Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Hasan POSTACI


Küresel Kapitalizm S.O.S. Veriyor

Yazarımız Hasan Postacı'nın Özgün İrade Dergisi 2019 Aralık sayısında yayımlanan yazısı...


Arap baharı denilen küresel emperyalizmin siyaset mühendisliği ile şekillendirilmeye çalışılan süreç kısmen bir enerji boşalması yaşatsa da küresel kapitalizmin doymak bilmeyen yayılmacılığı ve acımasızlığı tüm yer kürede derin yoksulluklar ve yıkımlar üretmeye devam ediyor.
Latin Amerika Ülkelerinden Uzak Doğu’ya uzanan yeryüzü coğrafyasının birçok ülkesinde küresel kapitalizmin acımasız uygulamalarının yol açtığı çok boyutlu mustazaflaştırma her geçen gün derinleşiyor. Birinci dünya savaşı sonrası oluşan küresel kriz Avrupa merkezli faşizmin yaygınlaşmasını beraberinde getirerek hala izleri devam eden unutulmaz acılar, kıyımlar ve yoksullukları ardında bıraktı. İkinci büyük kriz ikinci dünya savaşı ve sonrası süreçte yaşandı. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları ile sembolleşen küresel yıkım ve kıyımın tepkileri 68 kuşağını ve sosyalist hareketleri doğurdu.

 

Sosyalist bloğun çökmesi ve 90’sanlar sonrası oluşun tek kutuplu dünya algısı, küreselleşme ile beraber daha derin sosyal küresel patlamaların sosyopolitik enerjisini biriktiriyordu son birkaç on yıldır. Arap baharı denilen küresel emperyalizmin siyaset mühendisliği ile şekillendirilmeye çalışılan süreç kısmen bir enerji boşalması yaşatsa da küresel kapitalizmin doymak bilmeyen yayılmacılığı ve acımasızlığı tüm yer kürede derin yoksulluklar ve yıkımlar üretmeye devam ediyor.
 

Kapitalizmin temel formülasyonu, ucuz hammadde ve enerji, sömürülecek pazar, iş gücü ve beyin göçü ile beraber kontrol ve denetim altında tutabileceği zayıf yönetimler üzerine kuruludur. Yığınların tüketim köleliğine mahkûm edildiği küresel sistemin efendileri, silah teknolojileri ve ekonominin insani değer ve ilke tanımayan, örgütlü dolar gücünün çok uluslu şirketlerin tekelleşmeleri üzerinden yönlendirildiği bir dünya sistemi ile hâkimiyetlerini sürdürmeye devam ediyorlar.
 

Bu küresel sömürü sistemi aynı zamanda ekolojik dengelerde de büyük kırılmaların oluşmasına sebep oluyorlar. Yani yerkürede tüm canlılar için bu gidişle yok oluşa doğru sürüklendiğinin tüm belirtilerini gözlemlemek mümkün. Küresel ısınmadan, nesli tükenen canlı türlerine, her alandaki çevresel kirlilikten, çölleşmelere kadar birçok veri bu durumu tescillemektedir.
 

Son bir aydır gittikçe artan ve yaygınlaşan kitlesel gösterileri bu bağlamda insanoğlunun dünya sisteminden duyduğu kaygı, korku ve yoksunlukların ortak çığlıkları olarak görmek mümkün. Birçok ülkede hala devam eden kitlesel gösterilerin ortak yanlarını bu bağlamda tanımlayabiliriz. Diğer taraftan benzer koşullar ve hatta daha yoksul olan ülkelerde bu tür kitlesel gösteriler neden olmuyor? Sorusunu öncelikle yanıtlamak gerekir. Bu bağlamda bakıldığında gösterilerin yoğunlaştığı ülkelerin ortak yanlarının neler olduğunu incelemek gerekir.
Bu ülke yönetimlerinin birçoğu küresel düzene itirazı olan ülkelerden oluşuyor. Aynı zamanda jeopolitik önemi olan ülkeler bunlar. Özellikle ortak paydalardan biri İsrail’in uluslararası hukuk bağlamında işlediği cinayetlere sessiz kalmamalarıdır. Bu yönüyle ABD hamiliğindeki İsrail’in insanlık dışı uygulamalarına, artık BM vb. örgütler nezdindeki göstermelik kınamalarla geçiştirilemeyecek boyutlarda küresel kapitalist sistemin ayrımcı, riyakar tutum ve davranışlarına, bu bağlamda tüm uluslararası kurum ve kuruluşların araçsallaştırılmalarına bir tahammülsüzlüğün ve dur demenin artık siyasi tavırlara dönüşmeye başladığı ülkelerde bu tür gösterilerin olması işin içinde CİA ve MOSSAD gibi aktörlerin olduğunu gösterir. Hatta İran, Irak Lübnan, Pakistan, Venezüella, Ekvator ve Bolivya gibi ülkelerde, ABD öncülüğünde geliştirilen/dayatılan siyasi legal söylemler bu bağlamıyla açıkça bir dış emperyal müdahale ve destekle bu yönetimlerin terbiye edilmeye çalışıldığı görülür. Bu yönüyle Türkiye, potansiyel aday bir ülke olarak görülebilir.

