Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


Kuşaklara Sesleniş

AKS-İ SEDA -2-


 

 

Sevgili dostum,

“Kuşaklara Sesleniş” başlığıyla yazışmalarımızın devam edeceğini söylemiştim. Bana ulaşan aks-i sedaları üç kategoriye ayırdım. Her kuşaktan gelen metinleri ayrı bir başlık altında topladım ve bir kısmını seninle paylaşıyorum. Bu saikle X kuşağından gelenlerin bir kısmını sana yazmıştım. Konuya dair yazdıklarını kıymetli bulduğumu ve farklı düşünmediğimi bilmeni isterim. Gelen eleştirilere şaşırmamam gerektiğini söylemişsin. Haklısın, bu sorun her hanede kor bir ateş. Harlanmış bu ateşin alevleri artık herkesin yüreğini yakıyor.

Bu kez Y kuşağının gönderdiklerini paylaşmak istiyorum seninle. Bizim X nesline göre daha fazla diplomalılardan oluşmakta olan Y kuşağı aynı zamanda “Teknolojinin ivmelenmesi” döneminin çocukları. Yani teknolojiyle büyüdüler. Bu sebeple düzenli, disiplinli olmayı sevmeyen ve kendini ispat etme eğilimi yanında gerçekçi olmayan talepleri ile tanımlanıyorlar, demiştim. Karşıt düşüncelere açık olmayan, babalarıyla çatışan bu nesil için gözü kara yakıştırması da yapılmış olduğunu yazmıştım. Benim de hovarda ve vefâsız kuşak tanımlamama sitem edenler hatta kızanlar olmuş. Yazdıklarını okuduğunda sende bunu göreceksin.

M. Y

“Özellikle X kuşağının diğer kuşaklar üzerindeki etkisini biraz fazla abartıldığını düşünüyorum. Çünkü X kuşağı, bizim yani Y kuşağının eğitilmesini tamamen okullara bırakmıştı. Çevremde gördüklerimde böyle bir anlayış hakimdi. Y kuşağı, çeşitli dernek vakıf veya sohbet halkaları ile hemhal oldukça kendini yetiştirebildi. Bu nedenle içimizde, X kuşağı kadar akil insanlar yetişmedi. Çünkü X kuşağı evlatları olan Y kuşağının eğitimini okulların eline bırakmıştı. Eğitimi okulların insafın bırakılmamış olması X nesil için gerçekten çok büyük bir avantajdı. Bu durum öncü insanların çıkmasına vesile oldu. Aynı şeyi Y kuşağı için söyleyemiyorum ve bu durumun önemli sorumluluğu da X kuşağının olduğunu düşünüyorum. Eğitimi, okulların ve öğretmenlerin insafına bırakılan bir nesil olarak kendi çocuklarımız olan Z kuşağına ya gereğinden fazla yüklenip işi abartıyoruz ya da tamamen teknolojinin kucağına bırakıyoruz. Burada bana göre kayıp olan nesil ne X kuşağı ne de Z kuşağıdır.”

Kıymetli dostum,

Arkadaşımız, X kuşağının diğer nesiller üzerindeki etkisinin abartıldığı kadar olmadığını yazmış. İddiasına göre dernek ve vakıf sohbetlerinde yetişen Y kuşağının eğitimini okulların insafına bırakan, X kuşağını ise eğitilmeleri konusunda daha şanslı buluyor. Oysa bir çoğumuzun ilkokuldan sonra gidebileceği bir okula ulaşma şansı yoktu. Orta öğretim için aileden ayrılarak kapasitesi sınırlı şehirlerdeki yatılı okullara gitmek gerekiyordu. Önemli bir husus da söz konusu dernek ve vakıfların kurulması ve hala devamını sağlayanların X kuşağı olması. Elbette çocuklarımızın eğitiminde bizler hatalar yaptık ve değerlerimizi aktarma da başarılı olamadık. Lakin Y nesilde çocukları olan Z kuşağını yetiştirmekte bir yol bulamadığını, ifrat ile tefrit arasında kaldıklarını ifade etmiş kardeşimiz.

