Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


Kuşaklara Sesleniş

Musab AYDIN'IN Yazısı; AKS-İ SEDA


 

 

Sevgili dost,

Bir süre önce sana “Kuşaklara Sesleniş” başlığıyla yazmıştım. Son dönemlerin en önemli problemi kuşaklar arası çatışma ve iletişim sorunudur kanımca. Nasıl olduysa bunca hengâme ve keşmekeşlik arasında yazdıklarımı görenler, okuyanlar olmuş. Konuya ilgili dostlardan farklı tonlarda yazılmış metinler aldım. Böyle geri dönüşler alacağımı düşünmemiştim. Öyle anlaşılıyor ki konu hepimizi fazlasıyla etkilemekteymiş. Bazı yanlış anmalar dışında gelen yazılarda oldukça müspet eleştiriler aldım. Farklı kuşaklarından gelen tepkileri bilmeni istedim.

Bizim nesil yani X kuşağından gelen eleştirilerde sağduyulu bir yaklaşım gördüm. Aynı zamanda sorumluluk üstlenmemiz gerektiğine dikkat çekilmiş. Önce X kuşağından başlayarak sırasıyla bütün kuşaklardan bana ulaşan tepkilerin bir kısmını paylaşmak istiyorum. Yazanlar arasın da az da olsa X kuşağından umudunu kesmiş olanların olduğunu söylemeliyim. Önce böyle düşünenlerden olan bir arkadaşımızın yazdıklarını paylaşmak istiyorum.

A. K

“X kuşağının Z kuşağına sunacağı hiçbir şey yoktur. X kuşağının ritüellerin dışında hiçbir konuda söyleyeceği bir şeyi de yoktur. Hiçbir anlamı olmayan ritüeller dışında, X kuşağının bir çözümü de yok. Bu konuda bir sözü olmayan X kuşağı engel olmazsa Z kuşağının bir şeyler yapacağına inanıyorum.”

Arkadaşımız ilettiği bu satırlardan sonra, düşüncelerini biraz açma ihtiyacı duymuş. İşin vahametini ifade etmek amacıyla biraz daha yazıştık. Lakin düşüncelerindeki keskinliği ile yazmayı sürdürünce bir noktada buluşamadık. Oysa yaşadığımız bunca tecrübeden sonra daha kucaklayıcı ve ıslahatçı bir tavır içinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Ellisini geçmiş bizler, toplumun ak sakalları sayılacak zamanlarını yaşıyor. “Nasıl her gence keskin tavır yakışıyor ise kırkını aşmış her insana da geniş bir bakış açısı yakışır” demişsin. Sana katıldığımı biliyorsun, doğru söze ne denir ki? 

Lakin arkadaşımızın dikkat çektiği önemli bir konu var: “X kuşağının ritüellerinden başka bir şeyi olmadığına” yaptığı vurgu. Din, tapınma, büyü ile ilgili geleneksel merasim anlamına gelen bu kelimeyi kullanmak bana doğru gelmiyor. Bu ayrı bir tartışma konusu fakat bu eleştirsin de tamamen yersiz olmadığını düşünüyorum. Şekilciliğe karşı çıkmış bir kuşak olarak bizlerin bugün genç nesle bazı şablonlar ve dayatmalar ile yaklaşıyor olmamızı doğru bulmuyorum. Dolayısıyla bu eleştirisinde haksız olduğunu düşünmüyorum. Tek müsebbip bu olmasa da kuşak çatışmasında ki etkisini görmezden gelemeyiz. Fakat benim itirazım düşüncedeki, dildeki keskinliğe ve toptancı yaklaşımına. Bir sorunumuz var ve sorunun tarafları…

M. Y

Derdimiz ortak, bir o kadar da zor ve yakıcı. Mütedeyyin diye tabir edilen bizlerin kendi evlatlarımızla, Y kuşağı ile mesafesi o kadar açık ki, torunlarımıza yani Z kuşağına nasıl ulaşacağız doğrusu bilemiyorum. Çocuklarımız ellerimizden kayıp gidiyor, bir türlü onlarla ortak iletişim dili kuramıyor/geliştiremiyoruz. Doğrusu karşı mahalledeki aileleri ve çocuklarını düşünemiyorum bile.

 

Nesiller arası iletişim köprüsü nasıl kurulur? Mesafeler tamamen kapatılmasa bile nasıl azaltılır? Bunlara dair kısa orta ve uzun vadede yol haritamız/plan/programımız ne olmalı? Bütün bunlara başta aydınların, sosyologların, eğitimcilerin el ele verip ortak akılla hareket etmesi ve bunun bir devlet politikasına dönüşmesi gerekiyor diye düşünüyorum şahsen.

 

Lakin yukarıdakilerin bu dertten ne kadar mustarip olduğu konusunda endişelerim var. Bireysel çabalarla bir yere kadar, insan neticede sosyal bir varlık, sabah evden çıkan çocuğun hangi rüzgarlara maruz kaldığını bilmiyor ve kontrol edemiyoruz. Velhasıl kelam dert bir değil kardeşim”

 

Kıymetli dost,

 

Y kuşağı ile aramızdaki uçurumun büyüklüğüne dikkat çekmiş arkadaşımız. Aramızda kapanmayacak gibi duran mesafeye rağmen Z kuşağı olan torunlarımıza ulaşmanın bir yolunu bulmanın mümkün görünmediğini hatırlatıyor. Mütedeyyin çevrelerde durum böyle iken karşı mahallede durumun daha da vahim olabileceğini söylemiş. Doğrusu ‘karşı’ mahallenin durumu bizden iyi göründüğünü düşünüyorum. Önemsediğimiz değerler için bir çabaları yok. Zaten onlar bu değerlerin aksini yaşam felsefesi olarak seçmişler. Bu sebeple seküler çevrelerde bir kuşak çatışmasının olduğu da görünmüyor. Zira hayatın her alanına dair devredecekleri külliyatlı bir mirasları yok. Seküler yaşam felsefesi onlara bir çatışma alanı bırakmıyor diye düşünüyorum.

