Aziz DARICI


KİTAP GENÇLİK İÇİN ŞAŞMAZ BİR KLAVUZDUR

Gençler kitaba ihtiyaç duyacak, kalem oynatanlar ise kitapların hakkını vererek; gençlerin ihtiyaçlarına cevap verecek fikirler kağıda dökecek.


İdeolojilerin ham madde kaynağı kitapları okumaktan vazgeçen insanladır diyebiliriz. O yüzden ideolojiler; düşünen, eleştiren, okuyan, araştıran, insan tipini kabullenmezler. Onlar tek taraflı okuyan, itaat eden, işlerini gören, tek dilli üslup kullanan, eleştirmeyen, sorgulamayan insan tiplerini severler.

Kitap; kainata dağılmış bilgilerin iki kapak arasına alınarak, insanlığın hizmetine sunulan eşsiz bilgi kaynaklarıdır. Levh-i Mahfuz’da saklı olanın insanlık aleminde görünür olma halidir. Allah›ın kalem ve onu yazdırdıklarına ant içerek verdiği ayetin gereği olarak bilginin insanoğlu için sünnetullahta pratiğe dökülmüş halidir. Derdi ve kederi olanların yüreğinden kopan; acının, duygunun, fikrin iz düşümüdür. Oku emrinin gereği olarak; akletmez misiniz, düşünmez misiniz, araştırmaz mısınız gibi tüm sorunların ilme sevdalı gönüller tarafından kaleme alınan eserlerdir. Yani kitap; insan içindir. Çünkü insan kitaplıdır, kitapsız ve okumasız yapamaz. Kendi ve yaşadığı alem; keşfedilmeyi, yazılmayı bekleyen bir kitap iken kağıt ve mürekkep kokusuna olan yabancılaşma, okumaya ve araştırmaya olan ilgisizlik kendini ve alemi tanıma gereği duymamanın ifadesidir.

Düşünmeyi tetiklemek ve kitapları okumak için bir merakın olması şart. Merak duygusu tetikleyicidir. İkinci aşama soru sorma. Soru sormayan insan düşünme faaliyetinin zevkini yaşamıyor demektir. Dahası soru sormayan insan baştan “kadercilik” anlayışına yeniktir. Üçüncü aşama araştırmak. Araştırma heyecanı olmayan bir insan ne kendisini keşfeder bilir, ne de kendi dışındakilerini keşfeder…

İnsanı, insanı kamil yapan bu kazanımların çoğu okumaktan yani hayat kitaplarından geçer. İlk ilahi emrin “oku” olmasının hikmeti, hakikatlerin bilinmesinin okumaktan geçtiğinin en güzel ifadesidir. Anlamak, anlamlandırmak ve hayatla buluşturmak evreleri hep okumanın ürünüdür. Bu zamanda en çok ihtiyaç duyduğumuz “anlam” problemin temel kaynağı okumaktan vazgeçişimizdir. Hayatı, doğayı,alemi, insanı, kendimizi, kitapları okumuyoruz. Okumadığımız için ise bizi harekete geçirecek temel gücü kendimizde bulamıyoruz. Her eylemin bir alt yapısının olması, bu eylemin süzgeçten geçtiğinin göstergesidir. Bir aklın okuması, bir kalbin yoklamasıdır. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in “Okumak, özgürlüğe uçmaktır” deyişi hakikaten bilgece bir sözdür. Biz özgürlüğümüzü okumaktan vazgeçerek kaybettik. Bir medeniyetin esareti, o toplumun okumaktan vazgeçmesi ile başlar. Okumayan bir insan, hayat yolculuğuna ben bilgi olmadan da tamamların iddiasındadır. Oysa hayatın tek hakiki kitabı Kur’an’nın kendisi bile bu iddiayı reddediyor. Kur’an’nın kendisi okunmak ister. Hem de tekrar tekrar okunmak ister. Unutmamak için, hatırlanmak için, ders almak için, geleceğe taşınmak için okunmak ister, hayat yolculuğunu sağ salim tamamlamamız için okunmasını ister.

İdeolojilerin ham madde kaynağı kitapları okumaktan vazgeçen insanladır diyebiliriz. O yüzden ideolojiler; düşünen, eleştiren, okuyan, araştıran, insan tipini kabullenmezler. Onlar tek taraflı okuyan, itaat eden, işlerini gören, tek dilli üslup kullanan, eleştirmeyen, sorgulamayan insan tiplerini severler. Bilgiden yoksun malumat sahibi edindirilmiş tüm insanlar ve özellikle gençler illegal yapıların art niyetli okumalarının kapsamındadır. Kendi emellerine doğrultusunda sahip olduğu okumayı seçtikleri kitaplar ile iyi yapan ideolojiler, genç neslin gündemine girerek kendilerini okutmakta mahirdirler. Çünkü gençlerin bulunduğu zaman diliminin dilini, heyecanını, öfkesini, arzularını, isyanını taşıyacak dilsel formatı bizim için olumsuz olsa da yakalama noktasında sıkıntı çekmiyorlar.

