Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


KORKU HİKAYELERİ

Aziz DARICA'nın yazısı;


 

Biz korkunun ürünü, korkuların çocuklarıyız. Anneler çocukların yaramazlıklarına, geç uyumalarına  çare olarak anlattıkları hikayelerin çocukların rüyalarına ve yaşantılarına nasıl yansıdığını ya anlamamışlardı ya da öğrenilmiş çaresizliği tekrar edip durmaktaydılar. Oysa onlar bu “korku tüneli”nden geçmişlerdi. Ama kısa vadeli çözümler uzun vadeli, “azimet ve sabır” gerektiren davranışların önüne geçtiğini bir kez daha kanıksattılar.

Çocukken anlatılan “korku hikayeleri” yüzünden , ruhsal olarak az çok etkilenmeyen yoktur. Bizim köyün komşu köye giden yol mezarlıktan geçmektedir. Ölüler ve mezarlıkla ilgili anlatılan hikayeler çocukken aklımıza işlemişti. Bir akşamüstü oradan geçerken yaşadığım korku halini ve oradan hızla kaçışımı hatırlıyorum. Mezardan birleri ha çıktı ha çıkacak...Uzaklaşıncaya kadar arkamıza bakamaz olurduk. “Yüz metre” koşusunu o zamandan beri bilmekteyiz. Çocuklara anlatılan bu  “korkunç hikayeler”, aslında “sözümü dinlemezsen...”, “akıllı ol!” mesajlarını içeren terbiye usullerini içermektedir. Hani, yanlış olduğunu bile bile yaptığımız şeyler var ya;  işte bu da o yanlışlarımızdan biridir. 

Bu tür hikayeler aslında bizim tarihimizin de aynasıdır. İktidar ve güç sahipleri toplumları uysallaştırmak için hep bazı hikayeler anlatmaktadırlar. Bu İster devlet olsun, ister mezhep olsun, ister başka bir “öteki” diye adlandırdığımız başka bir şey için olsun, fark etmemektedir. Bu anlayış;  “İstediğimiz standartlara gelmediği müddetçe...”  ile devam ettirdiği süreçte, kendilerine biat etmeyen  insanlar üzerinde “korku hikayeleri anlatmaya devam edeceğiz" mesajını vermektedirler.

Devlet, elindeki gücü sayesinde “ihanet” damgası ile  “cop ve ceza” ile devam eden bir süreci anlatan hikayeler anlatmaktadır. Emeviler, kendileri dışında “öteki” gördüğü müslümanlara yapmış oldukları zulmü örtmek için “İslam düşmanları”nı göstererek, savaşta elde etmiş oldukları toprakların ganimetleri ile kendi safına insan toplamak ile uğraşmaktaydılar. Algıları başka yöne, tepkileri ise kendinden uzak tutmak istiyorlardı. Yoksa “Kerbala”yı zulmünü nereye katacaklardı. Hz. Hüseyin, onlar nezdinde bir “fitneci ve asi” olarak görünmektedir. İnsanlara, hak ve adalet  perdelerini indirmelerini,  “konjonktürel” bakmalarını, kafirlerin pusuda bekledikleri gibi hikayeler “geçmiş zaman” kipine başvurularak, “korku hikaye”leri  anlatmaktaydılar. İslam tarihi bu korkunun, terbiye metodu olarak kullanıldığı örnekler ile doludur. Hak ve adalet talebi, özgürlük hayalleri, sürekli başka baharlara ertelenmektedir. Darbe yapanların “Daha vakti gelmedi!” derken, gücün zehirini içine çektiklerinin farkındaydılar ve o yüzden de bu halka kan kusturdular. O yüzden bu memlekette hala “asker korkusu”, “cop ve postal” korkusu, terbiye edilmiş bir hal ile hala tazedir. 

