Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nejdet DEMİREL


KORKUMUZUN ADI KORONAVİRÜS

Yazarımız Nejdet DEMİREL'İN 'YENİ' YAZISI...


Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından koronavirus (kovid-19) pandemi ilan edildikten sonra, hastalık küresel bir hüviyet kazanmış oldu. Dünyayı derinden etkileyen koronavirüs ve benzeri salgın hastalıkları geçmiş tarihten örneklerini görmek pekala mümkün. Bu bulaşıcı hastalıklar toplumların gündelik yaşamını derinden sarsmış ve birçok bölgenin demografik ve ekonomik yapısınının değişimine zemin hazırlamıştır. 

Yüzyılımızın en büyük salgını olarak gösterilen koronavirusü doğru okumak ve sağlıklı bir düzlemde değerlendirmemize yardımcı olacağına inandığımız, geçmiş toplumların salgın hastalıklar karşısında yaşamış oldukları pratiklere göz atmanın, mevcut durumu anlamamıza katkı sağlıyacağını söyleyerek başlamak istiyorum. 

Geçmiş tarihte ortaya çıkan en tehlikeli salgın hastalıklardan biri veba salgını olmuştur. Batılıların Kara Ölüm, İslam coğrafyasında ise "Taun" diye isimlendirilen Veba salgını 14. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar dönem dönem Batı Avrupa'dan Uzak Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyayı etkisi altına almış ve milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuştur. Günümüzle kıyaslandığında sağlık sektörünün bu denli ileri bir seviyelere ulaşmaması, insan ölümlerinin artmasında en temel sebeplerden biri olmuştur. 

Veba salgını Avrupa’ya da sıçramış ve bölge halkını yok olmanın eşiğine getirmiştir. Nüfusu 75 milyon olan Avrupa ülkeleri nüfusunun 25 milyonunu kaybederek, 50 milyona gerilemiştir. Avrupa açlık, hastalık ve salgınlardan dolayı ancak 200 yıl sonra toparlanabilmiştir. Kara Ölüm adı verilen veba sadece Avrupa'da ölümler ile sınırlı kalmamış, Asya kıtasınıda etkisini altına alarak tüm kıtada hızla yayılma göstermiştir. Asya kıtasında vebanın en çok can aldığı ülkelerden biride Çin halkı olmuştur. Veba Ortadoğu ve Afrika'da da hızla yayılarak binlerce ölüme kapı aralamıştır. 

"1346 -1353 yılları arasındaki salgında, 475 milyonluk dünya nüfusunun yaklaşık 100 milyonunun vebadan öldüğü tahmin ediliyor." 

Veba (taun) salgını, asrı saadet döneminde yaşayan Müslüman toplumları da ekonomik, sosyal, siyasal ve psikolojik olarak sarsmış ve binlerce insanın ölümüne sebebiyet vermiştir. Hz. Ömer Şam sınırları içerisinde bulunan Amvas ordugâhını denetlemek için yola çıkmıştı. Bölgede baş gösteren veba salgını nedeniyle, uzun istişareler sonucu Amvas'a girmekten vazgeçip geri dönmüştü. Bu durumdan üzüntü duyan Hz. Ömer kendisine Allah Rasülünün hadisi hatırlatılınca, geri dönüş için aldığı karardan ötürü, Allaha şükür ve duada bulunmuştur. Halife Ömerin şükrüne vesile olan, salgın hastalıkla alakalı peygamber efendimizin sözü şu şekildedir. 

"Bir yerde veba olduğunu işittiğiniz zaman o yere girmeyiniz. Ve bulunduğunuz yerde veba zuhur edince de, oradan kaçarak başka yerlere çıkıp gitmeyiniz." 

(Buhari: 76/30, Müslim: 39/92)

Veba salgınına yakalanarak ölen İslam Komutanı ve Sahabilerden bazıları şunlardır: 

Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh

Muâz b. Cebel

Yezîd bin Ebî Sufyân (1)

Süheyl bin Amr

Şurahbîl bin Hasene

Fazl bin Abbas

Muğire b. Şube

Katâde b. Diâme el-Vâsıti

Ebü’l-Haccac el-Mizzi

Yukarıda özet olarak verdiğimiz örneklerden de anlaşılacağı üzere, veba salgınından Avrupa, Asya ve diğer müslüman olmayan topluluklar çok daha büyük kayıplar vermişlerdir. Şüphesiz bunun başlıca sebepleri olarak : Temizlik, hijyen koşullarına dikkat etmek, sabır ve tevekkül gibi tedbir amaçlı yapılanlar gösterilebilinir. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından açıklamış olup ve ön plana çıkartılan koronavirüsten korunma yollarına bakıldığında, hastalık için gösterilen temiz ve hijyen korunma yöntemleri, İslam dünyasının bir yaşam mottosu olarak zaten kabul görmüş ibadet çeşitlerinden sadece bir kaçıdır. Geçmiş tarihte meydana gelen salgın hastalıklar, bu ve benzeri sebeplerden dolayı müslümanların kayıplarını önemli ölçüde azaltmıştır. 

