Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Enes TARIM


KARGALAR PEYNİR SEVER

Farkındalıklarla İslami/ ahlaki bir teyakkuzu kuşanmayı ve arınmayı topluma sunmaya çalışan sivil toplum kuruluşu niteliğindeki camiaları, cemaatleri toplumdan soyutlamaya, uzaklaştırmaya çalışmak gelecek nesillerimiz açısından büyük vahamettir.


Papazın birini en ücra bir köye tayin ederler.

Papaz köye gelir ve halkın dinden çıktığını, kiliseye gitmediğini, kilisenin bakımsızlıktan çürüdüğünü görür.

Hemen kiliseyi onarır ve köylüleri pazar günleri ayine davet eder.

Kilisenin çanını yıkatıp cilalar ve parlatır, tam girişe ihtişamlı bir “Vatikan Bayrağı” asar, köylüler de yavaş yavaş kiliseye gelmeye başlar ..

Tam her şey yolunda derken bir karga dadanır.

Murdar hayvan her gün aynı saatte önce bayrağa sonra çana pisler ve bunu sektirmeden her gün tekrarlar.

1 gün 2 gün 3 gün derken bizim papazın sabrı taşar ve muhtara dert yanar.

-"Muhtar bu kargadan bıktım, her gün çan silmekten bayrak yıkatmaktan usandım. Buna bir çare bulalım." der.
Muhtar;

- "Kolayı var. Kargalar peynire dayanamaz, sen çanın üzerine en tuzlusundan bir parça peynir bırak. Yanına da bir kâse içinde susuz rakı koy. Peyniri yediğinde içi yanacak ve susayacaktır. Kâsedekini de su zannedip içecektir. Sarhoş olduğunda da uçamaz. O zaman yakalarsın.." der.

Papaz mutlu bir şekilde kiliseye döner ve söylenenleri yapıp beklemeye başlar.

Bizim karga ufukta görünür, bayrak direğine konar ve Vatikan sancağını pisliğe bular, oradan da kalkar çanın üzerine konar ve bir güzel orayı da pisler.

Tam uçacakken peyniri fark eder. Afiyetle yer tuzlu peyniri. İçi yanan karga kâsedeki rakıya su diye saldırır ve içer.

Bunun rakı olduğunu anladığında iş işten geçmiştir.

Havalanmak ister ama pat diye papazın ayaklarının dibine düşer.

Papaz kanatlarından gererek öfkeyle sorar:

-"Ulan şerefsiz. Milliyetçisin desem bayrağa sıçmazsın, Hristiyan’sın desem çana sıçmazsın, Müslümansın desem rakı içmezsin. Söyle lan sen nesin?"

***

Oksimoron; birbiriyle asla bir araya gelemeyecek ifadelerin/kavramların bir araya getirildiği durumları ifade etmek için kullanılan bir kelime.

Fransızca Oxus (keskin) ve moros (aptalca) kelimelerinden oluşan oksimoron, birbirine karşıt ve uzlaşması mümkün olmayan iki kavramın bir arada kullanılmasına işaret ediyor.

Örneğin, "gerçek bir yalan", "ölü bir canlı", "Ateist bir Müslüman" gibi...

Cemaatlere ya da dindar insanlara dini kimlikler üzerinden saldırılması bende bu karga fıkrasını çağrıştırır hep.

Dindarların ve cemaatlerin siyasetle iştigali de oksimoron kelimesini…

Yani toplumun her kesimine davet götürmeyi görev addeden insanların o toplumun sadece bir kısmından yana pozisyon alması tam da böyle absürt bir şey.

Öyle de olsa dindarların AK Parti’ye kayışlarını 28 Şubat öncesi ve sonrası dini alanlarda yaşamış oldukları

baskıyı hafifletecek bir sığınış olarak görebiliriz sanırım.

Anlamakta zorlandığım şey; bu topluma İslami/ahlaki anlamda binlerce insan yetiştiren değer kazandıran camialara bu kadar çok itibar suikastı yapma heveslisinin olması.

Amacı dindar ve ahlaklı kuşaklar yetiştirmek, sosyal anlamda toplumu güçlendirmek olan insanlara, bazı kesimler neden böyle saldırır anlaşılabilir değil…

Belki son dönem FETÖ üzerinden yaşananlar kamuoyunda cemaatlerin siyasetten ve ülke yönetiminden uzak tutulmaları gerekliliği düşüncesini her kesimde güçlendirdi.

Bu nedenle toplumun camia/cemaatlere daha şüpheci yaklaşmasını normal addederken; beraberinde bazı çevrelerin saldırı çabalarını tüm camiaların aynı kefeye konarak tüm dindar çevreleri tedirgin etme, korkutma, hizaya getirme ve mensupların aidiyet kodları ile oynama” hedeflerini güdüyor olabilme zannını güçlendirmekte.

