Mesut AYDIN


KUR'AN İNSAN İLİŞKİSİ

Kitabı okurken, bir taraftan da , “ Bu kitaba uyup uymadığımdan sorgulanacağımı ” bildiren ayet hep zihnimi meşgul ediyordu.  Rabbimizin , “oku ” deyişindeki muradını anlamak için yine O’nun gönderdiği Kitaba başvurdum. Bundan sonra kitabı hayatımın merkezine koydum.


Alemlerin Rabbi olan Allah kâinatta yarattığı hiçbir şeyi kılavuzsuz ve başıboş bırakmamıştır. Zerreden küreye mükemmel bir ahenk vardır. Şüphesiz bu ahenk Allah’ın yarattığı her varlığa yolunu göstermesiyle gerçekleşmiştir.

Biz insanlarda, kendi ellerimizle yaptığımız cihazlara bir kullanma kılavuzu eklemiş, onun kullanımını insan aklına bırakmamışız. Sebebi açıktır. Eğer bu cihazların kullanımını insan aklına bırakılsaydı, bir günde yüzlerce kaza ve buna bağlı olarak ta binlerce ölümler gerçekleşirdi.

Peki, bu küçücük cihazlar kılavuzsuz olmuyorsa ve kılavuzu olmadan onlarca cinayete sebebiyet veriyorsa, ya bu cihazların tamamını yapan el, ayak, göz, kulak ve akıl nasıl kılavuzsuz olabilir. Bir demir parçasını aklına güvenerek kullanamayan insan, nasıl olurda kâinatı imar edecek ya da fesat edecek bu cihazları aklına güvenerek kullanmaya kalkışır. Bu cihazları kılavuzsuz kullanırsa nemi olur? Bir evde küçük bir cihaz patlamış olmaz; bir mahallede yangın çıkmış olmaz. Bütün âlem fesad olur. Onun için Cenab-ı Hak Rum suresinde “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıktı, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler” buyuruyor. (41. ayet)

Şöyle bir düşünün! Dünyadaki bütün kitapları bir yere toplasalar. Her bir kitabın başına bir eleman koyarak o kitapların yazarını tanıtsalar. Elemanlardan birini de, Kur’an-ı tanıtmakla görevlendirseler. Herkes kitabının yazarını tanıttıktan sonra sıra o elemana gelse, o eleman: “Benim önümdeki kitabın sahibi göklerin, yerin ve bütün kâinatın yaratıcısıdır. Bu yazarları da, bunların akıllarını da, yazdıkları kalemleri ve kalemleri tutan ellerini de yaratan O’dur” derse. Bütün yazarlar kitaplarını bırakıp bu kitabı okumaz mı? Yazarların kitabını tanıtanlar, bütün kitapları kenara koyup, bu kitabın sahibini tanımak için çırpınmaz mı? Hele bir de yaratanın bütün isim ve sıfatları tanıtılırsa, yazarların ve kitapların tümü, bu kitabın ve bu kitabın sahibinin önünde saygıyla boyun eğmez mi? Öyle ya, siz aynı konudan bahseden bir profesörün yazdığı kitapla; sıradan birinin yazdığı kitaba aynı kıymeti verir misiniz? Elbette ki bunun cevabına kocaman bir “HAYIR” dersiniz. Öyle değil mi?

– «İşte bu Kur›an muazzam bir kitaptır. Onu biz indirdik. Çok mübarektir. Artık buna uyun, emirlerine bağlanın ve Allah›tan korkun. Tâ ki merhamet olunasınız” (En’âm: 155)

Kur’an-ı Kerîm ferde ve cemiyete, bütün insan sınıflarına, bütün memleketlerde ve bütün devirlerde insan hayatının bütününe, maddî – manevi bir hidayet rehberidir. Hükûmet başkanından-sade vatandaşa; kumandandan – sokaktaki adama kadar herkes, orada kendisiyle alâkalı olanı bulur.

– Hâris bin A’ver’den rivayet ediliyor: Bir gün Hz. Ali şöyle dedi: “Bakınız, ben Resûlüllah’dan (asm): “Yakında fitneler kopacaktır” buyurduğunu işittim. Bunun üzerine, “Ey Allah’ın elçisi, bu fitnelerden kurtuluşun çaresi nedir?” diye sordum. “Allah’ın kitabı, Kur’an’dır” buyurdular. Daha sonra Hz. Peygamber, Kur’an’ın özelliklerini şöyle açıkladı: Onda, sizden öncekilerin tarihi, sonrakilerinin haberi ve aranızdaki mes’elelerin hükmü vardır. O, Hak ile Bâtılı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür. Her kim hidâyeti ondan başkasında ararsa, Allah onu şaşırtır. O, Allah’ın kopmayan sağlam ipi, kuvvetli fikir kitabı ve doğru yoldur. O, akılların sapıtıp şaşırmamasına ve dillerin karışmamasına yegâne sebeptir. Kur’an, ilim adamlarının doymadığı, asla tekrarlanmaktan eskimeyen ve hayret veren üstünlükleri bitip tükenmeyen bir kitaptır. Yine O, öyle eşsiz bir eserdir ki, cinler dahi onu dinlediği zaman, “Biz, doğruluk ve olgunluk yolunu gösteren harikulade bir Kur’an dinledik” (Cin/1)demekten kendilerini alamamışlardır. Ona dayanarak konuşan doğru söylemiş, O’nu tatbik eden sevap kazanmış, O›nunla hükmeden adâletli davranmış ve insanları O’na dâvet eden dosdoğru yola yöneltmiş olur. (Tirmizi, Sevabu’l-Kur”an 14, 2908)

Abdullah İbn-i Ömer (r.a): “Hayatımın öyle bir anını yaşadım ki, birimize Kuran’dan önce iman verilirdi. Bir sure Muhammed’e (s.a.v) inerdi, sonra biz onun helal ve haramını öğrenirdik. Öğrendiğimiz noktada durmamız gerekmezdi, sizin Kuran’ı öğrendiğiniz gibi. Sonra görüyorum ki, sizden bir adama imandan önce Kuran veriliyor. Fatihatü’l-Kitabı sonuna kadar okuyor ve içindekileri anlamıyor. Neyi emrettiğini ve neyi yasakladığının farkında değil. Durup, Kuran’ı adi hurmaları saçıp dağıttığı gibi saçıp dağıtması kişiye yakışmaz.” (Taberani, Evsat; Mecmeu’z-Zevaid, 1/161).

