Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ramazan DEVECİ


Kuran´da Aile Modelleri

Ama bu olay bize eşlerimizin ve çocuklarımızın, onlara olan sevgimizin bizi Allah yolundan, ilahi dava yolunda mücadeleden alıkoymaması gerektiğinin açık bir işaretidir.


?Hepinizi bir tek canlıdan (Âdem´den) yaratan ve erkek için can yoldaşı edinsin diye kendi özünden eşini (Havva´yı) yaratan Odur.? (7/Araf: 189)

İlk insan yalnız yaratılmamış aynı özden eşi de yaratılarak bir aile olmaları sağlanmıştır. İlk insan, erkek ve kadın yaratışılışı ile birlikte insanlık evlilikle tanışmıştır.

Evlilik hayatı, hayata dair olan her şeyi, paylaşmaktır. Birbirinin hayatını, yaşamını kolaylaştırmaktır. Aynı şeylere sevinip, aynı şeylere üzülmektir. Dertlerini, sıkıntılarını paylaşmak, sıkıntılardan kurtulmak için birlikte mücadele etmektir. Aynı sevinçleri paylaşmak, bir olan Allah´a birlikte kul olabilmektir. Birbirini mutlu ve mesut kılmaktır. Bu dünyada başlayan birlikteliği ahirette ebedi mutluluğa taşımaktır. 

Evlilik birlikte başlamak, birlikte bitirmek, birlikte solumak, birlikte yürümek, birlikte sorumlu olmak, sorumluluklarını birlikte yerine getirmektir. Evlilik bir anlamda ayrı bedenlerde tek vücut olabilmektir.

Kuran´ın bahsettiği ilk aile ilk insan Hz. Adem ve eşi Hz. Havva´nın oluşturduğu ailedir.

Ancak Hz. Âdem ve Hz. Havva´nın oluşturdukları aile yapısı üzerinde çok fazla bilgiye sahip değiliz. Birlikte günah işleyerek yasak meyveden yiyen ancak birlikte tövbe ederek Allah´ın rahmetine nail olan bir aile var karşımızda. Eşlerin hatalarını anlayarak birlikte tövbeye durması önemli bir örneklik. Birlikte işlenen günahlara birlikte tövbe edilirse daha doğru bir duruş sergilenmiş olur.

?Gerçek şu ki, Allah, Âdem´i, Nuh´u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini âlemler üzerine seçti.?(3/Al-i İmran: 33)

Kuran´da İmran ismi üç ayette geçmektedir.  Al-i İmran suresinin 33. ve 35. Ayeti ve Tahrîm sûresinin 12. ayeti.  

İmran; Hz. Zekeriya (a.s) bacanağı Hz. Meryem´in babasıdır. İmran´ın peygamber olma ihtimalinden de bahsedilir. İmran Hz. İsa´yı içinde yaşadığı topluma müjdelemişti. İmran´ın eşi Hanne hamile kalınca İnsanlar Hanne´nin erkek bir çocuk doğuracağını hatta müjdelenen Mesih´in doğacağını zannetmişlerdi.

?Hani İmran´ın hanımı şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdaki bebeği özgür olarak sana adadım, bunu benden kabul buyur. Şüphesiz sen her şeyi işitir, her şeyi bilirsin." (3/Al-i İmran: 35)

Bu ayette İmran´ın eşi diye anılan, Hz. Meryem´in annesinin ismi Kuran´da geçmez. Onun adı İslâmi kaynaklarda Hanne, Hıristiyan kaynaklarda Anna diye geçer. Hz Hanne´nin uzun zaman çocuğu olmamıştı. Bir gün bir kuşun yavrusunu beslediğini görünce buna imrenmiş ve yüce Allah´a yalvarıp çocuk ihsan etmesini dilemişti. Ve Allah duasını kabul edip ona yıllar sonra çocuk ihsan edince. Bu çocuğu, Beytülmakdis´in hizmetine vermeyi adamıştı. Hanne belki de İmran´ın müjdelediği Mesih´i doğurmayı istiyordu.  Onun için erkek çocuk doğuracağını düşünüyordu.

?Nihayet onu doğurunca, "Rabbim!" dedi "Onu bir kız olarak doğurdum. " - Hâlbuki Allah, hem onun ne doğurduğunu ve hem de onun doğurmayı arzuladığı erkeğin kendisine bağışlanan kız gibi olamayacağını çok iyi biliyordu. ? Ardından şöyle devam etti: "Ben ona Meryem adını verdim. Onu ve onun soyunu, kovulmuş şeytanın şerrinden korumanı diliyorum!? (Al-i İmran: 36)

Hanne´nin kız çocuk olmasından dolayı içine düştüğü şaşkınlık, İmran´ın Mesih müjdesinden dolayı girdiği erkek çocuk beklentisinden kaynaklanmış olabilir.

Hanne hamile kaldıktan kısa bir süre sonra İmran vefat etmişti. Hanne Allah´a adadığı çocuğunu doğurmayı bekliyordu. Ancak bir kız doğurmuş ama kız doğurdum diye adağından vazgeçmemişti.

