Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nevzat KAYA


KARADENİZ DOĞALGAZI KEŞFİ EKONOMİK PRANGAMIZI KIRMA İRADESİ DEMEKTİR

Nevzat Kaya'nın yeni yazısı;


 

Türkiye'nin 21 Ağustos'ta ilan ettiği Karadeniz'deki Münhasır Ekonomik Bölgemiz sınırları içerisinde bulunan Tuna-1 adlı bölgeden 320 Milyar metreküp doğalgazın keşfi ile ilgili müjde (çok daha büyük keşifler kapıda) hepimizi hem gururlandırdı hem de geleceğe dair umutlarımızı bir nebze daha olsun güçlendirdi.

Bundan hoşnut olmamak veya mutluluk duymamak olsa olsa art niyetli bir duruştur ki, bu, hasmının bir iyiliğe erişmesi karşısında hased ve kıskançlık kompleksine kapılan bir düşmanın, gösterebileceği davranış bozukluğundan başka bir şey değildir.

Mevcut hükümetin daha önce de doğalgaz ve petrol ile ilgili keşif ilanları yaptığı halde, sonrasında herhangi bir gelişmenin olmadığı şeklindeki eleştiriler ise doğru değil.

Evet daha önce doğalgaz ve petrol keşiflerinin olduğuyla ilgili demeçler verildi. Fakat bunların bir kısmının ekonomik olmadığı, bir kısmının da yerli teknolojik alt yapının yeterli düzeyde olmaması gibi nedenlerle herhangi bir sonuç elde edilememiştir.

Nitekim 2017'de Kanadalı bir şirketin Trakya'da 286 milyar metreküp doğalgaz keşfi ile ilgili duyuruları bilimsel bir temele oturtulmamış, ayrıca keşfi yapılan doğalgazın çıkarılmasının ekonomik getirisinin maliyeti çok da karşılamayacağı, bizzat Kanadalı şirketin değerlendirmeleri arasında olduğu bugün bile bilinen bir gerçektir.

Aksi bir iddia varsa Kanadalı şirket bugün çıksın ve gerçekte Türkiye Hükümeti'nin buna engel olduğunu açıklasın. Yok böyle bir şey. Bunların hepsi şehir efsanesi tarzında uydurulan hikayelerden ibarettir.

Velhasıl keşfi yapılan doğalgazın niçin Türkiye için can simidi değerinde bir öneme sahip olduğuyla ilgili asıl mevzuya gelirsek, şöyle değerlendirmelerde bulunabiliriz.

Modern çağ enerji üzerine kuruluyor. Çünkü bu çağın ekonomik anlamda en büyük ihtiyacı enerjidir. Enerji üzerine kurulmamış bir ekonomi günümüz makro ekonomi anlayışından uzaktır.

Son yüzyılda dünya siyasetini şekillendiren, savaşların, işgallerin, yıkımların tek sebebi enerjiye duyulan ihtiyaçtan dolayı, stratejik mevzilere sahip olma arzuzundan kaynaklanmaktadır.

Tarihi bağlamda düşünürsek toprak kazanma, tarım, hayvancılık ve ticaret yollarına hükmetme gibi 19.Yüzyıl'a kadar dünya siyasetini şekillendiren politik anlayışlar yerine, günümüzde enerji merkezli politikalar yer almıştır. Artık işgaller toprak kazanma adına değil de, enerji yataklarına ve enerji koridorlarına sahip olma gibi, mevzi kazanma adına yapılıyor.

Bu sebeple gerek Ortadoğu havzasında ve gerekse de bugün Doğu Akdeniz'de sonu meçhul kargaşa ve gerginliklerin temelinde, enerji ile ilgili stratejik mevzi kazanma ve enerji yataklarına hükmetme mevzusu ile alakalıdır.

Türkiye'ye gelirsek; Ülke olarak özelikle enerji konusunda çok büyük düzeyde dışa bağımlılığımız var. Her yıl yaklaşık 40 milyar doların enerji ithalatına verildiği düşünülürse ne denli büyük bir ekonomik kaynağın ülkeden uçtuğunu anlayabiliriz.

Oysa ki yerli imkanlardan sağlanabilecek bir enerjinin olması, dışarıya uçan böylesi devasa nakdi bir kaynağın ülke içinde kalması ve bunun da dev ekonomik yatırımlara kaynaklık edeceği sanırım anlaşılabilir sadelikte bir yorumdur.

