Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Halil ÇİFTÇİ


Kanal İstanbul ve İstemezükçüler

Yazarımız Halil ÇİFTÇİ'İN "YENİ" YAZISI...


Uzun zamandır Türkiye’de mega yatırım projeleri arasında gösterilen Kanal İstanbul bugünlerde ülkemizdeki ana gündem maddelerinden biri olmaktadır. 2011’de dönemin Başbakanı R.Tayyip Erdoğan tarafından seçim vaadi olarak sunulan 3 mega projeden biriydi. Bunlardan ilki 3. Köprü, ikincisi 3.Havalimanı ve son olarak Kanal İstanbul’dan oluşan bu projelerden ilk ikisi hayata geçirilerek faal olarak kullanılmaktadır. 2023’e kadar tüm projelerin bitirilmesi öngörülmekteydi. Lakin ülkede yaşanan siyasi çalkantılar, bir takım ayaklanma hareketleri ve darbe girişimleri ile beraber hükümet en son yatırım planı olan Kanal İstanbul’u bir türlü raftan indirememişti. Kanal İstanbul için şimdilerde oluşan atmosferin varlığı hükümeti kararlı adımlar atmaya yöneltti ve kanal için düğmeye basıldı.

Asrın projesi olarak görülen Kanal İstanbul tarihte II. Abdülhamid’inde hayallerini süsleyen bir yatırım hamlesiydi. Bugün ecdadın planladığı birçok proje torunları tarafından bir bir hayata geçiriliyor. Mega projelerin varlığı bazı çevreleri yani istemezükçüleri bir takım eylemler ve söylevler geliştirmesine kapı araladı. 2013 yılında gezi parkında yaşanan hadise de tamda bu projeleri sekteye uğratabilmek adına planlanmış organize ayaklanma hareketleri idi. Dönemin hükümet yetkilisi Bülent Arınç tarafından bir grup eylemci talepleri dinlenmek amacıyla bakanlığa davet edilmişti. Gezici tayfanın belirlediği bu temsilciler hükümetten üç talepte bulunmuştu. Bir; 3. Köprü yapılmayacak, iki; 3.havalimanı yapılmayacak ve son olarak Kanal İstanbul projesi iptal edilecek. Sözde birkaç ağacın kaldırılması ile başlatılan isyan ateşi özde farklı amaçlar için planlandığı bu gayriahlaki taleplerle ortaya çıkmıştır. Gezi eylemcilerinin istemezükçü bir arka planın ürünü olduğu o günlerde yakından müşahede edilmiştir.  

Birçok badire ve engellemeye karşı hükümet karalılıkla bir bir projeleri hayata geçirmeye devam ediyor. Son kalan projeyi de bir çok muhalif harekete rağmen hayata geçirmekte kararlı. İstemezükçülerin de bu kararlılığı toplumsal alanda sağlanan desteği azaltarak kırmaya çalıştığı vakidir. Temelde ortaya sürdükleri belli başlı iddialar bulunmaktadır. Bunlardan ilki Möntrö’nün işlevsiz kalacağı varsayımı. Türkiye ile dönemin hegemon (İngiltere, Fransa, ABD…) güçleri arasında imzalanan bu anlaşmada geçen ifadelerin istemezükçüler tarafından yanlı ve yanlış olarak sunulduğunu bilmemizde fayda var. Öyle ki bu anlaşmada Marmara denizi, Çanakkale boğazı ve İstanbul boğazından oluşan üç bölge işaret edilmektedir. Yani Kanal İstanbul yapılsa dahi üç bölgenin varlığı özellikle yabancı savaş gemilerinin geçmesi için bir engel teşkil etmektedir. Möntrö’yü sadece İstanbul boğazı ile sınırlandırmak hatalı bir çıkarım olacaktır.

İstemezükçülerin ikinci iddiası ise deprem riskinin artacağı ve İstanbul’u tehlikeye düşüreceği fikridir. Bu da asılsız ve bilim adamları tarafından mesnetsiz ve her hangi bir bilimsel dayanağı olmayan iddialar olarak kabul edilmektedir. İstanbul’un hali hazırda altı metro ağları ile köstebek yuvasına dönmüş vaziyette eğer deprem oluşma durumu olsa buraların etkisi daha yıkıcı olurdu. Diğer bir varsayım ise askeri olarak İstanbul’un korunması olası bir savaş halinde İstanbul adasının varlığı tehlikeye düşeceği gibi öngörüler ortaya atılmaktadır. Üç tarafı denizle çevrili ve boğazlarla kontrol altına alınan iç denizin (Marmara) varlığı eğer tehlike arz edecekse bugünde aynı tehlikede bulunmaktadır. Askeri olarak bugün kü teknoloji ile silahlı kuvvetlerin hem suda hem de karada hareket kabiliyeti artmıştır. Tüm bunlara rağmen istemezükçüler her daim ülkede müspet yatırımları engellemiştir. Ortaya attıkları iddialar kamuoyunu yönlendirmiş ve kitlelerde şüphe uyandırmayı tetiklemiştir. Yakın zamanda kadim İstanbul halkının hafızalarında yer edinen bir olay olan,  Merhum Ali Adnan Menderes’in planladığı vatan caddesi projesinde dönemin muhalefet partisi olan CHP tarafından nasıl bir tepkiye sebep olduğu bilinir. O dönem vatan caddesinin genişletilmesi üzerine çalışma başlatan Menderes’e küfürler ve hakaretler yapılmıştı. Hatta halk dilinde “Bu caddeye uçak mı indirecek ?” gibisinde alaycı bir lafta ağızlarda dolaşmıştı. Bugün geçmişte yapılan yatırımın nasıl isabetli olduğunu şimdilerdeki Vatan Caddesindeki trafik sıkışıklığından anlıyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’da şimdilerde aynı tepki ve engellemeler ile karşılaşmaktadır. Eski Cumhurbaşkanlarından Rahmetli Halil Turgut Özal’ın “Ben bir yatırım yaptığımda ilk tepki veren kesimlere bakarım eğer CHP ise hemen yatırım planlarını hayata geçiririm çünkü CHP bu ülkede her müspet yatırıma karşı çıkmıştır.” ifadesini kullanmıştır.

Tabi Kanal İstanbul projesinde Hükümetin açıklama getiremediği ve halkın geniş bir kesimini mutmain edememiş sorularda bulunmaktadır. Bunlardan ilki simülasyonlarda ve tasarımlarda gösterilen kanal güzergâhındaki yapılaşmadır. Öyle ki halkın kahir ekseriyeti tarafından kanal etrafında bulunan arazilerin belli çevrelerin rant devşirdiği kabul edilmektedir. Bunun için yapılacak en önemli hamle kanal çevresindeki arazilerin belli bir süre belki 30 sene yâda 50 sene imara açılmaması halkın aklındaki sorulara cevap olabilir. Diğer bir konu da ülkenin bu kadar ciddi bir ekonomik resesyon sürecinde böylesine devasa bir projenin yapılması uygun mudur sorusu olmuştur. Kanal’a yapılacak yatırımın Anadolu’da herhangi bir kentte istihdam oluşturmak için kullanılsa daha iyi olacağı öngörüsüdür. Hükümetin bu konularda halkı tam anlamıyla ikna edebilirse belki de istemezükçülerin ekmeğini de elinden almış olur. Yok değilse ciddi bir muhalif söylevle ortaya çıkan istemezükçülerin kara propagandalarının kurbanı olarak giderek halk nezdinde kan kaybetmeye devam eder.



YAZARLAR