Bu seçilmiş İmran ailesinde bizlere örnek olarak şu noktaların öne çıktığını görürüz. Allah´a samimiyetle dua etmek, evlatlarını Allah için adayabilmek..

Hanne adamanın, Meryem iffetin, iffet noktasındaki hassasiyetin modelidir insanlık için.

Rabbimizin seçtiği diğer aile İbrahim Ailesidir.

Allah´ın elçisi Hz. İbrahim Urfa´da doğdu, burada yetişip büyüdü. Ve tevhid mücadelesine başladı. Babasından başlayarak herkesi bir olan Allah´a kulluğa çağırdı.

?Hani İbrahim babası Azer´e, "Sen putları ilah mı ediniyorsun? Ben; senin ve kavminin apaçık bir sapıklık içinde olduğunuzu görüyorum." demişti.(En´am: 74)

Hz. İbrahim, doğduğu bu şehirde tevhidi bir mücadeleye başlamış insanları bir olan eşi ve benzeri olmayan Allah´a kulluğa çağırmıştı.

Hz. İbrahim insanların Allah´a şirk koştukları Putları kırarak onların akletmelerini putların acizliğini görmelerini istemişti. Bu eylemi sonucunda ateşe atılmış ancak ateş Hz. İbrahim´i yakmamıştı.  

Nemrud´un ölümü ile onun zulmünden kurtulan Hz. İbrahim, eşi Sare ile birlikte doğduğu yeri terk ederek Suriye bölgesine geldi. Mısır, Filistin ve Hicaz´a ulaşan geniş bir coğrafyada Hz. İbrahim peygamberlik görevi yaptı.

Uzun bir süre Hz. İbrahim´in çocuğu olmamıştı. Hz. İbrahim 80 yaşına gelmiş ama çocuğu olmamıştı. Tüm mücadelesinde eşinin yanında olan, eşini her zaman destekleyen Sare çocukları olmamasına çok üzülüyordu. Çünkü, Hz. Sare eşindeki çocuk sevgisine ve isteğine sürekli şahit oluyordu. Hz. İbrahim ise çocuk isteğine rağmen hiçbir zaman ikinci bir evlilik düşünmemişti. Sare eşinin çocuk hasretine dayanamadı. Çocuklarının olması için eşine hizmetçisi Hacer´le evlenmesini teklif etti. Sare eşine: ?Belki Allah Teâlâ ondan sana bir evlât verir de böylece senin temiz soyun yeryüzünde bâki kalır.? demişti.

Hz. İbrahim ise 80 küsür yaşa kadar içinde yaşadığı toplumda çok evlilik çok yaygın olmasına rağmen ikinci evliliği hiç düşünmeyen bir eşti. Sare ise eşinin evlenmesini istiyor, hem de kendi hizmetçisini teklif ediyordu.

İşte Hz. İbrahim ve Hz Sare evliliğindeki sevginin boyutu.

Burada bir kadının eşine olan sevgisini ve fedakârlığını görmek gerekiyor. Eşini çok sevdiği halde, eşi daha mutlu olsun diye onu başka bir kadınla paylaşmak istiyor. İşte gerçek sevgi gerektiğinde sevdiğini nefsine tercih edebilmekdir.

Rabbimiz Hz. İbrahim´e Hacer ve İsmail´i Mekke´ye, o gün ıssız bir çöl olan, ama zamanla vahyin merkezi olacak olan bir vadiye, bırakmasını emretti. Bazı kaynaklar, özellikle de Kitab-ı Mukaddes, bu durumun Sare´nin kıskançlığından kaynaklandığını söylüyor.

Bu rivayete göre Sare, Hz. İbrahim´den, Hâcer´le oğlunu alıp uzaklara götürmesini ve kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde onları bırakıp gelmesini istedi: ?Öyle bir yere bırak ki, ne diri kaldıklarının haberi ulaşsın bana, ne de öldüklerinin.? dedi.

Bunun üzerine Tevrat´a göre Hz. İbrahim´e şöyle vahiy geldi: ?O çocuğa, aslında Sare´nin kendi hakkından vazgeçerek fedakârlık göstermesi sayesinde sahip olduğundan ve Sare kısır bir kadın olduğu için kumasının çocuğunu görmeye elbette ki tahammül edemeyeceğinden onun ricasını yerine getir.?

Hz. İbrahim, Allah Teâlâ´nın emriyle Hâcer ve minik yavrusunu ıssız mı ıssız, gözlerden ırak, dört bir yanı sıradağlarla çevrili, ürkütücü bir vadide Mekke´de bırakıp Filistin´e döndü.