 

Farklı kültür, din ve medeniyet havzalarında bulunan ülkelerde ortaya çıkan bu kitlesel gösterilerin, geçmişten farklı olarak sosyalizm gibi ortak bir ideolojileri yok. Bu yönüyle ortak paydalarının antikapitalizm veya antiglobalizm olduğu söylenebilir. Doğal olarak tepkinin merkezinde ABD ve Avrupa merkezli küresel dünya düzenine yön veren batılı modernist paradigmaya bir başkaldırıdan söz edilebilir. Bu yönüyle fıtri ve insani bir ortak tepkiden bahsedilebilir.
 

Kitlesel gösterilerin ortak boyutlarından biri de sanal örgütlenme ve iletişim araçlarını kullanma gücüdür. Bu tür araçlar küresel şirketlerin tekelinde olmalarına rağmen internetin teknolojik esnekliği sanal örgütlenmenin her geçen gün yenilikçi araçlarını ortaya çıkarmaya devam ediyor.
 

Bu bağlamda ortak yönlerden biri de domine eden kesimin genç kesimlerden oluşmasıdır. Sloganlara dahi rengini veren bu dinamik (“Dersten çıktık ders vermeye geldik” vb.), aynı zamanda, küresel ayrımcılığın, sömürünün, eşitsizlik ve özgürlükleri kısıtlayan, baskılayan uygulamaların en çok bu kesimler üzerinde uyarıcı etkiler ürettiğini ve bu kesimleri etkilediğini gelecek kaygısını derinleştirdiğini gösterir.
 

Tabi bu tür kitlesel itirazların oluşmasının alt yapısında bu ülkelerin yönetim alanındaki birçok alanda ortaya çıkan zafiyetlerinin olduğunun da altını çizelim. Yolsuzlukların yaygınlaştığı, özgürlüklerin baskılandığı, yoksullukların derinleştiği ülkeler bu tür kitlesel gösteriler için de uygun bir zemini üretmiş olurlar.
 

Bu yönüyle bakıldığında gösterilerin yönetimler tarafından yapılan zamlar ve getirilen yeni vergiler gibi konularla ateşlenmesi küresel sömürünün bu yönetimler üzerinden talep ettiği rantların bir sonucu olarak ortaya çıktığının da ayrıca altını çizmek gerekir. Örneğin Ekvator’daki gösterileri tetikleyen, hükümetin yıllardır verdiği petrol sübvansiyonlarını sonlandırma ve IMF’in dayattığı kemer sıkma politikalarıydı. Petrole gelen büyük zam, doğal olarak gıda fiyatlarına, toplu ulaşıma vb alanlara yansıması protestoları başlattı. Benzer şekilde İran’da da petrol sübvansiyonlarının azaltılması ve bir süredir yönetime yönelik yolsuzluklarla ilgili iddiaların yanı sıra özgürlüklere yönelik kısıtlamalar gösterileri tetikledi. ABD dışişleri bakanının hemen göstericilere destek açıklamaları ise ayrıca küresel emperyalizmin buradaki hesaplarını deşifre etti.
 

Latin Amerika’nın en zengin ülkelerinden biri olan Şili’de gösterilerin başlamasına metro ve toplu ulaşıma yapılan zamlar kıvılcım etkisi yaptı. Şili OECD ülkeleri arasında gelir dağılımındaki eşitsizliğin en yüksek olduğunu belirtmek gerekir. Protestolara katılan bir öğrenci, Reuters ajansına verdiği demeçte “Bu sadece metro zammı nedeniyle basit bir protesto değil, bu ülkenin en yoksullarına yönelik yıllardır süren baskıların bir patlaması” demesi bu durumu özetliyordu.
 

Lübnan da WhatsApp vb. internet üzerinden indirilen uygulamalarla yapılan telefon görüşmelerine vergi getirme planı nedeniyle başlayan protestolar da daha geniş ekonomik talepleri, eşitsizliği ve yolsuzluğu gündemine alarak büyümesi benzer bir durumu resmediyor. Yine basına konuşan Lübnan’lı Abdullah adlı bir protestocu “Biz sadece WhatsApp için burada değiliz, her şey için buradayız: Petrol, gıda, ekmek fiyatları…” demesi kitlesel gösterilerdeki ortak paydayı vurguluyordu.
 

