Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mustafa DOĞU


Kendimizi ve Hayatı Yeniden Okumak

Tercihlerin doğru ve sağlıklı yapılabilmesi için Allah akıl vermiş, elçiler göndermiş, mesajlarını ulaştırmış ve nihayetinde de arzı geniş tutmuştur.


Allah, yaratmış olduğu biz insanoğluna kâinatın, Âdemoğlunun, diğer canlı ve cansız varlıkların yaratılışlarında ki hikmeti, ahengi, insicamı, düzeni idrak etme ve bir kevni okuma yapma için yeryüzünü gezip dolaşmamızı, geçmişte bu topraklarda yaşamış ve yalanlamaları, haddi aşmaları, azgınlık ve sapkınlık içinde kalmaları nedeniyle kurdukları büyük medeniyetlere, geldikleri uygarlıkta ki son noktalara, elde ettikleri ekonomik ve siyasi kazanımlara rağmen akıbetlerinin helak olmaktan kaçınamayanların kalıntılarını müşahede etmemizi, dersler ve ibretler çıkararak kendi yaşamlarımızı anlamlı kılmamızı bildirmektedir.

İnsan başıboş yaratılmamıştır. Yaratılış gayesi mutlak yaratıcısı Cenabı Mevla´ya kulluk etmektir. Mümeyyiz bir akla sahip olduktan sonra hayatının her anı hesaba katılmış ve öncelikle tevhidi bir iman ile mükellef kılınmış sorumlu bir varlıktır. Mal-mülk, evlad ü ıyal, makam-mevki, şan-şöhret gibi unsurlarla sınanacak ve bunlara karşı ortaya koyduğu tavır-duruş ile mükâfatlandırılacaktır. Yani bir bakıma yeryüzünde halifelik görevini ifa ederek hak ve adaletin kuşaklar boyu tevarüs etmesini sağlayacaktır.

Mümin; Allah´a bütün benliğiyle teslim olup güvenmiş, elinden ve dilinden başkalarının kendisinden emin olduğu, hak ve adaletin yeryüzünde egemen olması için mücadele veren ve bu uğurda kendisi, yakınları ve en sevdikleri dahi olsa tolerans göstermeyen, merhamet ve vicdan sahibi onurlu, izzet ve şerefli kılınmış biridir. Bu, insanı Âdem yapıp adam kılmak suretiyle yaratılmışların ahseni olmasının insanlık tarihi boyunca vazgeçilmez koşuludur. Aksi bir tercih ise, insanlıktan çıkarak kimliksiz, karaktersiz, şahsiyet yoksunu, izzetini ve şerefini yitirmiş zalim bir varlığa dönüşme halidir ki ?esfele safilin? -hayvanlardan bile aşağı- bir mertebeye, çukura yuvarlanma halidir.

Adeta bir elçi gönderilmesinin arifesindeki gibi, Rabbimizin hayatlarından kesitler sunarak bizleri bilgilendirip ilgili kılınmamızı emreylediği geçmiş kavimlerin içine düştükleri tüm çirkefliklerin yaşandığı bir dünyayı yaşıyor gibiyiz. İnsanlık, istikametini ve yörüngesini kaybetmiş, adaletten, merhametten, insaftan, izandan yoksun nereye koşuşturduğu, hangi amaç ve gaye uğruna bir yaşam sürdürdüğünden bihaberdir.

Yönetimde laisizm, ticarette kapitalizm-liberalizm, inanç ve düşüncede sekülerizm-deizm, ateizm, yaşam tarzında modernizm-konformizm, kadın haklarında feminizm tüm dünyayı bir ahtapot gibi sarmış ve birileri insanlığın neo sömürgeciliğini yazarak yürürlüğe koymuş gibidir. Âd, Semûd, Lût, İsrail oğulları, Medyen halkı-Eykeliler´in helak edilmelerine neden olan tüm çirkin hasletler bugünün dünyasında değişik coğrafyalarında işlenmekte ve birçoğu da yasal güvenceler altına alınarak tümden meşrulaştırılmaktadır. Din, insanlar için ya tümden kurtulmak zorunda hissettikleri bir pranga veya hastalıklı düşünceler için bir delil-kaynak olmakta ve yeryüzünü kana bulamanın, zulmün bir aracı kılınmaktadır. Ya da magazin konusu haline getirilerek birilerinin oyun ve eğlencesine dönüştürülerek rant kaynağına çevrilmektedir.