Toplumlar ve özellikle genç nesil kitapları okumaktan vazgeçmiş durumda. Araştırmalar, Ulus gibi okuyucuların Türkiye’de çok az olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçen yıl yayınladığı verilere göre, Türkiye’de kitap okumaya kişi başına ayrılan süre günde yalnızca bir dakika. Buna karşın, televizyon izlemeye 6 saat, internete 3 saat harcanıyor. Bu istatistikler onca projeye rağmen olumlu manada bir pozitif yöne kaymış değil. Yüz temel eserimiz olan kitaplar da sadra şifa olamıyor. Kitap okuma adına yaptığımız yarışmalar bile kitapların değerini bilmelerine, sahiplenmelerine yol açtığı söylenemez. Dahası en çok okunan kitapların içeriğinin cinsel içerikli ve argo tabirlerden oluşan kitapların raflarda boy göstererek, hem de şov yaparak peynir ekmek gibi satıldığını biliyoruz. Kısa ama değerlerden yoksun fikirlerin oluşturduğu cümleler okuyanı nereye götürdüğü biliniyor. Bu kitaplara uzanan ellerden ilk sırayı genç neslin elleri olduğu tahmin edersiniz. Bu tür kitapların revaçta olmasından sadece İslami kitaplar değil, felsefik, sosyolojik, psikolojik, eğitim amaçlı tüm kitapların negatif etkilendiğini gözlemlemekteyiz. Cefa ürünü kitapların sefa yaşayan nesillerin ellerinde can çekişeceği bir dönemdeyiz. Gerçi bu söylenenlere karşı olan fikirler olsa da, yayın evlerinin halini düşündüğümüzde, üniversite gençlerinin halini düşündüğümüzde, evlerimizde ki kitap sayısını düşündüğümüzde, İslami kesimin kitaplarla olan ilişkisine baktığımızda pekte olumlu bakamıyor insan. Kitabın yerinde olsam terk ederim memleketi… Peygamberin Hicret’i gibi bana sahip çıkacak diyarlar ararım. Ta ki bu toplumun genç nesli için bir değer taşıyıncaya kadar beklerim. Zamanı gelince vuslatıma son veririm.

Kıssadan hisse…Yani derinlikli, yeterlikli ve seçici bir okuma yapmıyoruz. Malumat sahibi olmak, entelektüel görünmek, popüler kültürün dayatması sonucu olan okumaların insanların zamanını öldürdüğünü, kendisini geliştirmediği gibi kendi doğal fıtratını bozan bir çok kötülük bilgisi ile karşı karşıya kalan bir genç kuşağın olduğu biz zaman diliminden geçiyoruz. Popüler kültür okumanın tadını kaçırırken ve kitaplara olan ihtiyacı farklılaştırarak gençleri “Bilgi ve Bilinç” sahibi yapacak kitaplardan uzak tutuyor. Var olan haz merakı, hızlı yaşa fısıltısı gençlerin vakitlerinin çoğunu alınca, kendini gerçekleştirme adına herhangi bir gayretin içinde bulunduğu ortamlardan ve insanlardan da uzaklaşınca; gençler için kitaplar raflarda, okumak ise anlamsız zaman kaybına dönüşmekte . Gençlerin rol modellerindeki tipler ise kitapları ve okumayı bir aksesuar olarak kullandıklarından; onlar gibi olduktan sonra lazım diye düşünen bazı gençler ile de karşılaşmaktayız.

Gençlerin kitaplarla buluşmasında, okuma heyecanına engel bir diğer nokta internetin gençlere sunduğu sanal ortam. Sanal medyaya ulaşım için kullanılan cep telefonları. Bu iki unsur kitapların yerini almış durumda. Kısa hatta görsel okuma kadim kitapları gündemden düşürürken; düşünsel ve dilsel gelişim derinliğini kaybetmekte, sosyolojik alt yapı ise olumsuz değişim göstererek kitapların iz dönüşümleri silmekte ve kitaplar evlerde, kitap evlerinde yada asıl yerleri olan kütüphanelerde yetim kalmakta. Sanal ortamda geçirilen zamanın yanında, gençlerde bıraktığı olumsuz izlerin; internet ve sanal ortamları zararlı alışkanlıklar kategorisinde birinci sıraya yerleştirdi bile. Ebeveynler bu durum karşından çaresiz kalmakta. Çünkü bu sanal ortamı okuyacak sahici bir okuma bile yapılamıyor. Başka bir okuma alnı olan «sosyal medya» ve «sanal ortam» okumalarını yeni bir alan açmışken, bununla yüzleşerek yapılacak okumalar, genç neslin yozlaşmış ama zamanın gerçeği haline gelen «düşünsel ve dilsel» farklılığı da anlamamız anlamına gelecek. Lakin bu ortamda cirit atarken kendimizi koruyacak okumaları nasıl, ne şekilde , hangi alt yapısal çerçevede yapacağız sorusu aşırı özgürlük duvarına takıldığında şuan için “insan kendini bilmeli, kontrol etmeli” nasihatımız; gençlerin internette fütursuzca sörf yapmasına engel olamamakta.

