Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Sait ALİOĞLU


KORONA EKONOMİK HERCÜMERÇ VE KEYNESÇİLİK ÜZERİNE…

Yazarımız Sait ALİOĞLU'NUN ""YENİ" YAZISI...


Eskiler, Dünya’yı tanımlarken, “Dünya, öküzün iki boynuzu üzerindedir.” Derlerdi. Bu iki anlama gelmekteydi: ilki, kainat içerisinde yer alan, bir yer işgal eden Dünya’nın, o kainat, uzay içerisindeki konumunun belirtilmesi, ikincisi ise, kendi dönemi açısından söylersek eğer, o da ekonominin büyük  oranda toprağa bağlı olduğu ve bu işin, saban ve öküzün yardımıyla yürütüldüğüne işaret edilmesi ile alakalıydı.

Bu durum, modern dönemlere kadar böyle sürüp gelmişti. Ne zaman ki Batı kendini yeniledi, bu yenilemeyi, en başta kendi geleceği için deniz aşırı toprakları sömürge haline getirdiği, oralardan gasbedilen maddi varlıklar üzerinden bir sermaye oluşturdu; bunun sonuncunda da sanayi devrimini gerçekleştirmiş oldu. Dış ve iç sömürüye binaen eski dönemin feodal sınıfının burjuvalaşması sonucu kapitalist bir sistem oluştu. Bu sistemin Batı’dan başlamak üzere, yine Batı’nın mutlak egemenliği adına tüm dünyaya yayılması, oralarda kalıcılaşması sonucunda, eski anlayışın tersine bir yapı oluştu.

Bu yapı, zaman içerisinde birçok badireler atlattı, buhranlar yaşadı ve bu buhranlara yönelik çareler, çözümler arandı. Bu çözümlerin bir kısmı, yine Batılı bir form olan ve adına sosyalizm denen formdu. Bu formda, köken olarak Batılı değerlere sahip olduğundan dolayı, bu buhranları farklı bir şekilde yaşadı. Ki bu buhranların tümü kapitalizmden dolayı değil, sosyalist uygulamalardan dolayı da kendini gösteriyordu.

Bu buhranlar sonucu, dönemin ‘egemen’ devletlerinin gerek devlet ve gerekse de, özellikle kapitalist cenahta duran birçok ekonomistin (iktisatçının) bu olup bitene yönelik açıklamaları, çözüm önerileri oldu. Bunlardan birisi 20. Yüzyılın ekonomistlerinden olan İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes idi. Onun önerdiği fikirler, yine onun adına Keynesçilik olarak tanımlandı.

Şimdi, “bundan bize ne?” diye bir soru sorabiliriz. Elbette bizimle ilgisi; en başta ekonomimizin artık tarıma dayanmadığı, dahası İslam’ın ilkeler bazında öngördüğü kalıpların dışında seyrettiği, var olan devletten ziyade biz Müslümanların toplum olarak kendi ekonomimizi ‘az, öz, sömürüsüz ve helal kazanma’ ilkesi üzerine değil de, çok üretme, çok tüketme ve aynı zamanda da ‘tükenme’ üzerine kurduğumuz için, olası krizlerden ve buhranlardan da yakamızı kurtaramayacaktık.

Şu anda da kapitalist bir döngü içerisindeyiz. Kullandığımız araç ve söylem bazında kapitalist bir yapı içerisindeyiz, ama var olan iktidarın birçok İslami doneyi, birde İslam’ı refere etme gereği duymadan ve İslam’a uygun bir iktisadi yapının oluşumuna yönelik düşünce üretmeden kullanmasına koşut olarak muhafazakar anlayışla baktığımızda, biz kapitalist değiliz gibi bir ucube anlayış ortada volta atmaktadır. Ama eğer, kapitalizm savunulması mümkün ve olumlu ve toplumun tümüne ‘ivazsız, garezsiz’ ve onları ihya eden bir sosyal adalet döngüsü içerisinde teyidi mümkün bir karşılık sunuyorsa o zaman kapitalizmden âlâsı yok demekti. Ama gerçekten de öyle mi? Hayır! Ne bizde, ne de Dünya’da!

Zaten baştan beri, birilerini ihya ettiği halde, insanların kahir ekseriyetini imha eden bu ekonomik sistem, epey zamandır, ona yüklenen anlamın zihinsel planda bir değer yitimi ve uygulamadaki mutlak başarısızlığı üzerinden dünya genelinde s.o.s vermekte, küresel ve yerel ölçekte daralmalar yaşamaktadır. Bu ekonomik daralma, şimdilerde ise, korona olgusu üzerinden kendisini, şimdiye dek olmadığı oranda yerel ve küresel ölçekte hissettirmektedir. Ki sözde ‘bana mısın’ demeyen, öyle söylemeye –reel olduğu halde- dilleri varmayan ‘azman’ küresel güçler, korona virüsünün etki gücü karşısında paniklemiş durumdalar. Yani, ‘şapka düştü, kel göründü’ hesabı, neye uğradıklarına şaşırdılar, bilemez oldular.