Hz. Muhammed (sav) gönderilmiş son elçidir. Kıyamete kadar artık ne bir Resul ne de bir Nebi gelecektir. Tüm insanlar gibi o da ölümlü kılınmış ve vadesi dolduğunda Rabbine döndürülmüştür. Onu diğer elçilerden farklı kılan tek ve en önemli husus ise getirdiği mesajların kıyamete kadar ebedi kılınması ve mesajın sahibi tarafından koruma altına alınmasıdır. Tek bir harfini dahi değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecek ve bırakın mislini, bir suresini dahi tüm insanlık bir araya gelse getirmeye-değiştirmeye güç yetiremeyecektir. Müsteşrik-oryantalist-batılı zihin yapısına sahip insanlar, üzerinde şüphe oluşturmaya çalışacakları tüm girişimler tarihin her döneminde hüsranla sonuçlandığı gibi, bugün ve gelecekte de tüm bu çabalar boşa gitmeye mahkûm olacaktır. Zira bu bir beşer sözü ve yazdırması değil, Arapça metin olarak Cibril vasıtasıyla Hz. Muhammed´e Âlemlerin Rabbinden indirilen İlahi bir kelamdır.

Zihinlerinde ve kalplerinde hastalık bulunan insanlar, gönderilen tüm kutsal kitaplara yaptığı muamelenin benzerini Kur´an´ı Kerim içinde yapmak istemiş, onu tahrif etmek veya yok edip kendilerinin dizdiği uydurma kitapları yerine ikame etmek için yoğun çaba harcamışlardır. Bunda başarılı olamadıklarını ve başaramayacaklarını da anladıklarında anlam ve içeriğine müdahale ederek, anlamsızlaştırmaya ve içini boşaltarak değersizleştirmeye çalışmışlar ve büyük oranda da başarılı olmuşlardır. İşte 20/21. yüzyıl bu acı gerçeklerin başta İslam toplumlarında alan bulduğu, yaşandığı bir dünya olarak karşımızda durmaktadır. Allah´ın aziz dini hayattan koparılmış, batının geliştirdiği tüm ideoloji ve izimler din sosu ile süslenerek hayata hâkim kılınmaya çalışılmış, ibadetler gösteri ve şov malzemesi haline dönüştürülerek özünden-ruhundan koparılarak basit birer ritüellere indirgenmiş, birilerinin siyasi ikbal ve iktidardaki mevcudiyetini koruma ve sürdürmesinin dayanağı haline getirilmiştir.

Bugünün İslam dünyası kemmiyet açısından bakıldığında hiçte yadırganmayacak bir sayıya ulaşmış bulunmaktadır. Ama aynı İslam dünyası acınası bir halde kendi iç çatışmalarının, kısır çekişmelerinin, sadra şifa olmayan tartışmaların, vesayetçi-vekâletçi yaklaşımların, mezhep çatışmalarının alanına dönüşmüş, her türlü zilletin kendileri için adeta kadere dönüştüğü bir hali yaşamaktadır. Bunların bu pozisyona gelmelerinin suçluları kimlerdir? Çok kolay bir şekilde Batı suçlanarak işin içinden çıkılabilir. Ama bu ne bu dünyada zilletten kurtulmamıza ne de ahirette hesabı kolay görülenlerden olmamıza asla bir katkı sağlamayacaktır. Zira biz inanıyoruz ki, her nefis kendi yapıp ettiklerinden sorumludur ve Allah indinde hesaba çekilirken suçladıklarının kendini temize çıkarmaya ve kuruluşa ermesine zerre kadar faydası olmayacaktır. Çünkü tercihlerin doğru ve sağlıklı yapılabilmesi için Allah akıl vermiş, elçiler göndermiş, mesajlarını ulaştırmış ve nihayetinde de arzı geniş tutmuştur.

Bugünün İslam dünyasını oluşturan devletler uluslararası arenada etkisi ve yetkisi olmayan payanda bir pozisyonda bulunmaktadırlar. Bu ülkelerin gelecekleri, ne ile nasıl yönetilmeleri, kaynaklarının nasıl kullanması, kimlerle dost-kimlerle düşman olmaları, hangi ittifakta yer alıp-almamaları, savunmalarında kimlerle iş birliği ve stratejik müttefiklik içerisinde olmaları gibi gereksinimler bile adeta ABD-İsrail ve AB tarafından belirlenmektedir. Ortadoğu´nun kalbine hançer gibi saplanmış Siyonist-Yahudi işgalci terör devleti İsrail ile iş tutmak, onunla müttefik olmak, onların çıkarlarına hizmet ediyor olmak ne acıdır ki bu devletlerin kahir ekseriyeti için olağan bir hâl almıştır. Kutsal mekânlar işgal edilmiş, kutsal kitaplar ayaklar altına alınmış, masumların canlarına-mallarına el konulmuş, kadın, çocuk dahi demeksizin haklarını savunan insanlar katledilmiş? Bunlar için bir anlam ifade etmemekte, sadece koltuklarının ve iktidarlarının bekasının derdine düşmektedirler. Bu hâl, bu katillerin her türlü zulmüne, cinayetine, vahşetine, insanlık dışı tüm girişimlerine alan açmakta, yaptıklarını meşrulaştırmakta ve kimse sesini çıkaramamaktadır. Adeta tüm ihale bir avuç Filistinliye-HAMAS´ a ihale edilmiş ve onları da terör örgütü ilan etmek suretiyle tecrite mahkûm kılmışlardır. Ümmetin onuru ve şerefi bu bir avuç yiğidin eline teslim edilmiş, geri kalanlar yaşamlarına hiçbir şey olmamış gibi devam etmekte, göstermelik-sembolik bir takım söylem ve eylemlerle vicdanlarını rahatlatmanın huzuruyla günlerini gün etmektedirler. Yeter ki ekonomik kazanımlarına, yaşam standartlarına bir halel gelmesin, yeter ki ateş kendilerine dokunmasın?