Temennimiz, bu zan sonucu ortaya çıkan olumsuz bakış açılarının, hedefi insan olan, insana yatırım yapan, İslami eğitim ve ahlak programları ile toplumu şekillendirmeyi amaç edinen tüm sivil toplum yapılanmalarını yıpratmaması, gücendirmemesi ve zaten kırılgan bir zemin üzerinde hassas dengelerle yürüyen insanların şevk ve azimlerini kırmaması.

Bilakis kendilerine çeki düzen vermeleri ve İslami eğitim ve öğretim, sosyal yardımlaşma çabalarına katkı sunarak değerlendirmeye yöneltmesine vesile olması…

Çünkü her geçen gün toplum olarak bizi biz yapan değerlerimizden gün geçtikçe uzaklaşıyoruz.

Bizi uyaran yol gösteren nesillerimizle ilgilenen onlara ahlaki yaşamın gereklerini anlatan insanlara, sivil topluluklara ihtiyacımız var.

Öyle bir çağdayız ki nesillerimiz batı ve doğu arasında sıkışıp kalmış durumda.

Ne batılı olabiliyoruz ne doğulu.

Kültürsüz bir kalabalık topluluk olmaya doğru gidiyoruz.

Bugün Amerika ya da Avrupa’da yaşanan ne varsa ülkemizde de gençler arasında ilişkilerde, konuşmalarda, giyim kuşamda, arkadaşlıklarda aynı şeyler yaşanmakta.

Artık batının dayattığı kültür emperyalizminin ülkemizde yol açtığı büyük erozyonunun son sınırlarına yaslanmış durumdayız.

Cazibesine kapıldığımız yaşam tarzını benimserken kaybettiklerimizi de görmemekteyiz.

Aile ilişkilerimiz, giyim kuşamımız, yemek kültürümüz, komşuluk ilişkilerimiz, öfkemizi gösterme şeklimiz bile değişti.

Dünya artık küçük bir köy ve bizler batının yaşam tarzından çok etkilendik.

Teknoloji ülkeler arasındaki sınırları kaldırdı.

İletişim ile birlikte sadece bilgi değil kültür de ülkeler arasında taşındı ve bugün bütün dünya batı kültürünün hegemonyası altına girmiş durumda.

Toplumsal yaşantımız batılı aile kültürünü besliyor ve hayat şeklimiz maalesef her geçen gün onların yaşam tarzına benziyor.

Ailelerimiz aynı onlar gibi artık daha kolay parçalanıyor. Çocuklarımız mutsuz, uyuşturucu yaygınlaşıyor, şiddet artıyor ve erkeklerimiz kadınlarını öldürüyor.

Somut zevkler olan şöhret, servet ve makam sevgisi artık tüm gençlerimizin ortak ideali.

Oysa biliyoruz ki, insan eğer yüksek manevi ideallere sahipse bu dünyevi zevklerin insanı sınırlayan birer tuzak olduğunu görebilir.

Soyut zevkleri keşfetmek gerek.

İyi ve güzel şeylerin en yakınımızdaki olduğu ve bunları çoğu kez anlayamadığımızı görebilmeliyiz.

Tüm bunları reddeden ve yaşadığımız toplumda hem İslami hem de ahlaki anlamda bir eğitim misyonu üslenerek tüm bu çirkin batıcı şaklabanlıklara karşı çıkacak gönüllü fedakârlıklara ihtiyacımız var.

Farkındalıklarla İslami/ ahlaki bir teyakkuzu kuşanmayı ve arınmayı topluma sunmaya çalışan sivil toplum kuruluşu niteliğindeki camiaları, cemaatleri bu toplumdan soyutlamaya, uzaklaştırmaya çalışmak gelecek nesillerimiz açısından büyük vahamettir.

Çoğumuz bu kesimlere yapılan asılsız isnatların, suçlamaların, baskıların tüm camiaları zan altında bıraktığını ve yakın bir gelecekte İslami çalışmaları bitireceği endişesini taşıyor.

Ve bu öngörü, dini eğitim ve öğretimi uhdesinde barındıran cemaatlerin bilakis desteklenmesi gerektiği hakkındaki mülahaza ve tartışmaları mutlak kılıyor.

Bunun aksi, dini değerleri dışlayan, ahlaki yozlaşmayı tetikleyen ve manevi değerlerimizi küçümseyen kötü kargaların her ağaca tünemesidir…

Çünkü bunun aksi, her daim yozlaşma ve anarşidir…

Selam ve dua ile…



YAZARLAR