Bir başka husus, eğitim politikasından kaynaklanan sınav kaygısı… Her şey sınav endeksli gidince ders kitapları, hayat kitapların yerini aldı. Ders çalışmaktan bıkan genç nesil ilk hıncını hayat kitaplarından aldı. Kitapları eline alıp okumak artık işkenceye dönüştü. Zoraki okumalar yapmalar gençlerin kişiliğinde problemlere yol açtı. Geleceklerini kurtaralım, meslek sahibi olsun diye gösterilen çabalar sonuçta; ruhsuz , düşünmeyen,sosyalleşmekten uzak, toplumun asıl sorunlarından bi haber bireyler olarak ortaya çıktı. Diploma sahi olundu ama karakter sahibi olunmadan yaşanan hayat hikayeleri türedi. Sonuçta bilgi var ama pratik anlamda neye tekabül ettiğini farkında olmayan; toplumunda iyiliğe, erdeme, adalete temas etmeyen kimlikler ortaya çıktı. Tek yönlü kitap okumalarının, tek kaynak kitap ile beslenmelerinin, tek akla indirgemenin, hayatı kuşatan okumaları yapmamanın faturası ise yaşadığı toplumlar çekmek zorunda kalacak. Öyle ki kendi bedelinin ve kaybettiklerinin farkında dahi olmadan.

Zamanımızın asıl sıkıntı ise var olan okumaları koruyacak veya arttıracak özgünlükte kitapların olmayışıdır. Kapsayıcı, kuşatıcı, derinlikli, merak uyandıran, insanı farkı bir heyecana sevk edecek kitaplar ya çok az yada fazla bilinmiyor. Bu sorunu aşacak dil ve üslup ta geliştirilmiş değil. Tekrar eden okumaların toplumsal manada yılgınlık ve bıkkınlık yarattığı biliniyor. Okumanın zevkine ve kıymetini bilenler için yapılmış fedakarlıklar adına okunan kitaplar ile ilim havzasının kadim kitapları her zaman belli oranda gündemdeki yerini koruyor iken; genç neslin bu gibi bir derdi olmadığından, eline aldığı kitabın kendisini sarıp sarmalamasını istemesi gibi bir ruh hali ile okuma serüvenini devam etmek ister gibi bir tavrın içinde görüyoruz. Lakin sahip olduğu kimlik ile dilsel-düşünsel ve kavramsal çerçeve geçmişi okumasında zaaflar yaratırken, geleceği şekillendirmesin de ise eksik bırakacak noktada. Zamanımızın yazılan kitaplarının geçmiş kadim kitapları, şah eserleri geride bırakacak ne bir okumamız, ne bir eğitimimiz, ne gözgün bir dilimiz, ne de bir toplumsal gidişatımız var. Hali ile genç neslin okumaya olan iştahını kabartacak bir noktada değiliz. Yani sebep ve sonuçların ikileminde tek taraflı halledilebilecek bir çözün noktasında değiliz. Gençler kitaba ihtiyaç duyacak, kalem oynatanlar ise kitapların hakkını vererek; gençlerin ihtiyaçlarına cevap verecek fikirler kağıda dökecek.

Yeniden başta Ku’ran’nın ve hayatın kendisini anlatan kitapların kıymetini bilmek gerekiyor. Hayatım tüm güzel renklerini barındıran kitaplara el atmak gerek. Kitap okumanın bir ihtiyaç olduğunu farkında olmak gerekiyor. Düşünmeyi, araştırmayı, soru sormayı, mutluluğu ve huzuru keşfetmek istiyorsak ilim havzasına girmemiz gerektiğini unutmamız lazım. Bu coğrafyalar ilim içinde, okumak içinde mümbittir. Yeter ki okumaktan vazgeçmeyelim. Gençlerin elinde kitaplarını, aklında anlamayı, gönlünde anlamlandırmayı düşürmeyelim. Derinlikli ve nitelikli okuma yapalım. Mutlaka her okumamızın temel mihenk taşı Kur’an oluşturmalı. Tek doğru ve mükemmel kaynak yalnızca Kur’an’dır. İlim ile hemhal olunca göreceksiniz ki Aliler, İbn-i Abbaslar, El-Kindiler, Raziler, İbn-i Sinalar, Farabiler, Gazililer toplumumuzda zamanla yetişi verdi. En önemlisi fikir üretildi. Eğer bir şeye dair fikir üretiliyorsa gelecekten korkamaya gerek yok. Allah’ın yardımı ile yarınların inşası, gelecek neslinin ıslahı daha kolay olacaktır.

Tüm bunlar için “Okumadan Olmaz”… Kitaplara selam olsun…

Kaynak: http://ozgunirade.com/kitap-genclik-icin-sasmaz-bir-kilavuzdur/



YAZARLAR