Necati Atar


KERBELA TATLICI DÜKKANI DEĞİL KARDEŞİM!

Yazarımız Necati Atar'ın, Kerbela ve aşura konulu yazısı...


Aşûra ve Kerbela nasıl yan yana gelebiliyor hâlâ anlamış değilim.

Dünya tarihinin en büyük katliamlarından birinin yaşandığı, 

Peygamber torunun katledildiği bir günde Aşûra tatlısı yapmak, bunu da bayram günüymüş gibi eşe dosta dağıtmak, 

Aşûra gününe özel etkinlikler düzenlemek, 

Tiyatro oyunları sahnelemek, 

Lüks mekânlarda sempozyumlar düzenlemek, 

İlahi dinletisi adı altında olmadık rezilliklere imza atmak, nasıl bir aklın, nasıl bir havsalanın, nasıl bir insanlığın ürünü anlamak mümkün değil.

 

 

Yeryüzünün tanık olduğu en büyük katliamlarından birinin yıl dönümünde acı çekmeyi bilmiyorsanız, utanmayı bilin bari.

Neyin kutlamasıdır, Allah aşkına?

Derneklerin, STK’ların, siyasilerin,  odaların bu Aşûra tatlısı merakı nereden geliyor?

 

 

Neden Aşûra denince insanların yüzünde bir gülücük beliriyor, konu neden Aşûradan uzaklaşıp diğer tatlı çeşitlerine geliyor, insanların ağzı neden sulanıyor anlamak mümkün değil.

Bir de, yok öyle olmaz böyle olur, yok fındıklı olmaz fıstıklı olur, yok cevizli olmaz, tarçınlı olur tartışmalarının arsızca yapıldığı ve her türlü israfın hoyratça sergilendiği ortamlarda şehadetten bahsetmek ayıp olmuyor mu gerçekten?

Hayret etmekle açıklanacak bir durum değil bu.

 

Hüseyn’nin sahra-i kerbela'da  Yezid’in elinde kalması nasıl oluyor da bir düğün türküsü olabiliyor mesela ve siz Kerbela’dan bahsederken nasıl eğlenebiliyorsunuz, nasıl mutlu olabiliyorsunuz izah edin isterseniz.

 

Kerbela ve Aşûra…

Aşûra ve Kerbela…

Her yer Aşûra! 

Her yer Kerbela! Nedir ya?

Gerçekten nedir?

Her yer Aşûra! Her yer Kerbela! Bir zulma, bir haksızlığa, bir vahşete karşı koymak, direnmek, intifada bulunmak değilse nedir?

Eğlenmek midir, kutlamak mıdır, etkinlik midir, Aşûra ‘nın nasıl daha iyi yapıldığının ya da kimin daha iyi yaptığının tespiti midir, nedir?

 

Her yer Kerbela’ysa ve Kerbela yeryüzünün tanıklık ettiği en büyük zulümlerden biriyse bu şenlikler, etkinlikler, kutlamalar neyin nesi?

İnsanda biraz utanma, biraz arlanma, biraz idrak, biraz sorgulama olur.

Sanırsın Hz. Hüseyin ve ailesi katliamdan önce, “şöyle güzel bir Aşûra tatlısı yiyelim de gözümüz açık gitmesin” dedikten sonra katledilmişler.

 

 

Bir avuç Müslüman, dört bir yanı kanlarını içmeye susamış Yezidiler tarafından çevrilmiş bir avuç Müslüman, nerde bulmuşlar Kerbela’da fındığı, fıstığı, cevizi, narı, tarçını, kuş üzümünü, inciri, elmayı, kuru kayısıyı…

Ne ara fırsat bulmuşlar da yapmışlar Aşûra tatlısını?

 

 

Kerbela diyoruz, Kerbela!

Tatlıcı dükkânı değil bu kardeşim, 

Eğlence mekânı değil.

Çölde susamışların ve çölde susamış bir avuç mazlumun kanlarına susamışların işlediği vahşete tanık olan bir coğrafyadan, bir zulümden, acıdan ve gözyaşından bahsediyoruz.

 

 

 

Kerbela ve Aşûra…

Aşûra ve Kerbela…

İçi boşaltılan iki kavram…

Tıpkı şehitlik, tıpkı vatanperverlik, tıpkı aşk gibi.

 

Dini her türlü kendine benzeten insanlardan, Aşûra ve Kerbela’yı özümsemelerini beklemek abesle iştigal olur ama neyse…



YAZARLAR