İslami metinlerde açıkça ortaya konmuş olan, temizlik, hijyen koşulları, hastaların karantinaya alınması, sağlıklı insanların hastalığın bulaştığı ortamlardan uzak tutulması, musibet ve belalar karşısında sabır ve metanet gibi davranışlar, halihazırda tavsiye edilen bu tedbirler, İslamın insanlığa vaaz ettiği ve bir müslüman açısından zaten riayet edilmesi gereken kurallar manzumesidir. Yaratıcı tarafından insanlığa sunulan bu ilahi buyruklar, bilimsel veriler ve hayatın gerçekliği ile senkronize bir şekilde örtüştüğünü görmek, müslümanların inanç ve tefekkür anlayışını da pekiştirmesi açısından anlamlıdır. 

Günümüze gelecek olursak, bu yazının kaleme alındığı saat itibariyle dünya genelinde koronavirüsten ölenlerin sayısı 8000 civarında seyrediyordu, bu rakam artacak gibi gözüküyor. Küresel güçler tarafından olduğuna inandığım belli başlı yapılar, yaşananları olduğundan fazla abartarak dünyayı kaotik bir ortama adım adım sürüklüyorlar. Ortaya çıkan virüs salgını laboratuvar ortamında üretildiğine dair pek çok ciddi iddia var. Ülkelere koronavirüsten korunmak için yapılan tavsiyeler, acaba dijital bir dönüşüm için toplumlar virüs salgını ile manipülemi ediliyor diye akla gelmiyor değil. Bizlere önerilen tavsiyeler arasında yer alan ; 

dijital para, uzaktan eğitim, uzaktan çalışma ve sağlıklı yaşam için insan vucuduna çiplerin yerleştirilmesi gibi tavsiyeler, küreselci akıl tarafından ülkelere uzun zamandan beridir dayatılıp reklamı yapılan tavsiyeler olduğu bilinmektedir. Tüm yaşananları alt alta koyduğumuzda, koronavirüs salgını kendiliğinden oluşmuş olağan bir salgın hastalıktır, söyleminin gerçekten uzak bir yaklaşım olacaktır. Farklı bir yazımızda bu konuyu daha detaylı işleyeceğimizi belirtmek isterim. 

Koronavirüs tarzı bulaşıcı hastalıklara karşı nasıl bir tavır takınmamız gerekir  diye düşünüldüğünde, toplumların geçmiş tarih tecrübelerinden istifade edilmesi ön plana çıkmaktadır. Veba salgınında milyonlarca insan kaybeden geçmiş toplumlardan kıyaslanmayacak derecede avantajlara sahip durumdayız. Koronavirüs veba salgını ile karşılaştırıldığında gerek yaşanan ölümler gereksede tıp dünyasının geçmiş ile mukayese edilmeyecek gelişmiş bir seviyeye ulaşmış olması ve her türlü teknolojik imkanın varlığı, korku ve endişelerimizin yersiz olduğunu göstermektedir. Hastalık ve afet gibi durumlar. kişinin yaratıcısına karşı şükür ve kulluk bilincini en üst seviyeye çıkarması açısından bir fırsata çevrilebilir. Nihayetinde ne tedbir alırsak alalım ölüm haktır ve her canlı mutlaka bu sonla bir gün yüz yüze gelecektir. Aşırı duyarlık gösterip paronoya olmaya, panik yapmaya davetiye çıkaracak hal ve davranışlardan kaçınmak en doğru yöntem olacaktır. Koronavirüs salgını için tedbir amaçlı yapılanlar, ifrat ve tefritten uzak yapılmalı, dolayısıyla aşırı evham ve duyarlık gibi davranışların yaşadığımız olumsuz süreci daha da zorlaştıracağı bilinmelidir. Koronavirüsü hayatımıza sokanlar paniklememizi aşırı duyarlık göstermemizi ve yaşananları olduğundan fazla abartmamızı arzuluyorlar. Çünkü yapmayı düşündükleri planın başarıya ulaşması bunlara bağlı. 

Yazımıza "veba" hastalığının yayıldığı Amvas komutanlarından olan sahabi  Muâz b. Cebelin, vebaya yakalanan çocukları ile konuşmasına yer vererek noktalamak istiyorum. 

Muâz vebaya yakalanan iki oğluna şöyle sesleniyordu, “Oğullarım Kendinizi nasıl buluyorsunuz?” diye sorunca, “Çocuklar Ey babamız! Hak, Rabbindendir. Sakın şüpheye düşenlerden olma” (Yunus 10/94) okuyarak karşılık verdiler. 

Muâz b. Cebel ise “İnşaallah babanızıda sabredenlerden bulacaksınız” (Kasas 28/27) ayetini okuyarak onlara cevap verdi. Bir süre sonra Muazın iki oğlu ve hanımı "vebadan" vefat ettiler. Kendisi de veba salgınına yakalanmıştı. Ölmeden önce şöyle dediği rivayet edilir: “Allah’ım! hakkımda hayır ve bereket ver der.” Ve Çok geçmeden o da ruhunu Rabbine teslim eder. 

"ALLAH'IM SEN MÜSLÜMANLARI, GÖRÜNEN ve GÖRÜNMEYEN BELA ve MUSİBETLERDEN KORU." ONLARA ACI ve MERHAMET ET."

Selam ve Duayla 

1. Yezîd bin Ebî Sufyân, tarihte ismini sıkça duyduğumuz bilinen Yezîd bin Muaviye değil, Ebu Süfyanın oğlu aynı zamanda Muaviye'nin kardeşi, takva ehli samimi, ihlaslı bir komutan sahabidir. 

 



YAZARLAR