İşgal edilen ve iç çatışmaya sürüklenen ümmet coğrafyası kendi derdiyle boğuşur, bazı ülkeler ekonomik ve siyasi ambargolarla tecrit edilmeye çalışılırken, Evangelist ideolojinin sadık bir müntesibi olan büyük şeytan ABD´nin başkanı Donald Trump ve avenesi İsrail için vadettiği tüm söylemlerini bir bir hayata geçirmekte ve tüm dünya sadece seyretmektedir. İslam dünyasını oluşturan devletler ve hükümetleri ise en şedit kınamalarla(!) yapılanları kınamakta, oynanan tüm kirli oyunların basit birer figüranı olmaktan kurtulamamaktadırlar. Afganistan, Irak, Libya, Mısır, Suriye, Sudan, Yemen ya işgal edildi ya acımasız bir iç savaşın içine sürüklendi ya da kendi çıkarlarına hizmet edecek uşakları eliyle darbeler gerçekleştirilerek, zayıf düşürülerek etkisiz hale getirildi. Tüm bunlar yapılırken oynanan büyük oyunu gör(e)meyen ülkelerin yöneticileri ise batının yanında yer alarak bugünkü gelinen noktaya dolaylı katkıyı sağladılar.

Bugün Kudüs´ün İsrail´in başkenti olduğu, Golan tepelerinin İsrail toprağı kabul edilmesi gerekliliğini birileri iddia ediyor ve hayata geçiriyorsa, bu kendi derdiyle uğraşmak zorunda bırakılan Suriye´nin zayıf ve güçsüz bırakılmasının bir neticesidir. Son zamanlarda ülkemizde gerek bir kısım iktidar erki ve gerekse medyada yer edinmiş yazar-çizer takımının bir kısmının diline doladığı bir söylem var. ?Trump başka, derin ABD başka. Aslında Trump iyi adamda(!) derin Amerika´yı aşamadığı için tüm bunları yapmak zorunda kalıyor?, hatta daha ileri gidip Kennedy´nin öldürülmesi olayının bir benzerinin Trump´ın da başına gelebileceği gibi akla ziyan hezeyanları dillendirmekte, toplum tarafından Trump üzerinde bir sempatinin oluşmasını sağlama gayreti içerisinde olduklarını müşahede etmekteyiz. Ne diyelim ?içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme Ya Rabbi!? demekten başka?

İslam dünyasını oluşturan devletler ve yönetimlerine bakıldığında bu tablonun ve bu durumun nasıl bir makûs talihe dönüştüğünü anlamak için çok akıllı veya çok şeyler biliyor olmaya gerek yok. Kendi toplumlarına dahi faydası olmayan bu ülkelerin insanlığa sunabilecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Adaletin, hak ve hukukun sadece güçlü olanın lehine çalıştırıldığı, yolsuzlukların-hırsızlıkların konuşuluyor ve yapanların yanına kâr kaldığı düşüncesinin perçinlendiği, adam kayırmacılığının son derece olağanlaştırıldığı, liyakatin bir anlam ifade etmediği, gelir dağılımında dengenin sağlanamadığı, insanların düşüncelerini dahi rahatça açıklayamadığı, her türlü eleştiriyi ötekileştirici-düşman kılıcı bir unsura dönüştürdüğü bir tablo ne acıdır ki bu dünyanın bir gerçeğidir. Hamasetle bugünün dünyası inşa ve ihya edilemez. Kurum ve kuruluşların isimlendirilmelerinde kullanılan kavramların bile içi boşaltılarak değersizleştirildiği bir dünya kimseye umut vadedemez.