Rabbimizin bu kutsal imtihanını bir kadının kıskançlığına bağlamanın doğru olacağı kanaatinde değilim ben. Değil mi ki bu aile Allah´ın seçmiş olduğu bir ailedir. Ve bu imtihanın sonucu ahir zaman peygamberine yer ve zaman hazırlamaktır. Son vahye mekân hazırlamaktır, son vahye peygamber yetiştirmektir. O zaman olayın böylesine basit bir kıskançlığa bağlanmaması gerekir.

Hz. İbrahim,  eşi Hacer ve oğlu İsmail´i rabbimizin emri ile ıssız bir yere bırakmakla bize Allah´a tevekkülün ufuk noktasını göstermiş oldu. Bugün hangimiz eşimizi çocuklarımızı böylesine ıssız bir vadiye bırakabiliriz. Hiçbirimiz bırakamayız, bırakmamızda gerekmiyor elbette. Ama bu olay bize eşlerimizin ve çocuklarımızın, onlara olan sevgimizin bizi Allah yolundan, ilahi dava yolunda mücadeleden alıkoymaması gerektiğinin açık bir işaretidir.

Allah´a tevekkül etmeyi Hacer de öğretemezse bize, kim öğretebilir ki.

Hz. İbrahim eşini ve oğlu İsmail´i bıraktıktan sonra:"Rabbimiz! Ben çocuklarımın bir kısmını Senin kutsal Ev´inin yanında bitki bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Onlar namaz kılmayı sürdürsünler diye böyle yaptım. Sen de, lütfederek, insanlardan bir kısmının gönlünü onlara meylettir. Ve onları ürünlerle rızıklandır ki, sana şükretsinler." (İbrahim-37) demişti.

Bu ayet Hz. Sare ile ilgili söylenen kıskançlık hikâyesinin çok doğru olmadığını da göstermektedir. Ayette Hz. İbrahim´in eşini ve çocuklarını namaz kılmayı sürdürmeleri için bıraktığı anlatılmaktadır. Bu kıssada İbrahim ailesine ve bizlere ilahi bir terbiye vardır.

Rabbimiz İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. (Mümtehine-4) buyuruyor.

Öncelikle Hz. İbrahim´in zor imtihanları, bir şekilde evlatları ile imtihan olan babalar önemli bir örneklik oluşturur.  Hz. İbrahim´in yaşadıklarını düşünerek babalar yaşadıkları zorlukları basitleştire bilirler. Rabbim kimseyi evladı ile imtihan etmesin. Hepimizin için evladı ile imtihan olmak en zor imtihandır. İşte Hz. İbrahim ve eşi Hacer bu zor imtihanlardan geçerek bizim için güzel bir örneklik oluşturdular.

Ama bu olay bize eşlerimizin ve çocuklarımızın, onlara olan sevgimizin bizi Allah yolundan, ilahi dava yolunda mücadeleden alıkoymaması gerektiğinin açık bir işaretidir.

Başımıza gelen musibetlerde Allah´a tevekkül edebilmeyi İbrahim ailesinden öğrenmez isek kimden öğrenebiliriz ki. Allah´a tevekkül etmeyi Hacer´de öğretemezse bize kim öğretebilir ki. Ufacık çocuğu ile ısız bir vadiye bırakıldığında Allah emretmişse kaygı yok diyen bir Müslüman kadındır Hacer.

Çocuksuzlukla imtihan edilmiş ama sabretmiş bir anne baba. Bu zor imtihan aileye huzursuzluk olarak yansımamış. Çocuğu çok istemesine rağmen hiçbir zaman ikinci bir eş istememiş bir eş Hz. İbrahim. Eşinin çocuk isteğine bakıp eşinin mutluluğu için ikinci evliliği teklif eden bir eş Hz. Sare.

Bu iyi örneklerin yanında Kuran´da kötü aile modelleri de anlatılır. Eşlerin her ikisinin de kötü örnek olarak sunulduğu Ebu Leheb ve eşi, Leheb suresine de isim olmuştur. Küfür ve zulümde birbiri ile yarışan ve yardımlaşan sonuçta cehenneme odun olan iki eştir.

Eşlerden birinin iyi diğerinin kötü örnek olarak anlatıldığı Hz. Nuh ve Karısı, Hz. Lut ve karısı yine Firavun ve eşi Hz. Asiye örnekliği üzerinden İman edenlere hayırsız eşlerle karşılaştıklarında sabır tavsiye edilir.

Hz. Asiye örnekliğinden kadınlara eşleriniz ne kadar kötü olsa Firavun gibi olamaz şayet Asiye gibi hayatınızı Allah´a kulluk yolunda anlamlandıra biliyorsanız sabredin denilir.

Hz. Nuh ve Lut üzerinden de erkeklere anlayışsız ve isyankar eşlerine sabretmeleri tavsiye edilir.

Elbette asıl önemli olan güzel örneklikler üzerinden evlilikleri dünyada bir huzur ve mutluluk yuvasına dönüştürüp, ahiret mutluluğu ile taçlandırmaktır.

Not: Daha geniş bilgi için yazarın ?Yaşayan Kuran Hz. Fatıma? kitabına bakılabilir.



YAZARLAR