 

Oysa bizim savaşımız onların önümüze getirdiği sorunlardan kaynaklanmakta. Kanımca dini değerlere kendi açmazlarımızı ve geleneklerimizi katmış olmamız genç kuşakların tepkisine sebep oldu diye düşünüyorum. Aydınların, sosyologların ve eğitimcilerin elbirliğiyle bu işe eğilmeleri gerektiğine bir itirazım yok. Devlet politikası olarak görülmesine de...  Lakin her konuyla ilgilenmekten asli alanlarına zaman bulamayan bu kesimlerle beraber devletin de bir çabaya gireceğine inancım yok. Bu sebeple yetersizliğini biliyor olmama rağmen bireysel gayretleri önemsiyorum.

 

A. A

 “Aziz kardeşim tespitlerin oldukça yerinde ve sosyolojik olarak temel gerçeklikleri serimliyor. Ne yapmalı, herkesin sorduğu bir soru ve cevabı hakkında henüz tatminkâr çıktılar yok maalesef. Bu durum, sorunlu addettiğimiz kuşağı kendileri haricinde tanımlama ve kategorize etmek ile yakın bir ilgisi olduğuna inanıyorum. İdeolojik bagajlarımız ve mevcut aşırı siyasallaşma eğilimlerinin yükseldiği ortamda nasıl tutarlı bir yaklaşım getirebileceğimizi bilemediğimiz kanaatindeyim. Ama temel bir gerçeklik var: Evlatlarımızı biz değil mevcut çağın baskın karakteristiği yetiştiriyor. Bu hep böyle oldu. Ama bel bağlayacağımız bir umudumuz var. Sosyal genetik ile aktardığımız değer yargılarımız. Evlatlarımız değer yargılarımızı farklı yorumlasa da nihayetinde bir şekilde sindirebilme arka planları mevcut. Su akar yolunu bulur. Allah evlatlarımızı Salihlerden eylesin.”

Aziz dost,

Evlatlarımızı bizden çok çağın baskın karakteristiği yetiştirdiğini söylemiş. Kanımca önemli bir tespitte bulunmuş kardeşimiz. Ne yapmalı sorusuna henüz bir cevabımızın olmaması, acı bir gerçeğimiz. Sorunu biliyoruz ama çözüm üretemiyoruz. Dikkat etmemiz gereken bir husus da ideolojik bagajlarımızın kuşak çatışmasına yol açtığı. Aşırı siyasallaşan eğilimlerimizin de tutarlı yaklaşımlar geliştirmemize engel oluğu tezini önemli gördüğümü söylemeliyim. Evlatlarımız değer yargılarımıza farklı yaklaşıyor olsalar da sosyal genetik ile değerlerimizi alma potansiyeline sahip olduklarına olan inancı. Haklı bir öngörü, bizde “sesiz kuşak” ile benzer sorunlar yaşamamış mıydık? Lakin vakti geldiğinde daha önce şikâyet ettiğimiz değerleri bir miras olarak sahiplendik.

A. M

“Allah kolaylık versin çok zor bir görev. İletişim problemi yaşıyoruz, artık çocuklar ebeveynlerden etkilenmiyor. Belki cemaatler ve vakıflarımız üzerinden bir iletişim kanalı oluşturabilirdik lakin olmadı. En yakınımızdaki vakıflara baktığımızda, orta öğretim sorumlusu olanlar bile elli yaşın üzerinde. Herkes sahip olduğu pozisyonu korumaya çalışarak sahaya bakıyor. Pozisyon merkezli bakış açıları öncelikler sıralaması bu kaygıya sebep oluyor. Bireysel olarak ne yapılabilir sorusu ise cevapsız kalıyor. Çocuklar ile işletişime geçmek için her türlü şebekliği yapmamıza rağmen başarısız oluyoruz. Dediğin gibi vefasız ve sorumsuz kuşaklar ile baş başayız.

Dostum,

İşimizin zorluğuna vurgu yapan kardeşimiz, cemaat ve vakıflarımıza önemli görevler düştüğünü ancak onların da kendi açmazları sebebiyle faydalı olmadıklarını söylemiş. Kardeşimizin de değindiği gibi meşru olmayan saiklerle doğru bir seçim yapmıyorlar. Küçük dünyalarındaki büyük krallıklarında(!) mutlu rolü yaparak, yapamayacaklarını söylemeye devam ediyorlar. Eğitim, davet ve tebliğ çalışmaları için mekân bulamadığımız dönemlerde daha iyiydik. Kanaatim o ki son yıllarda mekân ve iletişim imkanlarımız oldukça gelişti. Lakin onları muhafaza etmek uğruna duyarlılığımızdan vazgeçtik. Samimiyetimizi kurban ettik bu araçlara. Nihayet amaç olarak sahiplenmiş durumdayız.



YAZARLAR