Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necla Arpa GÜLAÇAR


KALBİM ELLİ YAŞINDA

Yazarımız Necla Arpa Gülaçar'ın "yeni" yazısı...


Sevgili Dostum! Az önce uçak geçti evin üzerinden... Geçen uçağın yolcu kapasitesi kaç bilmiyorum ama onlarca kalp taşıdığına eminim. Heyecanlar,ayrılıklar, kavuşmalar, özlemler, kurnazlıklar, iş bitirmeler sekiz katlı binanın asansörü gün doğmadan çalışmaya başlıyor. Dün gece elli yaşına girmiş kalbim asansörün sesinden rahatsız oluyor. Asansöre en yakın dairede oturmanın külfeti işte... Geceyi az bir uyku ile geçirmenin mahmurluğu ile sabah rutinimi yapıyorum klasik radyo mu açıyor, çay suyunu koyuyor ilk olarak küçük ormancığa bakan penceremin perdesini açıyorum. Harmanlanmış demli çayı mı Ormancığı mı izleyerek içmeyi dem kokusunun her zaman her vakitte cezbettiği gibi beni cezbetmesini istiyorum. Lakin elli yaşına girmiş kalbim demli çayı ve kahveyi terk etmem gerektiğini çarpıntıları ile bana hatırlatıyor.

Elli yaşına girmiş kalbim, uzun zamandır kaygı bozukluğu ile mücadele ediyor. Sonsuz bir tesellinin kıskacında... Hızlı düşünmeyi, hızlı hayal kurmayı,donup kalmayı, korkularına yenik düşmeyi ve hep bir adım geri durmayı, garantici davranmayı telkin eden elli yaşına girmiş kalbimi bir kenara mi atmalıyım... Ona telkinlerde bulunuyorum ama olmuyor Saramago'nun yazdığı "Beyaz Körlük" gibi ruh aleminde kendimi rutinlerin içine hapsediyorum... 

Oysa elli yaşına girmiş kalbimin elli yaşına kadar gerçekleştirmek istediği birçok hedefi vardı... 

Çocukluk, gençlik, orta yaş ve artık yaşlılığın ilk adımı ilk kapısı... 

Bu sabah üzgünüm elli yaşındayım... Hayır kalbim elli yaşında... 

Ne tuhaf kendimi genç hissediyorum... Gençliğimi hatırlıyorum da komşulardan Ayşe teyze vefat etmişti. Herkes ağlaşıp duruyordu "daha elli yaşındaydı çok gençti ah gün görmedi Ayşe" Çok tuhafıma giderdi elli yaş nasıl genç olabilir... Yaşamış yaşayacağı kadar niye böyle söylüyorlar ki. Tabi ben o zaman on yedi yaşındayım... 

Zaman geçer otuz'lar, kırk'lar elli'ler gelir. Yetmiş yaşında vefat edene vah vah eder "gençmiş" der oldum. Zaman, yıllar neler öğretiyormuş öyle... 

Arkadaş grubumun farklı bir etkinliği var... Aslında hep hoşuma gider. Otuz, kırk, elli, altmış her on yılda yani her olgunluk yaşlarına özel unutulmaz bir anı yaşamak istiyorlar... Geçen yıl elli yaşına girecek olan Suna'yı yıl boyunca para toparlayıp umreye göndermişler... Hepsi biribirine on yıl ara ile gerçekleştirmek istedikleri hayallerini sormuş; Suna Umre demiş, Sevil Endülüs, Ayfer Bosna'yı, Arzu Kudüs'ü, Nihal araba almayı, Hacer Su kuyusu açtırmayı, Begüm Yayla evlerinde kalmayı, Ayten Mısır'a gitmeyi, Filiz gemi ile seyahat etmeyi istiyormuş... Ben ne istiyordum hiç düşünmemiştim veya düşündüklerimi uzun zamandır unutmuşum... Hatırlatmış oldular. Aslında hepsinin istediklerini istiyordum ama ağır basan hangisi, kendimi tartar oldum  O günden beri... Kopyacı olmamalıydım benim kendime özgü, tarzıma uygun isteklerim olmalıydı... Günlerce düşündüm insan ölüme doğru yol almaya başlayınca daha temkinli oluyor galiba... Korunaklı sığınaklar arıyor... 

Bir de yalnızlık elzem ise en korunaklı dokunulmazlığı olan ritüelleri hayatının Odak noktasına koyuyor. 

Elli yaşına girmiş kalbim çok yorgun... Bahçeli asansörü olmayan bir ev. Her sabah hortum ile çiçekleri, meyve ağaçlarını sulamak, toprağa basmak. Yeşil bir dünyanın içine kurulu masa ve sandalyem, kalemim, defterim, okuduğum kitaplar, kocaman bir orkestranın icra ettiği doğanın muhteşem ritmi ile hemhal olmak... Kuş sesleri,kelebeğin uçuşu geceleri ise Ağustos böceklerinin şarkılarını dinleyerek uyumak... 

Gündüzü güzel olur böyle yerlerin ama eğer tek başına isen gecesi kasvet olur... Apartman hayatına alışmış elli yaşına girmiş kalbimin derinliklerinde çocukluğumda bahçesinde koşup durduğum ilk evim, baba ocağım var demek ki... Ne garip mazi ne kadar yakın duruyor... İçimde bir çocuk bahçedeki çiçekleri sularken, sütçü arabası sokakta her sabah olduğu gibi aynı yerde duruyor karşı apartmanda koyu renk saçlı genç bayan çocukları için her günkü gibi süt almaya iniyor... Kara gözlüklü kız yine her sabah olduğu gibi bembeyaz tüylü kızak köpeğini sabah yürüyüşüne çıkarmış birazdan geri döner köpek eve girmek istemeyen haylaz çocuklar gibi nazlanır asansörün önünde havlar... Eğer uykuda olsam yataktan fırlayarak uyanırdım hala evcilleştirilen bu sese alışamadım... Bahçeli ev fikri şimdilik bana uzak gibi geldi... 

Ayine dönüştürdüğüm günlük rutinlerimi değiştirebilsem, bir Derviş kefesi atsam boynuma dağ bayır dolaşsam çiçek rayihaları ile kendimden geçsem, alsam kalemi elime elli yaşıma nazireler yazsam... Duaya açılan ellerim... 

Allah'ım faydasız bir ömürden sana sığınırım...Diye dua'ya durur... 

Vesselam... 



YAZARLAR