Yığın yığın Kur’an okuyucuları içinde bir tane numunelik ayaklı Kur’an bulunmamasının sebebi bundan başka bir şey olabilir mi? Allah korusun bize de imandan önce Kur’an verildi de onun için mi onunla dünyamızı kazanma peşindeyiz. Onun için mi, ayetlerini bozuk para gibi harcayıp dururken, yürüyen bir Kur’an olmak kimsenin aklına gelmez.

Evet… Dini Hz. Muhammed’den (s.a.v) öğrenen Sahabe-i Kiramın işaret ettiği gibi belki de bizler Kuran’ın dillerde süslendiği ama boğazlardan aşağı indirilmediği, anlaşılmaya ve hayata aktarılmaya çaba sarf edilmediği, Kur’an tutkunlarının az olduğu halde cahil Kur’an tüccarlarının çok olduğu, insan sözünün değer verilerek uzatıldığı fakat Kuran’la yoğrulan namazların Allah-ü Teala ile buluşmaların kısa tutulduğu ve arzulara tabi olunduğunda Kuran’ın kültür-sanat malzemesi olarak veya benim ayetim senin ayetini döver gururuyla ilmi kariyerlerin kudretlerinin ortaya konduğu bir savaş alanı olarak veyahut da Buldum! Buldum! heyecanıyla çırılçıplak nebevi Kur’an ilminden mahrum kalınmış bir şekilde insanların önüne çıkıldığı bir zamanda yaşamaktayız. Her halde Kuran’ın tahtı iman olmadığında Kur’an’a iman ile yaklaşılmadığında kalplerde olmayan şeyler meydanlarda dolaşmakta, aldatmakta ve aldanmaktayız. Kitapla diyalogumuzun nasıl olması gerektiğini çok hoş ifade eden bir öyküyle bahsimizi bitirelim inşallah. Bir kurumda memur olan bir kardeşimiz anlatıyor: “Bir sabah, müdürüm, elinde bir kitapla geldi ve “bu kitabı patronumuz sana gönderdi; bunu okuyacakmışsın” dedi . Kitap, çevre mevzuatına dair seminer notlarıydı.

O anda içimi sevinçli bir telâş kapladı.  Önce, beni, bu kitabı okumaya ehil birisi olarak gördüğüne memnun oldum.  Sonra bir düşünce aldı beni…

Bu kitabı ne kadar sürede okuyacağımı, ne adına yani ne kadar bir önemle okuyacağımı düşünüyordum.  Öyle ya, ya hemen ertesi gün kitabı geri isterse ve henüz ben bitirememiş isem. Ya da, okumuş olmak için okumuş olursam.  Eve gidiş gelişte serviste okumaya, evde de devam etmeye karar verdim.  Bu kitabı gönderen, eğer başka biri olsaydı, okuma şevkimin ve kitaba bakışımın daha farklı olacağını hissettim. Bu kitap , “ kıymet verdiğim ” patronumdan gelmişti…  Demek ki kitabın geldiği makam da önemliydi ve eylemleri etkiliyordu.

Kitabı okurken , “ bu kitabı okusun! ” demesinden muradının ne olduğunu düşünerek notlar aldım .  Yarın , “ eee Oğuz efendi, ben sana bir kitap göndermiştim, okudun mu, okuduysan eğer bu mevzuatın bizi ilgilendiren hükümleri nelerdir, biz bu hükümlere göre hangi durumdayız , buna göre işletmede ne gibi değişiklikler gerekiyor ? ” diye sorarsa…  Bu kitaptan “ sorulacağımı ” düşünerek bir çırpıda okumuştum ben de.  Sonra Rabbimiz geldi aklıma… Yalnız işimin değil, her şeyimin ve âlemlerin sahibi olan Allah (c.c.) …  O , “kıymet verdiğim, sözünü dinleyeceğim ” en yüce varlık idi.

Bir kutlu elçi vasıtasıyla bana bir kitap göndermişti. “ İkra ” diyerek beni muhatap kabul etmesinin, bu kitabı anlayıp uygulayacak bir halife olarak yaratmasının ve ehil kılmasının, kıymet vermesinin , “adam yerine koymasının ” hazzını yaşadım .  Bu kitabı ne kadar zamanda öğrenmem gerekiyor diye bir telâş sardı beni…  Ecelin ne zaman geleceği, kitabın benden, benim de kitaptan alınacağım zaman bana göre meçhuldü.  Bu kitap; benim kendimi kontrol edebileceğim, kulluğun neresinde olduğumu sorgulayacağım, kendimi nasıl düzeltebileceğimi öğreneceğim bir kitaptı.

Kitabı okurken, bir taraftan da , “ Bu kitaba uyup uymadığımdan sorgulanacağımı ” bildiren ayet hep zihnimi meşgul ediyordu.  Rabbimizin , “oku ” deyişindeki muradını anlamak için yine O’nun gönderdiği Kitaba başvurdum. Bundan sonra kitabı hayatımın merkezine koydum.

Kaynak: http://ozgunirade.com/kuran-insan-iliskisi/



YAZARLAR