Dr. Ali YALÇIN


Kur´an Işığında Haklılık Mücadelesine Bütüncül Yaklaşım

Yazarımız Dr. Ali Yalçın´ın "yeni" yazısı...


Müslümanların hayat mücadelesinde, dünyanın değişik bölgelerinde var olan devinimlerin birbirini tamamlamadığı ve zaman zaman çelişkiler temelinden çabaların heba olduğu gözlemi çok yeni bir gözlem veya gözlem çıkarımı değildir. Sebepleri üzerinde elbette ki çok yönlü zihinsel yormalar yapılabilir.

Bir mücadelenin tutarlılık zincirlerini kemale erdirmesinde en önemli payın "haklı olmak" ile çok yakın ilişkisi vardır. Haklı olmak bir mücadelede en temel "hak"dır.  Yani haklı olmanın "kendiliğinden bir hak" olarak belirginleşmesi gerekmektedir.

 Hak kelimesine dil yapısı olarak da bakıldığında , mastar haliyle, "haklı olma, uygun olma, doğru olma, sabitelerinin olması, kesinlik içermesi" kaçınılmaz olmaktadır. (Bkz. İsfahani-Müfredat,)

Hak kavramına bir isim veya özne gerektiğinde de "haklı, uygun, doğru, kesin, sahih, hakiki, kusursuz, sağlam, muteber, mevcut, yakın, zorunlu, gerekli, kaçınılmaz, bağlayıcı, münasip vs.." anlamları ortaya çıkıyor. Yani haklılık mücadelesinin bireylerinde de bu vasıflar kaçınılmazdır.

Kur´an bize Hakk'tan bilgi verirken sadece nazil olan bir kitaptan bahsetmez. Doğru olmayan, saçma, asılsız, değersiz, boş, fasid, bozuk, anlamsız, temelsiz ve batıl  olanın da hakkın aşikar olması eşliğinde  tanımlanmasını ister. Aksi taktirde hak mücadelesi veya haklılık mücadelesi şüphelerden yakasını kurtaramayacağı gibi hak gelince batılın yok olmasının kanunları da anlaşılmamış olur.

Hakk olan, haklılık  kanunları ile içselleştirilememişse; sapma, kaybolma (dalalet), bir tavır-tutum  yanlış olduğu halde doğru sanma (zann) ruh hali hakim olur. Seyyid Kutub´un  "Rabbani olan dinin mücadelesi de rabbani olmalıdır" tespiti haklılık kanunlarının da esasen tanımlandığına dikkat çekmek içindir.

 Bir mücadelenin rabbani olup olmadığının en bariz özelliği sorgulandığında , karşımıza,  o mücadelenin hakka-hukuka (hukuk hakkın çoğuludur)  dayanıp dayanmadığı çıkar. Zira "Hakk",  Allah Teala´nın kanunlarını nasıl işlettiğinin yanı sıra, insan davranışlarının nasıl olması gerektiğini de öne çıkarır ve kendisiyle doğrudan alakalı olan "bir davranışın ahlaki olması" şartını orta yere koyar.

Ahlakilikten uzaklaşmanın varacağı en son aşamanın batıl olması tesadüf değildir. Aliya İzzetbegoviç, Bosna Hersek direnişinin lideri olarak, mücadeledeki ahlakilikten sapmadığı için kendi toplumunu onurlu/izzetli kılmaya öncülük etti.

Ahlaki mücadeleler gösterilen çabaları birbiriyle ilintileyerek insanlık için de manevi bir yetki verir. Bu yetki bir aşamadan sonra mücadele öncülerine  tüm insanlık için özgürleştirici bir misyon yükler. Böylece "Hakkı batılın üzerine atarız  da batılın beyni dağılır" (Enbiya-18)   Batıl tüm tezleriyle çöküverir. Propaganda gücü onu kurtaramaz? Çünkü hakk ve haklılık  gerekçeleri sağlam bir öncülük dahilinde ortaya konmuş ve beklenen son gerçekleşmiştir: "Zann hakikatten bir şeye ifade etmez" ( Necm-28).

Haklılık mücadelesi hak temelli bir ahlakilikle yürütülmediğinde durum nedir? Sorusunun da sorulması gereklidir. "İşte O, sizin  Rabbiniz Haktır. Hak´tan sonra sadece sapıklık vardır. O hâlde, nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz" (Yunus-32)

 Bir mücadelenin hak temelli haklı  olup olmadığının diğer bariz şartı evrenselliğidir. Zira hak-hukuk lokal olamaz. İnsana ait bir hakkın /hakların tüm insanlık için hak ve hukuki olduğu gerçeği buna delildir. Dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet, ekonomik durum ve sosyal vs.. durumlar evrenselliği zedeleme potansiyelli olsa da bunlar üstü bir mücadele evrensellik karakteristiğidir. Bir mücadele yukarıda bahsedilen yerelliklerden biri veya birkaçına takılı kalırsa sadece evrensellik hükmüne zarar vermez, haktan sonraki batıla evrilerek yok olur. Zira evrensellik aynı zamanda evrensel ahlakiliktir. Evrensel insan hakları mücadelesi bu yüzden erdemlidir.

Netice olarak, Müslümanların hayat mücadelesinde bütüncül, tamamlayıcı ve destekleyici bir sonucun ortaya çıkması, insanlık için hayati haklar ve sorumluluklar öne çıkarıldığı zaman mümkün olabilecektir. İnsani tercihler için hür ve özgür ortamların oluşması için verilen mücadele bahsedilen esaslar ile örtüştüğünde yerkürenin bir karesindeki hayırlı bir cehd bir başka karedeki zilletli/hastalıklı  ve utanç dolu ahlaksızlık eliyle yok olmaz. Tam tersi, tüm kareler insanın şerefli kılınması seferberliğinde mükemmeli ortaya çıkarır ve rabbani mücadele de rabbani usul ve esaslar ile kemale ermiş olur. Nihai sonuç olarak da insanlık, haklar ve özgürlükler açısından varoluş sürecini tamamlamış olur. 

 



YAZARLAR