Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyit Ahmet UZUN


Kürk Mantolu Madonna

Yazarımız Seyit Ahmet Uzun, Sabahattin Ali’nin Koloni Yayınları arasından çıkmış bulunan “Kürk Mantolu Madonna” adlı eserini değerlendiriyor.


Her kitap yeni bir dünyaya açılan kapıdır. Kapısını araladığımız dünyada birçok yeni mekan ve karakterlerle karşılaşıyoruz. Bir nevi kitap okumak bize edebi astral yolculuk yapma imkanı vermektedir.

Tahlilini yapacağımız romanda da karşımıza farklı mekanlar, duygular ve düşünceleriyle yeni insanlarla tanışacağız.

Romanın kahramanları Raif Efendi, Maria Puder, Raif Efendinin akrabaları ve otelde birlikte kaldığı arkadaşlarıdır.

Kitapta Raif Efendinin üç dönemine tanık oluyoruz. Baba parasıyla melankolik yaşadığı dönem, Maria Puder’le tanışıp hayatını anlamlandırdığı ve aşık olduğu dönem. Üçüncüsü ise Türkiye’ye döndükten sonra tekrar içine kapanıp hissizleştiği dönemdir.

Romanı okuduğumda aklıma gelen ilk şey; bir insan için önemli olan şeyin kendisini anlayacak ve sevecek bir kalbe sahip olmaktı.

Kürk Mantolu Madonna resmiyle karşılaşıncaya kadar yaşamını bir nihilist gibi geçiren Raif, onunla karşılaştıktan sonra iç dünyasında farklı duyguların oluştuğunu hisseder.

Aşk, tutku, bağlılık…

Raif Efendi o güne kadar yaşamadığı bir duygunun girdabına kapılır. Ancak Maria Puder namı diğer Kürk Mantolu Madonna insanlarla yaşadığı acı tecrübelerden sonra insanlığa olan inancını kaybettiğini söyleyerek Raif’in sevgisine mesafeli durur.

Yaşanan acılar insanlara hayatı öğreten en realist öğretmenlerdir. Bu öğretmenlerden ders alanların hayatında yeni acıların yaşanması asgari seviyeye inmektedir. Ama Maria Puder kendisini çok acı bir sürprizin beklediğinden habersizdir.

Maria Puder kalbinin kapısını araladığı ve sevgisini imtihan ettiği insanın Türkiye’ye dönme zorunluluğu ona yeni ve büyük acıların kapısını aralar.

Raif, Türkiye’ye döndüğünde ablalarının ve eniştelerinin kurduğu tuzakların sonunda büyük bir hüsran yaşar. Bu hüsran onu yeniden ilk dönemki melankolik ve hissiz yaşamına döndürür.

Ancak kitabın sonuna doğru Raif Efendinin Maria Puder’e layık gördüğü yaklaşım beni çıldırttı. Bir insan sevdiğinden gelen haberin birden kesilmesi üzerine onun hakkında kötü düşünceler beslemesi kadar nankörlük kokan başka bir duygu bilmiyorum.

Sevgisini en içten duygularla gösteren ve hissettiren bir kadını bir kerede silmek tabirin en basitiyle ahlaksızlıktır. O an kadın olmanın ne büyük bir talihsizlik olduğu düşüncesi tekrar zihnimde canlandı. Sevgisini, aşkını, bağlılığını en içten duygularıyla paylaşabilen bir insan hakkında kötü düşünceler beslemek insanın karakterinin oturmadığını göstermesi açısından önemlidir.

Raif, Maria’nın sevgisini hak etmiyordu bana göre.

İnsanların düşüncelerinin, kararlarının hayatlarına nasıl hükmettiğini göstermesi açısından ilginç örnekliği içinde barındıran kitap okunmaya değerdir.

Her karakter ayrı bir dünyanın yansımasıdır.

Romanın girişinde Raif’in silik kişiliği üzerine inşa edilen hayat bir insanı tanıma serüvenidir. İnsanların görüldüğü gibi olmadığı içinde ne cevherler sakladığı düşüncesi Raif karakterinde kendisini göstermemektedir. Güçsüz bir kişiliği olduğunu kitabın her sayfasında görebiliyoruz. Türkiye’ye döndüğünde kendisini bekleyen sürprizi gördükten sonra ülkeyi terk ederek sevdiğine dönebilseydi güçlü bir kişilik olduğunu söyleyebilirdim. Ama maalesef böyle bir özelliği yoktu.

Maria Puder’e söyletilen replik yaşanılan dünyanın hayal kırıklıklarına işaret etmesi açısından önemliydi.

“Demek ki insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.”

Raif Efendi de son demlerinde yaptığı haksızlığı anlasa da Maria Puder’i bir çocuğuyla yalnız yaşamaya ve ölmeye mahkum etmesi kabul edilir bir şey değildi.

Böylesi insanlar güveni öldüren en etkili zehirlerdendir. Bunların akınında bulunmaktan kaçınmak ne kadar önemli!

Bu yaptığını fark eden Raif Efendi, Maria Puder’e yaptığı haksızlığı ve onunla birlikte geçirdiği zamanın anlam doluluğunu şöyle özetlemektedir.

“Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim.”

Bu düşüncesinin nedenini açıklarken şunları söylemektedir: “Sen, bana dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim de bir ruhum olduğunu öğrettin.”

Sevmek bedel ödemekle anlam bulacak bir duygu yoğunluğudur. Bu bedeli ödemeyi göze almayanların birilerinin kalbine girmeye çalışması büyük bir haksızlıktır.

Ve Raif Efendi aslında yaşadığı hayal kırıklıklarını, acizliğini, tutarsızlığını dile getirdiği satırlar çok önemli ifadeleri içinde saklamaktadır. İnsan istediği şey için mücadele edebilmelidir. Güçlü bir kişilik mücadeleyle gerçekleşir.

Sevgisini taşıyamayacağı birinin elinden tutma hakkı yoktur insanın.

“Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir?”

Kitap benim için Raif Efendinin hayatından ziyade sevilmeyi hak edecek kadar yüce bir ruha sahip olan bir kadının ihanete uğrama öyküsüdür.



YAZARLAR