafından işgal edilmişti. 1914’te Büyükelçiler Konferansında alınan karar gereğince de 12 ada İtalya’ya, Gökçeada ve Bozcaada hariç Ege adaları Yunanistan’a bırakıldı. Donanmayı Haliç’te çürüten Osmanlı buna seyirci kaldı.

 Lozan’da Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan adasının Türkiye’ye bırakılması tescil edildi; bir de “Yunanistan’a ait olduğu kabul edilen adaların “gayri askeri statüde” olduğu kabul ettirildi.

Batum, Lozan’da görüşülmedi zira 16 Mart 1921’de Moskova Anlaşmasıyla Gürcistan’a bırakılmıştı. Hatay, 11 Aralık 1918’de Fransa tarafından işgal edilmişti. Musul ise 11 Kasım 1918’de İngilizler tarafından işgal edilmişti. İsmet Paşa’nın bunları geri alma çabası İngiltere ve Fransa’nın karşı çıkmasıyla sonuçsuz kaldı.  Hatay ve Musul, taraf ülkelerce ikili görüşmelerle çözülmesi için Lozan sonrasına bırakıldı. Musul meselesi Cemiyeti Akvam’a havale edildi.

Lozan’da madenlerin çıkarılmasına mâni bir madde olmadığı gibi tam tersi kapitülasyonlar kaldırılmıştır ki, en çetrefilli konuların başında gelmekteydi. Bu ekonomik bağımsızlık demektir.

MTA, Eti Maden İşletmeleri gibi kuruluşlar yıllardır maden çıkarmaktadır. Bor madenleri, Batman petrol rafineri bunun somut örnekleridir. 2022 yılında 52 bin 500 metre sondaj yapılması planlanmıştır. 2020 yılında 441 milyon metreküp doğalgaz üretimi gerçekleşmiştir.

Lozan’da gizli bir madde olmadığı gibi süreli bir antlaşma da değildir. Lozan iki ülke arasında yapılmadı.

Lozan’da İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat- Sloven devleti, Boğazlar konusunda Rusya ve Bulgaristan, belli konularda Portekiz ve Belçika ile gözlemci olarak ABD vardı. Bu kadar ülkenin taraf olduğu bir antlaşmada teknik olarak da gizli madde konulması mümkün değildir.

Lozan’ın gerçekleştiği şartlar çok ağırdı. On yıllık savaş sonucunda milletin dayanma gücü tükenmişti. Bir an önce barış yapmak, halkın yaralarını sarmak öncelikli bir görevdi. Ülkenin en gelişmiş bölgesi olan Ege, geri çekilirken Yunan ordusunca yakılıp yıkılmıştı. Halide Edip, Türkün Ateşle İmtihanı kitabında “Salihli’nin 8000 yapısından yalnız birkaç yüzü kalmıştı” diye yazar. (s:236)

Sovyetler dışında Türkiye’nin dış desteği yoktu. Onların da Boğazlar’la ilgili beklentisi vardı. İtilaf devletlerinin gemileri İzmir’de, Boğazlar’da demirliydi.

Boğazlar üzerinde tam egemenlik ancak 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle sağlandı.

Sevr’de Türkiye’ye bırakılan 480 bin km kare toprak, Lozan’da 736 bin km kareye çıkartılmıştır. Fiili olarak Türkiye’nin elinde bulunan hiçbir toprak kaybedilmemiştir.

Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu ve bağımsızlığının garantisi olarak kabul edilir.

Şevket Süreyya Aydemir, “Lozan’dan sonra İsmet Paşa siyaset sahnesine ikinci adam olarak “çıktığını belirtir. (Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam c. 1, s. 269)

Lozan’da İsmet Paşa ile Başvekil Rauf Bey arasındaki anlaşmazlıklara Mustafa Kemal araya girerek (İsmet Paşa’ya anlaşmayı imzalama yetkisini vererek) Lozan Anlaşmasının İsmet Bey tarafından imzalanmasını sağlamıştır. İmzalandığına dair telgrafı Rauf Bey Mustafa Kemal’e sabah erkenden evine giderek iletir. Mustafa Kemal’in ısrarı ile İsmet Paşa’yı tebrik eder. Rauf Bey, İsmet Paşa’yı karşılamak istemediğini belirterek Ankara’yı terk eder. Böylece siyaset sahnesinden de çekilmiş olur. Ama daha sonra hatıratında “daha iyisini yapmak mümkün değildi” diyecektir.

 

Kaynak: Farklı Bakış

YAZARLAR