Irak’ta da insanlar çökmüş bir sistem olarak gördükleri siyasi sistemlerinin değiştirilmesi için sokaklara çıktı. Onların şikâyetlerinin temelinde de hükümet atamalarının liyakata dayalı yapılmak yerine mezhepsel veya etnik kotalarla yapılmasıydı. Eylemciler bu sistem sayesinde siyasetçilerin kamu fonlarını kullanarak kendilerini ve takipçilerini zengin ettiğini, yurttaşların bundan hiçbir pay alamadığını savunuyor.
Yolsuzluklara karşı protestoların yapıldığı bir diğer ülke de Mısır’dı. Ülkede nadiren görülen türden protestolar Eylül ayında İspanya’da yaşayan Mısırlı iş adamı Mohamed Ali’nin çağrısıyla başlamıştı. Ali, Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el Sisi ve orduyu yolsuzlukla suçluyor. Ali’ye göre Sisi ve hükümeti, halk kemer sıkma politikalarından şikayet ederken kamu fonlarını kendi çıkarları için kullanıyor. Bu düşünce, sokağa çıkan protestocularda da karşılık buldu.

 

Diğerlerinden kısmen farklı olarak Hong Kong’daki gösteriler, ayrımcılık ve özgürlüklerin kısıtlanması üzerinden kendini şekillendirdi. Ancak hava limanına, kitlelerin sanal örgütlülük üzerinden gerçekleştirdikleri eylem birçok ülkede örnek alınarak uygulanmaya çalışıldı. Ekolojik kaygılar üzerinden gerçekleşen gösterilerde dünyanın birçok yerinde etkili olmaya devam ediyor. Pek çok ülkede sokaklara çıkan protestocular arasında iklim değişikliğine karşı çıkanlar da var. Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı) hareketinden göstericiler, çeşitli ülkelerde sokaklara çıkarak hükümetlerinden acilen harekete geçmelerini talep etti.
 

ABD, İngiltere, Almanya, İspanya, Avusturya, Fransa ve Yeni Zelanda’nın da dahil olduğu çok sayıda ülkede sokaklara çıkanlar kendilerine araçlara yapıştırdı, yolları kesti ve toplu taşıma sistemlerini durdurdu. Avustralyalı protestocu Jane Morton, “Hükümet iklimsel ve ekolojik acil durum ilan edip bizi kurtaracak adımlar atmadığı müddetçe isyan etmekten başka bir şansımız yok” dedi.
 

Dünyanın dört bir yanında gençler, 16 yaşındaki İsveçli eylemci Greta Thunberg’den adlıkları ilhamla haftada bir gün okul grevine çıkarak kendilerine yaşanabilir bir dünya bırakılmasını talep ediyor. Hindistan’dan Almanya’ya kadar çok sayıda ülkede milyonlar aynı taleple sokaklara çıkmaya devam ediyor. Gençlerin çoğunlukla domine ettiği bu gösterilerde bir protestocunun pankartında “Size bir ders vermek için derslerimizi ekiyoruz” yazıyordu.
 

Küresel kapitalizmin ürettiği sorunlar karşısında şekillenen kitlesel gösterilerde yüzlerce kişi yaşamını kaybetti. Protestolar artan tempolarda devam edecek gibi görünüyor. Ortak bir ideolojisi olmayan bu kürsel başkaldırının eylem yöntem ve araçları her geçen gün ortaklaşarak gelişirken, ilke ve değer merkezli yeni bir iklimi üretebilmesi oldukça zor görünüyor. Bu bağlamda İslam coğrafyasının vahiy temelli açılımlarının bu sürece önemli bir rehberlik sunma potansiyeline sahip olduğunu altını çizmek gerekir.
 

Kitab-ı Kerim’de:”Böylece sen, bâtıl olan her şeyden arınmış olarak, yüzünü kararlı bir şekilde Allah’ın, insanları üzerinde yarattığı doğa/fıtrat kanununa/ dine çevir! Allah’ın, insanın doğasına yerleştirdiği fıtrata uygun davran ki, Allah’ın yaratmasında bir değişime meydan verilmesin. Bu, gerçek dinin amacıdır; fakat insanların çoğu bilmez.”(Rum-30) ayetinin açıkça ortaya koyduğu evrensel duruş bu bağlamda tüm yer kürenin adalet ve özgürlük merkezli inşasının temel kodlarını bize hatırlatmaktadır.

Kaynak: Özgün İrade Dergisi 2019 Aralık Sayısı



YAZARLAR