C. K

“Dile getirmiş olduğunuz değerlendirmeleri yapmak için üzerinden yola çıktığınız başka metinler var anladığım kadarıyla. Her ne kadar yazınızın içsel bir bütünlük ihtiva ediyor olsa da eğer varsa atıfta bulunduğunuz metinleri merak ettim.

Y kuşağının özgürlüğe yaklaşımı ile ilgili bir değerlendirmeniz olmuş. Y kuşağının özgürlüğe önem vermediğini belirtmişsiniz. Benim de dahil olduğum Y kuşağının özgürlüğü hangi şekilde ikinci plana attığını ben tam olarak anlamadım. Biraz detay vermeniz mümkün müdür? 

Yazının sonunda X kuşağının hem kendi ürettiği hem de kadim kültürden devraldığı hayat tecrübesi ve manevi birikimi Z kuşağı ve sonrasına aktarmasının yine X kuşağının sorumluluğu olduğunu belirtmişsiniz. Burada Y kuşağının bu aktarımdaki yetersizliğine bir eleştiri mı yapmışsınız? Eğer öyle ise bunu söylerken hangi olgudan yola çıktınız?”

Aziz dostum,

Arkadaşımız, hangi metinler üzerinden bu kanaatlere ulaştığımı merak etmiş ve görmek istemiş. Elbette konu hakkında yazılmış birçok metin bulmak mümkün. Hatta akademik çalışmalar, ilgili kuşaklar üzerinde çeşitli anketler yapılmış. Okuduklarımızdan etkilenmiş olmamız gayet tabii. Fakat toplumsal yaşamı, olayları ve ilişkileri gözlemlemek de bize birçok bilgiyi sunmaktadır. Y kuşağını özgürlüğe önem vermediğini yazmamıştım aslında ancak tercih sıralamasında ilk sıraya parayı alırken özgürlüğe ise daha gerilerde yer verdiği şeklindeydi. Bu tezi yapılan akademik çalışmaların da doğruladığını söylemeliyim. Kardeşimiz, kadim kültürümüzün Z kuşağına aktarılmasında, mensup olduğu Y kuşağına yer verilmemesini eleştirmiş. Y kuşağının çatışmacı bir yapısı bu ifadeler ile de ortaya çıkıyor kanımca. Oysa yarım asrı geçen birikimleriyle X kuşağı ile Z kuşağı arasında Y kuşağının köprü olmasının önemine değinmiştim. Bana göre Y kuşağı henüz kültür aktarımına hazır değil. X ve sessiz kuşaklardan tarihsel, kültürel mirası ve değerleri devralması gerekiyor.

M. A

“Kuşaklar arasındaki bu uçurumun başrolleri maalesef aileler, yani ebeveynler. Bana göre asıl sorumlu, aileler içinde yer alan, eğitim hanelerde çözüm bulmaya çalışan fakat akşam eve döndüğünde eleştirdiği ebeveynlerden farklı davranmayan biz eğitimcileriz. Tarihsel süreç diyerek paçamızı kurtarmaya çalışıyoruz ancak işin rengi öyle değil. Madem bu gemiyi hep birlikte batırdık, karaya çıkmak için önce kendimizden başlamalıyız.”

Kadim dostum,

Kuşaklar arası uçurumun müsebbibi aileler olduğunu yazmış arkadaşımız. Bir eğitimci olarak, eğitim kurumlarında çözüm üretmeye çalışan meslektaşlarının da evlerinde diğer ebeveynler gibi hataya düştüklerine dikkat çekmiş. Birçok sorunumuzu “tarihsel süreç” savıyla bir kenara bıraktığımızı da... Doğrusu ebeveynlik söz konusu olduğunda bütün mesleki uzmanlıklar devre dışı bırakılıyor. Tam bu noktada dedeli ve nineli geniş ailenin önemi hatırlıyoruz. Tecrübelerinden faydalanacağımız büyüklerimize evimizin bir köşesini ayırabilseydik bu sorunlarımızın çözümünde önemli katkıları olacağı biliyoruz.  Ama evlerimiz ne kadar geniş olursa olsun daralan kalbimiz her mekân gibi evlerimizi de bize dar etmiş oluyor. Diğer bir konuda insanoğlu çoğu kez yükümlüklerinden kaçmak için çeşitli kavramlara sığınmıştır. Ancak daha sonra ağır bir yük olarak karşılamak zorunda kalmıştır her seferinde. Eğitim sorunumuz da giderek kronik bir hal almaya başladı. İyileştirme çabaları da iyi sonuç vermediği malum. Konunun uzmanlarını dinlediğimizde işi kim biliyor meselesi karmaşık hale geliyor.