Dünya ölçeğinde şimdilik durum böyle. Buna binaen, zaman, zaman belirli, belirsiz, hatta yerli, yersiz, ‘avamdan, havasa’ kadar birçok insanın söyleyip durduğu “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” lafı bugün için olmasa da, yarın için bir anlam ifade etmeyecek. Sebebine gelince; şu anki zihin yapımızın mahiyeti tartışmaktan ziyade, insanı eski ve yanlış alışkanlıklarından dolayı tevbe ettirecek olan ve gelecekte ona farklı kapılar açtıracağını düşüneceğimiz olası bir kırılmayı henüz yaşayacağımız belirgin doneler ortada yok. Birde, fırtına dindikten sonra, esecek olan diğer fırtınaya kadarki süreçte bir zihinsel kırılma yaşayacağımızı bilemediğimiz için, bu söylem boş bir söylem olarak dilimizde bir film repliği kadar yer bulacaktı.

Kaldı ki “bal tutan parmağını yalar” misali, el’an ve gelecek için, insanî ve “İslamî” anlamda bir değişime yönelik kaygıya zihin dünyasında yer vermeyen kalabalıklar, kapitalist döngü içerisinde yaşamayı ödül gibi değerlendireceklerdi. Bu aslında karşılıklı bir zilletti. Hem küresel, hem yerel ölçekte gücü elinde bulunduran zevatla, o zevata kapılmış giden kalabalıkların, en azından zihinsel planda döngü dışında kalma çabası olan insanlara da kendi pisliklerini bulaştırma yoluyla…(A’raf-155)

Korona virüsü ister laboratuar ortamında üretilmiş olsun, isterse de, Çin’de, Maçin’de sıradan bir insanın yemek yeme ve yaşam kültüründen kaynaklanmış olsun, gelip tüm insanlığı buldu. Bu ilahi mi, yoksa maddi bir belamıydı diye bir soru sorduğumuzda, cevabı elbette, “insan ne yaparsa, kendi elleriyle ve kendisi için yapardı” fehvasında olaya, olguya bakıldığında, bu virüs insanoğlunun, şu ya da bu gerekçeyle, oluşumuna etki ettiği alışkanlıkları sonucu vücut bulmuştu. Yayılmaması da mümkün değildi. Zira ne oldukça steril ortamlarda yaşıyorduk ve ne de ‘herkes kendi köşesinde’ misali toplum, ülke ve devlet olarak oldukça şanslı bir konunda idik.

Virüsün oluşturduğu pandemi, insanları hemen her açıdan zora sokmuştu. Bu zora sokuşun en belirgin kısmı ise ekonomik alanda idi. Neredeyse, devletleri devlet yapan esas temellerden birisi ve en vazgeçilmezlerden sayılan ekonomik alanda kendini tüm çıplaklığıyla gösteriyordu.

Bu durum, salgın tümden bitse dahi, uzunca bir süre ve oldukça etkileyici ve kalıcı izler bırakır mıydı? Belki de. Sonuçta, bugünden bakıldığında olası bir durum…

O zaman, “bu krize ve buhrana yönelik olarak ne ve neler yapılacaktı? Nelerin yapılması öngörülebilirdi?” kabilinden sorular da anlam kazanacaktı.

Her zaman, her şey ve her değişiklik karşısında, o olgunun mahiyetine ve oluş biçimine göre, çoğu da büyük anlatılardan esinlenen çözüm önerileri söz konusu olmuştur. Konu inançsa, inanç; ahlaksa, ahlak; düşünceyse, düşünce, siyasalsa, siyasal; toplumsalsa, toplumsal bir karşılık üretmede olduğu üzere, konu ekonomi ise, bununda karşılığı olarak ekonomik, iktisadi önerilen ileri sürülürdü.

Günümüzde de birçok konudan ziyade, ekonomik konularda da mutlaka birilerinin bir çözüm önerisi vardır. Zaten öyle olmasa, var olan, ortaya çıkan ekonomik bazlı sorunlar, krizler, hatta buhranlar nasıl savuşturulabilirdi ki.