Sadece doğalgaza yıllık 13 milyar dolar gibi bir rakam ödendiğini düşünürsek, keşfedilen Karadeniz doğalgazının bizim için bulunmaz bir define olduğu muhakkaktır.

Tüm bunların ötesinde, Türkiye ekonomisinin üzerinde büyük kur baskısı oluşturan en önemli meselelerden biri de, enerji alımı için dışarıya uçan bu devasa dövizden kaynaklanıyor.

Ülke içindeki döviz arzını eriten bu ithalatlar, dövize olan ihtiyacı artırıyor. Bu da ithalat ve ihracatın dolar üzerinden yapıldığı dünya ticaretinde, dövize ihtiyaç duyulan ekonomileri ciddi manada baskılıyor. Dövize duyulan aşırı ihtiyaçtan kaynaklanan baskı ise dövizin, Türk Lirası karşısında sürekli değerlenmesi demektir.

Bu nedenle yerli imkanlardan elde edilen enerji ihtiyacı dışarıya uçacak dövizin ülkede kalması demektir. Bu da, gerek yerli yatırımlara kaynak olmasının yanında, ülke içinde kalacak dövizin de döviz arzını dengeleyeceği, böylece Dolar'ın ve Euro'nun, TL karşısında sürekli artan değerde olmayacağı anlamına gelir.

Tüm bunlardan hareketle, paramızı sürekli eriten başta enerji olmak üzere tüm bağımlılıklara çözüm bulunma adına, çok önemli bir gelişme olan Karadeniz doğalgazının milli üretime ve kalıcı yerli sanayinin tahkim edilmesine kaynak oluşturması adına tarihi bir fırsattır.

Elbette sadece 320 milyar metreküp doğalgazın keşfi, orta vadede ekonomimize müthiş katkılar sağlasa da, Türkiye'yi şaha kaldıracak ve bunun sürekliliğini sağlayacak boyutta bir rezerv değil. Fakat anlatmak istediğimiz şimdilik sadece bu kadarını bile konuşmak, Türkiye'nin bu noktada milli imkan ve kabiliyetlere sahip olduğunu, bu yönde güçlü bir irade ortaya koyduğunu tüm dünyaya ilan etmesi açıdan çok önemlidir. Bana göre şimdilik asıl önemli olan gelişme ve mevzu budur. Nihayetinde bu bir nasip meselesiyle alakalı olan, Bâyezid-i Bistâmi'nin "her arayan bulamaz ama bulanlar arayanlardır" vecizinin sözlerinde saklı bir hikmettedir.

Bu yüzden, Türkiye'nin doğalgaz keşfini itibarsızlaştırmak, küçük bir gelişmeymiş gibi göstermeye çalışanlara aldırmayacağız. Türkiye'nin, dünyanın sadece bir kaç ülkesinde bulunan ve büyük paralarla elde ettiği son teknoloji sismik araştırma gemileri ile sondaj gemilerine sahip olması ve bu yönde milli bir irade ortaya koyması bile, bu noktada ne kadar uzun vadeli düşündüğünü ve ciddi olduğunu gösteriyor.

Doğalgaz ve petrol çıkarmak çok büyük bir maliyet girdisine sahipken, Türkiye'nin bu gemilere sahip olma iradesi göstermesi, personelini yetiştirmesi ve en önemlisi de tüm bunları milli imkanlarla yapmaya çalışması takdire şayandır. Eskiden tüm bunlar değil hayal, tamamen hayal üstü bir tasavvurdu.

Temennimiz o ki, bu önemli gelişmeyi siyasi mülahazalara heder etmemek, bu fırsatı ülkemizin, yerli sanayimizin, halkımızın refahı ve faydasına sunmak olmalıdır. Çünkü bu konu siyaset üstü bir meseledir. Orta vadede elimizde kalacak parayla, makro sanayi ile stratejik yatırımlara öncelik vermek, kalıcılık açısından en önemli yoldur. Yoksa bazı rantlar adına beton ekonomisine aktarılacak bu kaynaklar, değil gelişmeye/büyümeye, uzun vade de kendi mezarımızı kazmak anlamına gelir. 



YAZARLAR