B.N.A

Sevgili babacım,

Nasıl olmuşsa dostun ile yazışmaların elime geçti. X, Y, Z kuşağı hakkında kıymetli izahatlar vermişsin, kalemine sağlık. Yalnız müsaaden ile benim de söylemek istediğim birkaç husus var.

Bu mesele birbirinden bağımsız kuşaklardan ibaret değil biliyorsun. Kuşakların birbirleriyle ilişkileri, kuşakların en büyük beslendiği kaynak. Tüm ilişki kombinasyonları ile değerlendirmek isterdim fakat okunma hakkının kelimelerin sayısının azlığı ile kazanıldığı bir devirdeyiz. O yüzden kendi kuşağım olan Y kuşağı merkezinde konuşmak istiyorum.

Yazdıklarının birçoğuna katılmakla birlikte arka planda olanları yadsımamak gerek. Anne babalarımız olan ve küçük yaşta aileden bağımsız ayakta durmaya çalışan X kuşağındakilerin kişilikleri, aile kavramı üzerinden oluşmadı. Kendi çalıştı, kendi öğrendi, bilinçlendi, ilim meclislerinin kürsülerinde, davalarının en önlerinde yer aldılar. Ama dışarda. Vakit kaldıkça akşam uğradıkları evleri onlar için dinlenme yerleri olmalıydı. “Fitne füzyon” deyip içindekilerinin ne kadar ahlakı bozduğunu söyledikleri televizyonlarla biraz olsun rahatlayabilirlerdi. Teori de ev ve aile üzerine en büyük iddiaları taşıyan bu ebeveynlerin pratikte kendi evlerinde iddialarını hayata geçiremediklerini düşünüyorum. Sonuç ne mi oldu? Yılın dörtte üçünde sınıfın en başarılısı olması için okula gönderdikleri çocuklarını, yazın vicdanlarını rahatlatmak adına en yakın camideki kuran kursuna gönderdiler. Çünkü onlar öğretmekte o kadar da iyi değillerdi. Zaten o yüzden sormadılar bile, Kur’an’ı kaç yaz da okumayı öğrenebildiklerini. Sonra çarşaflı annelerin kızlarının şaşırtan açık hallerine, imam babaların namazsız oğullarına, hafız ebeveynlerin çocuklarının Kur’an’dan uzak hayatlarına şahit olduk, oluyoruz. Velhasıl babacım, sizin nesildekiler çok güzel dava adamı oldular ama öğretmekte sınıfta kaldılar fikrimce.

X kuşağının ebeveynliğinde birçok kategorizeye gidiliyor. İç içe bir tarz da olabilmekle birlikte temelde ikiye ayırıyorum: Bir yandan “Ben yaşayamadım evladım yaşasın!” gözlüğüyle bakıp evladına iyilik yaptığını zanneden ama kafeste yetiştirdiği evladına en büyük zararı kendi veren korumacı ebeveynler. Ki bu anne babalar her yaşayamadıklarını toz pembe gördüler. Çocuklarının idealleri ise gerçekçi değillerdi. Diplomalı eğitim onlar için dinden, ahlaktan daha ehemmiyetli hâle gelmeyi başarmıştı gizlice. Yani babacım bu kadar diplomayı kim istiyor da alıyor bu kadar genç? Hem de birçoğu istemediği unvanların sahibi neden oluyorlar? Çünkü işsiz kalmamalıydılar, kısa yoldan çok para kazanmalıydılar, sevgi “Aferin evladım!” da gizliydi, saygınlıkları buna bağlıydı, ezilmemeleri için para çok mühimdi… Ki sistem de onları haklı çıkardı. Başkalarıyla kıyaslanan bir nesil böylelikle dik başlılığı özgürlük sandı. Başka şehirlerin yurtlarına, vakit öldüren nargile kafelere attılar kendilerini. Zamanın da başka şehirlere göç etmiş, dönemin sistemine diklenmiş ebeveynlerinden öğrendiler bunu da. Tamam meseleyi çok iyi anlamadık ama doğrusu da anlatılmadı.