İktisat diliyle söylersek, koronavirüs’ten dolayı bir resesyona, yani durgunluğa, belki de ileride olası bir çöküntüye, hatta yok olmaya yüz tutacak olan ekonomik durum için yerel ve küresel ölçekte gerek belli bir kurum ya da ‘işin ehli’ bir iktisatçı tarafından çözüm önerileri ileri sürülecekti ki geçmişte olduğu üzere…

Konuyla bağlantılı olarak birkaç gündür Türk medyasında, Keynes ve Keynesçilik üzerine belli bir oranda ifadeler, gazetelerin gerek ekonomi yazarları ve gerekse de, birçok alanda akademik çalışması olan ve birkaçı da entelektüel sayılan insan tarafından, olumlu, olumsuz ve ‘nesnel’ bir biçimde yazılıp çizildi.

Çoğu da kendi dönemi için bir çözüm olan, ama ilerleyen süreçte, kapitalizmin kendi içerisinde oluşan sorunlara çözüm olmadığı belirginleşen Keynesçilik ile ilgili olarak, medyadan az da olsa bir şeyler derlemeye çalıştık. Tabii iki de nesnel kalarak.

Baştan belirtelim ki Keynes şu konular üzerinde durmuştu;1. Keynes, makro sorunlar üzerinde durmuştur,2. Keynes, Say Kanununu(*) sorgulamıştır, 3. Ve say kanununu çürütmeyi başarmıştır, 4. Tam istihdamı özel bir durum olarak incelemiştir, 5. Keynes’e göre devlet ekonomiye müdahale etmelidir.

***

Keynesyen iktisat nedir?

Keynesçilik, ünlü iktisatçı John Maynard Keynes'in görüşleri temelinde ortaya çıkmış akımdır..

***

Hemen hemen tüm dünya hükümetleri Keynesyen politikalar uygulayarak krizin etkilerini hafifletmeye çalıştı. Peki Keynes ne öneriyordu? Keynes, ekonomilerin bunalıma sürüklendiği dönemlerde faiz haddi ne olursa olsun özel sektörün yatırım yapmayacağını, toplam talebin düşmesinin neticesinde işletmelerin zarar edeceğini ve bunun eninde sonunda kontrol edilemez işsizlik rakamlarına neden olacağını ifade eder. Keynes’e göre hükümetlerin faiz oranını sıfırın altına düşürmesinin imkanı yoktur ve büyümeyi uyarmak için faizden daha etkili bir işleme ihtiyaç vardır.

---

Keynes’ten bir alıntı yaparak cevap verelim. “Özel sektör uzun vadede toparlanır. Ancak uzun vade güncel meseleler için yanlış bir kılavuzdur. Çünkü uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız.” Yani özel sektörün kendi kendini toparlamasını bekleyemeyiz. Bu sebeple hükümetler, işsizliğin önüne geçmek, üretimin durması ve gelir kaybını engellemek için kamu harcamalarını artırarak büyümeyi uyarmak zorundadır. “

https://www.yenisafak.com/yazarlar/leventyilmaz/ekonomilerde-yeniden-keynes-zamani-2054720

***

Kaynaklar insafsızca kullanılmakta, ama ihtiyaçların tatmini bastırılmaktadır. 19. asır bu dengesizlik üzerine oturur. Getirilen çözüm ise ekonomik değil, siyâsî ve askerîdir. Yâni savaştır. Savaş, Hegel’in felsefî ifâdeleriyle “kara bulutları dağıtır.” Bunu reel olarak arz talep dengesizliğinin geçici olarak dağıtılması diye de anlayabiliriz. Meseleye gerçekten ekonomik bir çözüm bulan ise yeniden bölüşüm üzerinden Keynes oldu. Bu ise uzun vâdede sürdürülebilir değildi. Netice, ekonominin kanserleşmesi ve finansal şişme oldu. Kredi kapitalizmidir bunun adı. 

https://www.yenisafak.com/yazarlar/suleymanseyfiogun/hicbir-sey-eskisi-gibi-olmayacak-2054723

***

Bidayette, savaş sonrası krizinde yararlı olmuş Keynesgil uygulamanın, düşkünleri fonlayabilir bir para babasının şimdilerde bulunmamasından, KEYNES’e kapılar kapalı…

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/atilla-ozdur/kanal-31798.html

