Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



MUSTAFA AYGÜN


KORONA GÜNLERİNDE EĞİTİMİ KONUŞMAK

Mustafa AYGÜN'ÜN YAZISI;


 

Bu ülkede, eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda, bakkalından manavına, işçisinden memuruna, doktorundan avukatına kadar fikri olmayan kimse yoktur. Saatlerce bu konuda size fikirlerini nedenleri ile sağdan-soldan duydukları örneklerle, hiçbir şeyden çekinmeden açıklayabilirler.  İşin uzmanları ise eğitim dendiği zaman, uzun süreli bir düşünce evresinden sonra ancak konuşmaya cesaret edebilirler. Bilirler ki eğitime etki eden oldukça fazla faktör vardır ve her söyleneni başa çıkaracak olumsuz örnekler bulmak hiç de zor değildir.

İşin aslı ve eğitime verilen değerin göstergesi, söylemden ziyade eylemden geçmektedir. Eylem zordur, eleştiriye açıklık, cesaret, kararlılık ve azim ister. Tutarsız eğitim politikaları, aşırı yüklü mevzuat, alt yapısı eksiklikleri, kalabalık sınıflar, yetersiz öğretmenler, liyakatsiz yöneticiler, amacına hizmet etmeyen faydasız denetim, ilgisiz veliler, problemli öğrenciler gibi onlarca sebebin arkasına sığınıp olacakları akışına bırakabilirsiniz. Ya da karınca kararınca kendi sorumluluk alanında kalarak, farklı olanın eleştirilip dışlanacağını bilerek, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak topluma olan borcunuzu öder ve vicdanınızı rahatlata bilirsiniz.

Eğitimin başı da sonu da öğrenci diyorsak, o zaman sınıfın içerisinde, öğrenciyi şekillendirmeye yönelik yapılan her etkinlik ve bu etkinliklerin planlanıp uygulanmasının arkasında yatan felsefe çok önemlidir. Okullarımızda 2004-2005 eğitim-öğretim yılından beri derslerin, yapılandırmacı yaklaşım esaslarına göre düzenlenerek işlenmesi gerekmektedir.

Yapılandırımacı yaklaşım, öğrenciyi esas alan, ihtiyaç ve ilgisini gözeten, onun bilgiyi nasıl öğreneceğini, yeni bir bilgiyi nasıl üreteceğini, hayatta nasıl kullanacağını, öğretmek üzerine kurulu bir anlayış. Amaç, insanlar arası düşünce ve eylem farklılığının doğal olduğunu, eleştiri ve uzlaşmanın hayatın doğasında bulunduğunu, herkes gibi olmadan herkes ile beraber yaşaya bilineceğini bilen öğrenciler yetiştirmek. Bu anlayışın kitaba bağlı, her şeyi ile tasarlanmış bir öğretim ortamına karşı olacağı açıktır. Öğrenci sınıfta diğer arkadaşları ile etkileşim halinde olacak, gerektiğinde iş birliği yapacak, tartışacak böylece kendi fikrini oluşturacak, bunu yaparken de öğretmenin rehberliğinden faydalanacak. Kontrolü tamamen elinde tutan, en doğrusunu bilen, kime ne yapması gerektiğini söyleyen öğretmenin bu anlayışta yeri yok. Bunun yerine inisiyatifi öğrenciye bırakan, kendi kararının sorumluluğunu öğrenciye yükleyen bir öğretmen var sınıfta.  

Yapılandırmaca eğitim yaklaşımının ne olduğu ile ilgili daha çok şeyler söyleyebiliriz elbette. Ama benim asıl dikkatinizi çekmek istediğim nokta, aradan geçen bunca zamana rağmen eski eğitim anlayışımızdan neden kurtulamadık? Yapılandırmacı yaklaşım, her öğrencinin öğrenme şekli ve gelişimi farklıdır derken, biz hala bütün öğrencileri aynı kalıba sokmaya çalışıyoruz. Yapılandırmacı yaklaşım, akrandan öğrenme ve iş birliğinin öğrenmede önemli olduğunu vurgularken biz hala öğrencileri arka arkaya oturtmakta ısrar ediyoruz. Yapılandırmacı yaklaşım öğrenme meydana geldiyse bir ürünün ortaya çıkması gerektiğini söylerken biz hala ezberi ve sınavı esas alıyoruz. Değişen ne? Sadece söylem.

Bu anlayışa uygun olarak öğretmen kılavuzları, öğrenci çalışma kitapları basılmasına ve öğretmenin kullanımına sunulmasına, öğretmenlere onlarca saat eğitim verilmesine, yapılandırmacı yaklaşımın öneminin her fırsatta dile getirilmesine rağmen neden eski alışkanlıklarımızdan vazgeçemedik? Okullarımızı, sınıflarımızı, idareci ve öğretmenlerimizi, denetim ve eğitim sistemimizi neden bu anlayışa uygun hale getiremedik? Hala sınıflarımızda öğretmen merkezli “kaynak kitap” adı altında kitaplar kullanılmakta, ders işlenmekte. Neden her şey sınava angaje olmuş şekilde yürütülmekte, başarı ölçüsü hala LGS, YKS kabul edilmekte?

Koronalı günleri fırsat bilip yapılandırmacı yaklaşıma göre müfredatımızı, okullarımızı, idareci ve öğretmenlerimizi, denetim ve eğitim sistemimizi nasıl daha uygun hale getirebileceğimizi tartışmalıyız. Uzun aralar, yeniden başlamak için iyi fırsatlardır. Unutmayalım ki ancak iyi bir eğitim sistemi ile sağlıklı bir toplumsal yapıya kavuşulabilir. Eğitim kurumlarının görevlerini layığı ile icra edememesinden dolayı kaybedilecek her fert ileri toplum için yük olacaktır.

Eğitim ve öğretim ile ilgili değişimin sorumluları (öğretmeninden en üst bürokratına) elini taşın altına koyup söylemden eyleme geçmedikleri sürece, ev hanımından, manavdan, avukattan, doktordan, işçiden, memurdan … nasihat dinlemeye sabretmeleri boyunlarının borcudur.

 



YAZARLAR