İkinci olarak da “Ben yaşadım, o da yaşasın!” diyen otoriter grup ise kendilerini olgunluğuna götüren yolun en doğru yol olduğunu sanan ebeveynler. Evlatları gereksiz meşakkat yüzünden, genç yaşlarında yorulmuşlardır hayata karşı. Her iş ellerinden gelir, çünkü zamanında mecbur kalmışlardır. Ebeveynlerine karşı kendilerini ispat etme çabası hakimdir. Fakat onlardan beklentiler hep yüksektir, yetemezler hiçbir zaman. Bazı gençler bunu fark eder ve pes eder. Bu müthiş bir hayal kırıklığıdır iki taraf içinde ama daha az yıpranma vardır ucunda. Elbette ebeveynlerin iyi niyetini sorgulamıyorum. Çünkü tüm ebeveynlerin ortak yönüdür iyi niyet.

Y kuşağını “vefasız kuşak” olarak tanımlamışsın yazında. Maalesef buna katılıyorum. İyilikleri çok çabuk unutur, yapılan kötülüklerin kinini kendimizle büyütür olmuşuz. Hatta bazen sebeplere bile ihtiyaç duymuyoruz. Düşünüyorum da baba… Nereden öğrenmiştik vefasızlığı, neden öğrenememiştik Allah için hâlis dostluğu? Ve de neden hatalardan ders çıkaramadık?

Karşılaştığım diğer aile tabloları, akranlarım ve ailelerini gözlemlemelerim beni bu çözümlemelere sevk etti. Yaşım ilerledikçe gayretinizi daha da iyi idrak edebiliyorum. Özellikle de her şeyden önce insan ve Müslüman olmamız, bilmekten öte yaşamamız gerektiği noktalarında ki sebatlı duruşun şimdilerde yaslandığım bir çınar kıymetinde. Nasiplilerin konuşması kolaydır, biliyorum. Ama şahitliğim beni bu tespitlere sevk etti.

Babacığım, dediğin gibi kuşaklar arası yaş farkı oldukça düştü. Y kuşağının anne babası bir önceki kuşak olan X kuşağıydı. Daha kendi evlatlarını göremeden kardeşlerinde yine başka bir kuşak olan Z kuşağı ile tanıştılar. Onlar için erken ve zorlu bir tecrübe oldu. X kuşağı evlatlarına ulaşamamanın sorununu yaşarken, Y kuşağı kardeşlerine dahi ulaşmakta zorlanıyorlar. Peki ya Y kuşağı alfa kuşağına, yani kendi evlatlarına nasıl ulaşacak?

Dostum,

Bu satırların sahibi hitabından da anlaşılacağı üzere evladım. En küçük çocuğum olan kızım bir eğitimci ve psikolojik danışman olarak bu meseleler ile oldukça ilgili. Sorularına da ilerleyen yazılarda cevaplamaya çalışacağım inşallah.

Sevgili kızım, babalık duygusuyla hareket etmek endişesiyle yazdıklarını eleştirmek ve yorumlamak istemedim. 

Bir sonraki yazışmamızda Z kuşağının gönderdiklerini konuşmak ümidiyle.



Davut koyun
20.05.2020 00:12:54
Saygıdeğer musab ağabey aslında olayı çok net açıklamışsın x kuşağı y kuşağından kendisinde olan bazı özellikleri geliştirmesini istedi ama y kuşağı z kuşağından kendinde olmayan sadece hayalini kurduğu şeyleri isteyince aradaki bağ koptu onları fiziken yanında tutabildi ama zihnen yanlarında tutamadılar eline sağlık

YAZARLAR