***

Ekonomiyi kurtaran adam

Keynes: “hayatını, ekonomik felaketleri anlamaya, bunların sonuçlarının insanlar üzerindeki etkilerini en aza indirecek yöntemleri bulmaya adadı: Bu kişi John Maynard Keynes'ti. Tek bir ekonomik öğretinin, tüm cevapları barındırması, kuşkusuz çok zor... Ancak, dünya ekonomisinin içine düştüğü dar boğazdan Keynes sayesinde çıktığını söylemek de yanlış olmaz. Tüm dünya ülkeleri, o kötü gidişata dur diyen bir iktisatçıyı buldukları için şanslıydı. Keynes, dönemin koşullarını çok iyi çözümlemiş ve uygun sistemi kurmuştu

http://www.focusdergisi.com.tr/bilim_insanlari/1000_yilin_dahileri/00214/

***

Keynes'in devleti, ekonomik bir aktör olarak devreye sokan yaklaşımı ve "Kapitalizm, en aşağılık insanların, en kötü şeyleri, herkesin ortak iyiliği için yapacağına dair şaşırtıcı bir inançtır" demesi sosyalistlerin hoşuna gitmişti. Ancak Keynes, komünizme daima karşı olmuş, Marx'ın yanıldığını söylemiş ve Liberal Parti'yi desteklemişti. Bir ara Merkez Bankası başkanlığı yapmıştı. İngiliz matematikçi ve felsefeci Bertrand Russell, "Keskin ve berrak bir zekâsı vardı... Onunla tartışırken kendimi aptal gibi hissettiğim çok olmuştur" demişti.

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/akoz/2015/02/08/kapitalizmi-kurtaran-adam

***

Keynes ekonomisi devrimci niteliğine rağmen kapitalizme karşı olmakla beraber daha da ileri götürerek kapitalizmin eksiklerini giderme amacı taşımaktadır. Daha farklı bir değişle, Keynes temelde devlet müdahalesi ile kapitalizmi yaşatmak ve kapitalizmi daha ileri götürme amacı taşımaktadır.

Keynes, ekonomi kuramına getirdiği yeni kavramlar ve çözüm tekniğiyle bu alanda yepyeni düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

***

Say Kanunu, diğer bilinen adıyla Mahreçler Yasası İktisatçı Jean-Baptiste Say (1767–1832) tarafından ortaya atılan ve “her üretim, kendi talebini yaratır” görüşünü ifade eden bir kuraldır.

İngiliz Klasik Okul’un kurucularına ait görüşler tüm dünyada yayıldığı gibi, Jean-Baptiste Say tarafından da Frasan’da yayılmıştır. Jean-Baptiste Say özellikle Adam Smith’in görüşlerine dayanarak hepimizin bildiği ünlü Say Kanununu ya da Mahreçler Yasası olarak bilinen kuramını geliştirmiştir. Kısaca Say Kanununa göre: her üretim ya da her arz, kendi talebini kendisi yaratır. Bu sebeple ekonomiye ve özellikle dış ticarete müdahale edilmemelidir. Jean-Baptiste Say’in bu görüşü çok uzun bir süre liberal ekonominin geçerliliğini kabul ettiği bir yasa kimliğinde olmuştur.

https://konupara.com/ekonomi/say-kanunu-nedir-6748/

***

Avrupa'da Sosyal Demokratlar Keynesyen politikalarıyla yükselişte

-Sosyal demokratlar muhafazakarlara karşı seçmene biz onlardan daha çok yabancı düşmanıyız,  
-Sosyal demokratlar muhafazakarlara karşı seçmene biz onlardan daha çok ırkçıyız,  
-Sosyal demokratlar muhafazakarlara karşı seçmene biz onlardan daha çok dindarız,
-Sosyal demokratlar muhafazakarlara karşı seçmeneler biz onlardan daha çok mali istikrarı savunuyoruz,demediler.  Başarının sırrı burada. Bu söylemden Türkiye'de kendilerini sosyal demokrat partiler olarak tanımlayanlar ders çıkarlar mı? Bilemem, sorunun yanıtını siyaset yapanlar  verecek
https://www.dunya.com/kose-yazisi/avrupa039da-sosyal-demokratlar-keynesyen-politikalariyla-yukseliste/13182

Bakalım, genel anlamda derde derman olamaza da, dünya ölçeğinde bir virüsten dolayı afakanlar geçiren ekonomik durumlar için başka Keynesler ve Keynesyen çözüm önerileri olacak ve içe yarayacak mıydı? Dahası, hemen hepsi ulus devlet olarak formatlanan devletlerinin büyük bölümü, felaket haline gelen kürselleşmenin getirmiş olduğu toplum bazlı yoksulluğu aşabilmek için, kendi öz kaynakları vasıtasıyla halkını finanse ederek, yeniden sosyal devlet olabilecekler miydi? Ki Keynes, başlarda bunu savunuyor ve onu devletlerden uygulamasını salık veriyordu.

En son olarak “ekonomik durum gayet insanileşirse, insanın duaya durmaması mümkün olur muydu?” diyelim…

(*) Say Kanunu, diğer bilinen adıyla Mahreçler Yasası İktisatçı Jean-Baptiste Say (1767–1832) tarafından ortaya atılan ve “her üretim, kendi talebini yaratır” görüşünü ifade eden bir kuraldır.



YAZARLAR