Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necla Arpa GÜLAÇAR


KIYMETLİ MİSAFİR RAMAZAN

Necla Arpa Gülaçar'ın yeni yazısı;


 

 

Sevgili Dostum!

 Çok sevinçliyim, sevincimi yine sana mektup yazarak paylaşmak istiyorum.

Her yıl ziyaretime gelen bir dostum birkaç gün önce yine ziyaretime geldi.

 13 Nisan'da tüm mesrurluğu ile yine yeniden geldi. Aylardır bekliyordum gözlerimi, yüreğimi şenlendirdi.

Her yıl olduğu gibi bu yılda bir ay kalıp gidecek. Onun gelişi hayatımdaki yeknesaklığı değiştirdi evimize yaşama sevinci geldi.

 O kıymetini bilmediğimiz zamanımızın kıymetini bilir olduk...

 Tüm vakitler ahenk içinde, hangi vakitte ne yapacağımızı bilir olduk.

 Onun gelişi ile cehennem kapıları kapandı cennet kapıları açıldı adeta...

Bir bardak suyun, bir tabak yemeğin, bir dilim ekmeğin ne kadar kıymetli olduğunu anladık.

Her yerde Kur'an-ı Kerim sesleri yankılanıyor namazlarımızı büyük bir haz ile kılmaya başladık...

 Bu öyle bir misafir ki yüreğimize merhamet doldurdu, zihinlerimize sabrı- cemili nakşetti...

 Üstelik sadece bize gelmedi bu değerli misafir, apartmanımıza, mahallemize, tüm İslam âlemine geldi...

Gelişi sevinç, gidişi hep hüzünlüdür... Ayrıca giderken avuçlarımıza bir bayram sevinci bırakıp gider, giderken göz kırpar "seneye bir daha geleceğim" der... Ben helalleşirim onunla zira gelip de görememek var... Biliyorum O hep gelecek ama ben hep onu karşılayabilecek miyim?

Onun sayesinde tüm aile aynı vakitte bir sofranın etrafında bir bardak suyu özümseye özümseye içer olduk.

 Çorbayı fazla yapar oldum. Komşularımla paylaşır oldum.

 Sabah namazına yakın bir saatte uyanır olduk. Bir dilim ekmek de olsa uyku mahmurluğu ile yer olduk.

 Ne de kıymetsizdi bir bardak çay, onun sayesinde akşama kadar bir bardak çayın hayalini kurar olduk...

 Şimdi "ne disiplinli bir misafirmiş bu, vaktinden önce bir şey yedirmez, içirmez olmuş" dersin...

Evet öyle yapıyor, bedenimizi disipline ettiği gibi yüreğimize de filizler ekiyor.

 Bizi arındırıyor "yokluktan değil, çokluktan çürüyorsunuz" diyor...

Kalbimize, midemize merhamet edip arındırıyor...

Popülistlerin deyimi ile bedenimize ve ruhumuza detoks yaptırıyor...

Sevgili Dostum!

Kıskanmadın değil mi? Senden daha sevgili olan bu güzel dostumu.

Sen de tanırsın sen de seversin.

Toplumu yeniden inşa etmek için her yıl bir kere gelir nasipli olan herkesi yeniden inşa edip gider.

Bu dostumun kıymetli misafirimin adı Ramazan...

Biliyor musun? Onu en çok çocuklar seviyor, kucaklıyor...

 Dün bahçeye indim apartman sakinlerinin çocukları ile karşılaştım...

8- 9 -10 yaşlarında olan çocuklar oruçluydu...

Çok mutlu oldum nasıl dayandıklarını sordum. Beyza "ilk günden tutuyorum hepsini tutacağım" dedi... Hanne de aynısını söyledi onlarla pazarlığa oturduk... "Orucunuzu bana satın" dedim. "Hepsini satmak istemezseniz bile birkaç tanesini satın karşılığında ne isterseniz söyleyin onu vereyim" İlk defa duydukları bir şeydi galiba cevap veremediler... "En iyisi siz bu akşam düşünün yarın yine bahçede buluşuruz kararınızı bana bildirirsiniz"

 Ne güzel değil mi? Bu çocuklar kadar nasipli olmayanlar var...

Koskoca kadın parkta oturmuş sigara dumanını yüzüme üflüyor. Ramazan ayında olduğumuzu biliyor Oysa... Saygısızlık özgürlük olmuş toplumun değerleri çöpe atılmış.  Allah’ı ve onun dirayetimiz için var ettiği kutsalları çiğnemek özgürlük öyle mi?.

Bir çocuğun masumiyetinde yeniden var oluyorum... Hala umut var! Diyorum...

Kendi çocukluğumu hatırlıyorum Ramazan ayının uzun yaz günlerine denk geldiği çocukluğum...

 O zamanlar kimse oruç yemezdi yese bile kimsenin gözünün içine sokmazdı...

Utanırlardı hatta gündüz oruçlu komşuları yemek kokusundan rahatsız olmasın diye Hristiyan olan komşularımız yemek pişirmezdi...

Dayanamazdım tam gün oruç tutmaya ayılır bayılırdım... Annem "sen her gün 1 saat daha fazla oruç tut" derdi... Öyle yapa yapa 12 yaşında artık tam gün oruç tutabilmeyi başarır olmuştum...

 Annem kocaman bahçemizdeki kayısılara zerdali derdi...

 Temmuz ayına denk gelen Ramazan ayında zerdalilerimiz olgunlaşmış, iftar saatine yakın, yere düşer olmuştu... Annem ağabeyimin eline bir leğen verir "git yere düşen zerdalileri topla da iftarı onunla açalım" derdi...

O zamanlar hurma ne arasın, hurma bir tek o yıl Hacca gidenlerin evinde olurdu... Annem dereotuna tarak otu derdi bana da "hadi sen de git bostandan yeşil soğan, tarak otu, maydanoz, kişniş, turp topla getir. Aman ha yapraklarına sakın basma!" derdi...

 Ne güzeldi çocukluğumun ramazanları, bahçeleri, iftarları, insanları...

Sahura kaldırmaları için ne kadar yalvarırdım. Uyandırırlardı üzüm hoşafını içerken uyuklar üzerime dökerdim...

Hala Umut Var!!!!

Bir aylığına gelen misafirimizi güzel karşılayan komşu çocuklarının varlığı umudumu filizlendiriyor...

 Her şey ifsada uğramışken misafirliğimize gelen bu güzel dostun kıymetini bilip güzel ağırlayalım...

 Bizi yeniden diriltecek, ümmet olduğumuzu hatırlatacak...

 Biz onu değil, O bizi tutacak...

 Öylesine tutup arındıracak ki yeniden bir yüreğimizin olduğunu hatırlayacağız... Bu kutlu misafiri güzel ağırlayalım ki yeniden dirilelim...

 Vesselam selam ve dua ile...

 



YAZARLAR