 

Biz biliyor ve inanıyoruz ki, bundan sonra ne bir Nebi ne de bir Resul gelecek. Elinde sihirli bir değnekle dokunduğu her yeri huzur-güven ve sükûnete kavuşturacak bir mehdi, bir Mesih, bir gaip imam da gelmeyecek. Gelişini hızlandırmak için zulmü artırmaya, kan dökmeye, hak ve hukuk ihlali yapmaya gerek yok. Oturup gelişini hızlandır diye dua da etmeye gerek yok. İster doğulu ister batılı ister Müslüman ister Yahudi, isterse Hıristiyan olsun bu ham hayale dalmış olanlar bu rüyadan ve hayalden uyanmak zorundadırlar. Özellikle Müslümanlar! Zira iman ettiğimiz Kerim Kitabımız ve onun ete kemiğe bürünerek can bulmuş, yaşam olmuş kendisinde en güzel örnekliklerin bulunduğu Allah Resulü bize bizim yapıp ettiklerimizin ahirette geçerli akçe olacağını, başkalarının yapıp ettiklerinin bize zerre kadar fayda sağlamayacağını ve kurtuluşumuza vesile olmayacağını bildirmektedir. Bundan daha açık bir hakikat yoktur. Onun için yeniden iman etmek, yeniden teslim olmak, yeniden Allah´ın Kelamını-buyruklarını hayatlarımıza hâkim kılmak, yasakladıklarından şiddetle kaçınmak, Resulünün ve yakın arkadaşlarının halleriyle hal olmak, yeryüzünde adaletin, hukukun, erdemin, merhametin egemen olması için cehd ve gayret içerisinde olmak zorundayız.

Çağın getirdiği ve tüm insanlığı girdabına aldığı kapitalizm-modernizm-sekülerizm şeytan üçgeninden kendi gerçekliklerimizle yüzleşmek ve tekrar kendimiz olmak için yeniden okumalar yapmalıyız. Yine çağın ürettiği görünür olmak, gösterir olmak hastalığından da kendimizi ve ehlimizi korumak durumundayız. Hız ve haz duygusunun tanımlanamaz ve sınırlanamaz boyutlara ulaştığı, mahremiyetlerin dahi faş edildiği, kadın-erkek ilişkilerinde sınırların ve hadlerin aşıldığı, bilgi edinmek, insanı daha ahlaklı, daha edepli, daha mütevazı olmaya yöneltmekten ziyade, kibrin bir unsuru haline dönüştürüldüğü bir dünyada yaşadığımızın farkında olarak yeniden tefekkür-tezekkür-teakkül içerisinde bulunarak bir çıkış aramak ve bulmak zorundayız. Şunu unutmamalıyız ki, yanlışlarla, haramlarla doğruya, hakikate, gerçek mutluluğa asla ulaşamayız. Bu hem sünnetullah´a hem de sünnetü resule aykırıdır.

Bütün bu söylediklerimiz Fukuyama´nın ?Tarihin Sonu? iddiasını veya Huntington´ın ?Medeniyetler Çatışması? tezini doğrulamak için söylenmiş sözler değildir. Tanrıyı kıyamete zorlama gibi bir iddia içerisinde hiç değiliz. Mümin kendi üzerine düşeni yerine getirmek ve yeryüzünde adaleti ikame etmek için çaba ve gayret içerisinde olmak zorunda olan kişidir. Kıyamet saatinin bilgisi sadece ve sadece Allah katındadır. Son nefesler verilene kadar kul olmanın bilinci ve ahirete yakinen iman etmenin duygusuyla hayatı anlamlı kılmak, bir dava adamına yakışır söylem ve eylemlerde bulunmak zorundayız. Özellikle yapmadıklarımızı söyleyerek büyük kabahat, büyük kusur işleyenlerden olmamak durumundayız. Emanete ihanet etmeyen, konuştuğunda hak ve hakikati konuşan, söz verdiğinde sözünde duran, yetimin, yoksulun hakkını koruyan, bir kavme, bir kişiye olan kin ve nefretin veya tersinden okumayla aşırı sevginin bizi adaletsizliğe sevk etmemesi gereğine inanan ve kendisine bakıldığında Allah´ı hatırlatan müminler olmak zorundayız. Faizden, rüşvetten, haksız kazançtan, aldatmaktan-aldatılmaktan, yolsuzluktan, hırsızlıktan, adam kayırmacılıktan, zinaya yaklaşmaktan, Allah´ın aziz dinini kendi makam-mevki ve ikbalimiz için yanlış tevil ve tefsir etmekten, bunu sloganlaştırarak bir propaganda malzemesine dönüştürmekten şiddetle kaçınmak zorundayız. Kısacası; yaşamımız ve ölümümüz İslam üzere ve Âlemlerin Rabbi Allah için olmak durumundadır vesselam.



YAZARLAR