Bir mezhep, kendi mensubiyetindeki insanları tutmak, diğer mezhebe kaymasını önlemek için “Dinsel korku hikayeleri” anlatır. “Yolunu kaybedeceği, rahmetten yoksun kalacağı” telkini ile terbiye usulünü kullanılmaktadır. Kapı dışarı edilen insanlar ise etiketlenerek “selamsız” yollanır. Bir başka mezhebe-meşrebe-cemaate mensup olmak; mahalle baskısına-korkusuna yenik düşmeden yola devam etmeyi göze almaktır. Bu ise asil bir duruş, aynı zamanda cesaret isteyen bir karakter işidir. Kendi içindeki, kendi kişiliğindeki korkuların esiri olmamayı da  gerektirmektedir. Çünkü insan aklı, her türlü hikayeyi uydurmaya pek meyillidir.   

İslam’ı anlatmak için kullanılan dil “ceza”, “ateş”,cehennem” olunca, Allah’ı tanımayan gönüllerde “Bu nasıl bir Tanrı?” sorusu hep canlı olarak kalmaktadır. Allah’ın rahmeti, gazabını geçmiştir ama anlatanın diline, fikrine bir türlü yansımamıştır. Çocuklar bu terbiye metoduyla dini öğrenmekte, disiplin adı altında nice çocuklar “cami ve mescit”lere, “ korku ve çekingenliğin davranışını sergileyerek, kendi değerlerine gönül koymaktadırlar.

Öğretmen, öğrenciyi "not" ile korkutmaktadır. İdareci,  öğretmene “disiplin” yönetmeliği ile gücünü hissettirmektedir. Üst idareciler, alt  idarecisini “koltuk gitmekte” ile baskı altına almaktadır. Veli, eğitimciye “şikayet ederim!” kozu ile kendi gücünü göstermektedir.

Asker silahı ile, sağlıkçısı iğnesi ile, hukukçusu mahkeme ile karşısındakine çeki düzen vermektedir. Üsteki, kendi  altında! gördüğü kişileri sosyolojik, psikolojik, daha ileri giderek antropolojik olarak dövmektedir.

Tasavvufçusu, “akla” ceza vererek, iradeye-bilgiye yabancı kalmaktadır. O yüzden Mutezile'ye, felsefeye  yabancıyız. Felsefecisi, modernisti irfanı görememekte, aklın hatırına duygularını sınır dışı etmektedir. O yüzden tasavvufu İbn-i Haldun'dan okuyamıyoruz. İbn-i Arabi, Gazali, Mevlana bir türlü içimize sindiremeyiz.  Oysa iki bakış açısı da  korkularına yenik düşmektedir. "Korku hikayeleri"nin etkisi altındalar.

Irkçısı, insanın renklerine kör bakmaktadır. Kendi renginden başka rengi görmek istemediği için diğer “insanları” dolgu malzemesi olarak görmektedir. Beşeri ve şeytani dürtülere, korkulara yenik düşerek “sınır kapıları”nı kapatmaktadır. Bu asabiyet ve korku yüzünden milyonlarca insan ölmüştür. Hala da ırkçı ve despot yönetimler yüzünden masum ve mazlum insanlar ölmektedir. Onlar da "korku hikayeleri"nin etkisi altındalar.

"Söz uzamasın" diye kısa keselim. Korku ile terbiye metodu çok iş gördüğü malumunuzdur. Ama bu durum gönüllerdeki muhabbeti, fikirlerdeki zenginliği, gelecekteki beraberliği, ahiretteki akıbeti olumsuz etkilemektedir. Bizi biz yapan tarihi değerleri örselemektedir. Korku ile büyüyen bir nesil,  karşımızdaki ile sürekli bir mesafe  bırakan bir etki yaratmaktadır. Birlikte yaşamaya,  hayal kurmaya dayanan “güven” duygusunu zedelemektedir. 

Koronavirüsün başka korkularımızı tetiklemesine izin vermeyelim. Rahmet ayı “Ramazan” günlerindeyiz. Paylaşmayı, dayanışmayı, sevgiyi ve saygıyı elden bırakmayalım. Bize anlatılan “korku hikayeleri” yerine, “ sevgi ve merhamet”, “özgürlük, hak ve adalet” hikayeleri anlatalım. Çocuklarımız, gençlerimiz bu hikayeler ile büyüyerek; korku tünellerini yıksın. Son söz alemlere rahmet Peygamberin sözü olsun:

"Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!" (Buharî, 3:72)


 



YAZARLAR