Mustafa AYGÜN


KUTSALCILARIN DÜNYASI

Mustafa AYGÜN'ÜN YAZISI;


Mukaddesleri olmayan insanlık tüm birikimini ateşe verip izleyen insan gibidir. Ne geçmişi kalmıştır ne de gelecekte var olmasını sağlayacak sermayesi. 

Toplum kültürü ile vardır ve kültür maddi ve manevi tüm değerleri bünyesinde toplar. Ancak toplumu var eden, bir arada tutulmasını sağlayan ve kutsal sayılan değerler her zaman istismara müsaittir. Var olan statüsünü korumak, yükseltmek ve yeni bir statü kazanmak için toplumca kutsal sayılan değerleri kullanacak insanlar (millet, sınıf, cemaat, topluluk, insan) var olmuştur ve var olmaya devam edecektir.

Ortaçağ Avrupa’sında asiller hem Hıristiyanlığa hem de şövalyeliğe inanırlardı. Ortalama bir soylu kiliseye gidip rahibin azizlerin ruhu hakkındaki vaazını dinlerdi. Rahip, “beyhudeliklerin beyhudesi, her şey beyhude… Zenginlik şehvet ve onur tehlikeli ve baştan çıkarıcıdır, bunların ötesine geçerek İsa’nın yolunu izlemelisiniz. Onun gibi uysal olun, şiddetten ve israftan uzak durun ve eğer biri size vurursa ona diğer yanağınızı dönün.” derdi. Eve uysal ve düşünceli bir ruh hali içinde dönen asil zade, daha sonra en pahalı ipek kıyafetlerini giyerek, lordun şatosundaki ziyafete giderdi. Şarabın su gibi aktığı, ozanın Lancelot ve Guinevere hakkında şarkılar söylediği ve davetlilerin birbirine savaş anılarını anlatıp müstehcen şakalar yaptığı bir ziyafette baronlar, “Utanç içinde yaşamaktansa ölmek daha iyidir.  Eğer biri onurunuzu sorgularsa, bu leke kanla temizlenir. Ayrıca hayatta düşmanların sizden kaçışını izlemekten, güzel kızların ayaklarınıza kapanmasından daha güzel ne olabilir?” türü konuşmalar yaparlardı.1   Batının iki yüzlülüğü deyip geçmeyin hemen. 

Yukarıdaki satırları okurken Diyanet İşleri Başkanlığının 16 Haziran 2019 tarihinde tüm camilerde okunan   hutbesi geldi aklıma. İmam etkileyici bir ton katarak okuduğu metnin bir yerinde;  “Kur’an-ı Kerim’in insanlığa şöyle bir çağrısı vardır: “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” Nitekim tabiata sorumsuzca müdahale eden, kendi menfaati için ormanları kesen, suyu ve havayı zehirleyen, toprağı kurutan insanoğlu, yeryüzünde dengeleri bozmaktadır. Afetlerin kötü neticelerinin önemli bir kısmı bizim kendi hata ve ihmallerimiz sebebiyledir. Nitekim Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurur: “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” diyordu.2

Hoca bu satırda yazanları cemaate söylerken, Kaz Dağlarında altın çıkarmak için Kanadalı firma tarafından kesilen ve medyada bolca yer alan ağaçlardan arındırılmış, çölleştirilen yerler gelmiş midir gözünün önüne. Veya “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle düzeltin, elinizle düzeltemezsin dilinizle …“ şeklinde devam eden Hadis-i şerif.

Sanmam.

Kutsallık katılan atfedilen inanç, insanlara bilinç mi kazandırır yoksa var olan bilincini yerle bir mi eder? Metinlerine bakarsanız gerçekten bilinç kazandırır. Ama iş insanların dünyasına geldiğinde, yorumlara kaldığında, yorumlar çığırından çıktığında tam tersi bir etki yaratıyor.

Yoksa şehvetiye tarikatını, bir hırka bir lokma diyerek holdingleşen cemaatleri ve onların lüks içinde yaşayan liderlerini, işçi/memur hakları diyerek bol sıfırlı maaş alan sendikacıları, akraba kayırmacısı siyasetçileri, ikbal peşinde koşan bürokratları, işçisine maaşını zamanında ödemediği halde yedi yıldızlı otellerde tatil yapan patronları… neyle nasıl açıklayabiliriz.  

  1. Hariri, Y. N. Hayvanlardan Tanrılara Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, Kollektif Kitap, İstanbul
  2. Diyanet İşleri Başkanlığı, 16/08/2019 Tarihli Afetlere Hazırlıklı Olalım Konulu Cuma Hutbesi


YAZARLAR