Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Prof. Dr. Bilal SAMBUR


Korona sonrası dönemde islam ve insanlık

Yazarımız Bilal SAMBUR'UN "KONUYA DAİR" ANALİZİ...


Korona salgını, bütün dünyayı sorgulamaya ve değişime zorlamaktadır. Korona sonrası dönemde dünya, alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını, kurumlarını, kabullerini ve ilişkilerini değiştirenler ile değiştirmemekte ısrar edenlerin ortaya koyduğu bir insanlık durumuyla yüz yüze kalacaktır. Korona sonrası dönemde İslam ve insanlık arasındaki ilişki üzerinde düşünmek, bu konuda yeni perspektifler ortaya koymak ve gerekli hazırlıkları yapmak, insanlığın geleceğinin güvende olması açısından büyük önem taşımaktadır. Müslümanlar, insani ve ahlaki bir sorumlulukla bilim, felsefe, maneviyat, etik, tarım, gıda, kültür, medya ve sanat alanları başta olmak üzere insanlığa katkı sunmak için olumlu pratikler geliştirmelidirler.

Şu anda dünyada ciddi bir güven, adalet ve maneviyat açığı bulunmaktadır. Dünya, insanların birbirine güvendiği ve barış içinde birlikte iş yaptığı bir yer olmaktan çıkmıştır. Dünya, maneviyatla, ahlakla ve güvenle donanmış Allah rızası için insanlığa hizmet etmeyi amaç edinmiş yeni bir insan tipine ihtiyaç duymaktadır. Ne gerekçeyle olursa olsun insanın insana yabancılaştırılması ve düşmanlaştırılması, Allah’a kul olmakla bağdaştırılamaz. Allah’a kul olmanın insanlığa ihlasla hizmet etmekten geçtiğinin farkında olan, insanlığa hizmet etmeyi içselleştirmiş sahih Müslüman, insanı canlı olarak dünya görmek istemektedir. Müslümanlar, Allah’a kul olmak için insanlığa hizmet eden olumlu pratikleri insanlığa sunma yükümlülüğüyle karşı karşıyadırlar.

Mensubu olduğumuz insanlık türü arasında derin bir yabancılaşmanın oluştuğunu Korona salgını bize gösterdi. Kendi aile fertlerimize yabancılaştığımız gibi, diğer dünya toplumlarına da yabancılaşmış bulunuyoruz. Çin, İran, İspanya, İtalya, Afrika ve dünyanın diğer toplumları hakkındaki bilgilerimizin ne kadar sığ olduğunu fark ettik. Bu süreçte fark ettiğimiz en önemli şey, dünyada yaşayan bütün toplulukların asli kimliğinin insan olduğunu fark ettik. İnsan olmak asli kimliği altında bütün insanlığın sorunlarıyla ilgilenen ve bu konuda ilişkiler geliştiren bireylerin ve kurumların oluşturulması ve yetiştirilmesi gerekmektedir. Dünyanın her tarafında global düzeyde hareket edebilecek ve katkı sunacak kişilerin ve kurumların meydana getirilmesi için sivil toplum sermayemizin güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Korona sonrası dünyada sivil toplum sermayesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır. Korona salgını sürecini devlet merkezli okumak yeterli değildir. Bu süreç sonrası için insan ve toplum merkezli okumaların yapılması gerekmektedir.

Korona sonrası çağda içe kapanmadan ziyade, insanların birbirine daha ihtiyaç duyduğu bir yönelim ortaya çıkacaktır. Yardımlaşma ve dayanışma, gelecekte en çok ihtiyaç duyulan erdemler olacaktır. Sadece kendine Müslüman olan bir tipin geleceğin sosyolojisine cevap vereceğini söyleyemeyiz. Kendine Müslüman anlayışından insanlığa Müslüman olan yeni bir dindarlık anlayışının ve tecrübesinin oluşturulması önümüzdeki süreçte önemlidir. Radikalizm, içe kapanmacılık, tutuculuk ve şekilcilik, sığlıktan, yapaylıktan ve verimsizlikten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Barışçıl, dengeli, açık, aksiyoner, makul, değişimci ve yaratıcı yeni bir anlayışın Müslüman toplumlarda filizlenmesi için eğitim, felsefe, bilim ve sanat başta olmak üzere bütün alanlarda bir seferberlik başlatılmalıdır.

Müslüman bireylerin ve toplumların artık kendi gettolarında veya mağaralarında yaşama lüksü bulunmamaktadır. Bugünkü dünya, bizim takım adalar şeklinde sıkı bir şekilde bir arada olmamızı ve birbirimize bağlı olmamızı gerekli kılmaktadır. Hayatın gündemleri hızla değişmektedir. Ailelerimiz ve çocuklarımızı bile artık eski kalıplarla anlamamız mümkün değildir. Teknolojinin imkanları sayesinde oluşan gündemlerin yüzeyselliğine ve sığlığına karşı sahici gündemler ve sorular oluşturarak yeni konuşma ve diyalog imkanları oluşturmaya ihtiyaç vardır. Geçmişe bakmak yerine geleceğe bakmaya, öğrenilmiş çaresizlik yerine öğrenilmiş bir güçlendirmeye ihtiyaç vardır.

Dijital alan, insanlığın yeni yaşam alanıdır. Dijital alemde ahlaklı, erdemli ve düşünen bireyler olarak nasıl var olabileceğimiz sorusu büyük önem arz etmektedir. Bugün dijital alemde bilgisiyle, erdemiyle ve düşünceleriyle var olan insanların sayısı çok azdır. Dijital alemde bugün karşılaştığımız sorun nicelik değil, niteliktir. Müslüman bireyin bilgisiyle, fikriyle, düşüncesiyle, ahlakıyla nitelikli insan olarak dijital alemde var olmak için kendilerini yenilemeli ve geliştirmelidirler.

Müslümanlar, dünyada bir tanışma (tearüf) ve yardımlaşma (teavün) kültürünün oluşması için çalışmalıdırlar. Yeryüzünde tearüf ve teavün kültürünün oluşturulması, Allah’ın halifesi olarak bütün insanların katkıda bulunması gereken bir sorumluluktur. Bilimi önemseyen, aklı dinamik bir şekilde kullanan ve ahlakı esas alan insanlar, Korona sonrası dünyanın gerçek aktörleri olacaklardır.

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR