Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Abdulbaki ÇAĞATAY


Kadir Gecesini Kadr Suresinden Okumak'

Yazarımız Abdülbaki Çağatay''ın, Özgün İrade Dergisi 2020 Haziran (194.) saysında yayımlanan yazısı...


Bilinçsiz bir şekilde Kadir gecesini arayanların değil, bilinçli bir şekilde Allah’ı, hakikati arayanların gecesi ‘Kadir gecesi’ olur. Yüce Rabbim bizleri hakikatin peşinden koşan, koşturanlardan eylesin diyerek Kadir Suresi üzerinden Kadir gecesini idrak etmeye çalışalım.

“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.” (Kadr:1)

Ayet-i kerimede yer alan “hu/ onu” zamiri Kur’an’a döner ki bu bütün müfessirlerin genel olarak kabul ettikleri bir görüştür. Ancak bazı yorumcular Maturidi’nin de belirttiği gibi “hu/ onu” zamirinin “selam”a dönebileceğini ifade etmişler. Bu durumda ayet-i kerimenin çevirisi “Biz onu (selamı) Kadir gecesinde indirdik” şeklinde olur. Bizim kanaatimiz böyle bir tevilin isabetli olmadığı hatta tutarsız olduğu yönündedir.

 İbni Âşûr ayet-i kerimede “ism-i zahir makamı”  olduğu halde  “zamir”  ile yetinilmesi hakkında şunları kaydeder: “Ayet-i kerimede “Kur’an” lafzına değil de onu gösteren zamire yer verilmesinde, Kur’an’ın her zaman Müslümanların zihinlerinde hazır olduğuna dair bir işaret vardır.”

 Bundan dolayı yukarıda belirttiğimiz zayıf yorumun dışında Müslümanların zihinlerinin başka yerlere kayması söz konusu değildir. İbni Âşûr burada çok önemli bir tespitte bulunmuştur. Ancak bugün zihinler paslanmış, kirlenmiş ve çürümüş bir vaziyettedir. Değil zamirler, açık ifadelerle bile zihinleri Kur’an’a açılmamaktadır.

Sure-i celilede “Leyletu’l-Kadr” ifadesinin peş peşe üç defa tekrarlanması, üç önemli konuyu gündemimize yerleştirmek içindir. Birincisi Kur’an’ı Kerim’in bizzat kendisidir. Zira birinci ayet-i kerime Kur’an’dan söz etmektedir. İkincisi Kadir gecesinin azameti ile alakalıdır. Zira ikinci ayet-i kerime azamet ve taaccüp edatı ile gelmiştir. Üçüncüsü ise Kadir gecesinin fazileti ile alakalıdır. Zira üçüncü ayet-i kerime Kadir gecesinin hayır ve bereketinden söz etmektedir.

Sözün özü; Kur’an’ın hidayetini, Kadir gecesinin azametini ve faziletini gündemimizden hiç düşürmemeliyiz. “Hu/ O’nu” denince aklımıza Kur’an, “leyl/ gece” denince de aklımıza Kadir gecesi gelmelidir. Müslümanlar olarak bizim dünyamızda, ancak bütün zamirler “Kur’an’ı”, bütün geceler “Kadir gecesini” gösterdiğinde karanlıklardan kurtulup aydınlıklara vasıl olabiliriz.

“Leyle/gece”  vurgusu, zımnen çok önemli mesajlar barındırmaktadır.  Çünkü tarih boyunca büyük olaylar, büyük değişimler genellikle geceleri gerçekleşmiştir. İsra Suresi’nde ifade edildiği gibi Allah Resulü (sav), bir gece vaktinde Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yürütülmüştür (İsra:1). Bakara Suresi’nde ifade edildiği gibi Hz. Musa (as) Kırk gece mîkat'ta (Bakara: 51)  Allah ile konuşuyordu. Duhan Suresi’nde ifade edildiği gibi Hz. Musa (as), bir gece vaktinde İsrail oğulları ile beraber şehirden çıkma emri almış, Firavun’un esaretinden ve zulmünden kurtulmuşlardı. (Duhan:23). Yine Hz. Musa (as), bir gece vakti Medyen’den ailesiyle beraber dönerken Tur Dağı’nın eteklerinde vahiyle müşerref olmuştu (Kasas:29). Hud Suresi’nde ifade edildiği gibi Hz Lut, bir gece vaktinde o azgın ve sapkın olan kavimden kurtulmuştu. Hz. Muhammed (sav) de bir gece vahiyle müşerref oldu ve aradığını buldu. Aslında bütün bu geceler kahramanlarının Kadir geceleriydi.

 Sözün özü; gecelerden cennete ve saadete uzanan bir yol ve açılan bir kapı vardır. “Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur'an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır.” (Müzzemmil:6)

“Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a ulaştırsın.” (İsra:79)

“Hani, biz Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.” (Bakara:51)

“Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyaranlarız. (Duhan:3)

İsimlendirilmesi

Bu kıymetli gecenin “Leyletu’l-Kadr/ Kadir gecesi” olarak isimlendirilmesi hakkında Ebu Bekir el-Verrak şöyle bir açıklama yapmıştır: “(Bu gece) Kadir gecesi olarak isimlendirilmiştir. Çünkü bu gece kadri ve kıymeti büyük bir ümmet için kadri ve kıymeti büyük olan bir melek tarafından, kadri ve kıymeti büyük olan bir kitap,  kadri ve kıymeti büyük olan bir peygambere inmiştir.” (Bursevî)

Yani bu gece kadirlilerin gecesidir. Kıymetlilerin buluştuğu ve birleştiği bir gecedir. Yani bu gece vuslat gecesidir, kurtuluş ve arınma gecesidir.

Halil ise: “Leyletu’l-kadr, Leyletu’l-diyk.” yani “Kadir gecesi darlık gecesi demektir” açıklamasını yapmaktadır. Halil bu açıklamasını şöyle gerekçelendirir: “Zira bu gece meleklerin yoğun olarak yeryüzüne inmelerinden dolayı yeryüzünde ayak basılacak kadar boş yer kalmaz.” Bu gerekçesine ise Talak Suresi yedinci ayet-i kerimesinde yer alan “kudire/dar gelirli olmak” ifadesini delil göstermiştir. (Bursevî)

“Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!” (Kadr:2)

Bu ayet-i kerimede “Kadir Gecesi”nin azametine ve şerefine vurgu yapılmıştır. Merağî Tefsiri’nin sahibi bu ayet-i kerimeyi tefsir sadedinde şu ifadelere yer vermiştir: “Bu ayet-i kerimede Kadir gecesinin şerefinin, (dirayet anlamında) ilimle ihata edilemeyeceğine dair bir işaret vardır. Zira onun şerefini (hakkıyla takdir ve) ihata etmek ancak âlemleri yaratan Yüce Allah’ın öğretmesiyle mümkündür.” Merağî, sözlerine şöyle devam eder: “Semavî düsturun bu gecede nazil olması sebebiyle Müslümanların bu geceyi kendileri için (vazgeçilmez bir) bayram edinmeleri onların üzerinde (yerine getirilmesi gereken) bir (görevdir) haktır.”

İbni Âşûr ise konu ile alakalı şu ifadelere yer verir: “Bu (ayet-i kerimeler) ‘dinî fazilet günlerini ve Allah’ın kendilerine nimet lütfettiği önemli günleri’ tazim etmeleri noktasında Müslümanlara bir talimattır.”

Ayet-i kerimenin tefsirine dair yorumlar genel anlamda bu yöndedir. Ancak Mâturîdî:  “Bu ayet-i kerimenin inişi teselli manası üzerindedir” şeklinde farklı bir yoruma da yer vermektedir. Bu yorumun manası şudur: Ayet-i kerime, Allah Resulü (sav) ve ashab-ı kirama moral ve teselli vermek amacıyla nazil olmuştur. Sure-i celilenin Mekke’de nazil olduğu hakikati de göz önünde bulundurulursa bunun isabetli bir yorum olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Hz. Peygamber (sav) ve Müslümanlar üzülüyorlar ve bazen endişeleniyorlardı. Yüce Allah (cc) da farklı kararların alındığı “Kadir gecesini” kendisine hatırlatarak “Ya Muhammed! Kadir gecesi nedir, bilir misin?” O gecede sen huzuru ilahiye kabul edildin, bu iş bitmiştir. Üzülme! Kaygılanma! Sen kazanıp galip geleceksin, onlar ise kaybedeceklerdir!

 Bu durum -bilâ teşbih- haydutlardan, eşkıyadan endişe duyan birisine: “Devlet nedir bilir misin, ordu ve emniyet teşkilatı nedir bilir misin?” İfadelerinde muhataba verilen moral ve teselli ifadeleri gibidir.   Hz. Peygambere (sav): “Kadir gecesi nedir bilir misin?” denirken bu işin kararı Kadir gecesinde verilmiş ve konu kapanmıştır. Tasa etmeyesin! Manasında bir mesaj verilmektedir.

“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadr:3)

Bu ayet-i kerimede ise “Kadir Gecesi”nin faziletine ve bereketine vurgu yapılmıştır. Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu ifade eden bu ayet-i kerime; aslında bu gecenin uzun yaşanan seksen üç yıllık bir ömre denk olduğunu vurgulamaktadır.  Yüce Allah her bir gecesi bin aydan daha hayırlı olan uzun bir ömür yaşamayı bizlere nasip etsin!

Neden gizli tutulmuş?

Bu soruya verilebilecek en hikmetli cevap kanaatimizce, “Ramazan ayının bütün gecelerini aynı heyecan ve hassasiyetle ihya etmek için!” şeklinde olacaktır.

Yüce Allah, duaların kabul edileceği saati Cuma gününün saatleri arasında saklamıştır ki bütün saatleri dua, ibadet ve istiğfar ile geçirelim. Ortanca namazı diğer namazlar arasında saklamıştır ki bütün namazları ortanca namaz ruhu ile ikame edelim. İsm-i A’zam’ı diğer Esmasının arasında saklamıştır ki ona bütün isimleri ile aynı tazarru ile yalvaralım, ibadet edelim. Rızasını ibadet ve iyiliklerin arasında saklamıştır ki hiçbir ibadet ve iyilik basite alınmasın, bütün itaatlere değer verilsin. Gazabını ve azabını cürüm ve isyanların arasında saklamıştır ki hiçbir cürüm basitmiş gibi algılanmasın, bütün hatalardan aynı titizlikle uzak durulsun. Evliyasını kulları arasında saklamıştır ki bütün kullarına değer verilsin, kimse horlanmasın, dışlanmasın. Feyiz ve bereketini yemeklerin arasında saklamıştır ki hiçbir nimete karşı nankörlük yapılmasın, israf yoluyla saçılıp savrulmasın. Hakeza kadir gecesini de sair geceler arasında saklamıştır ki bütün geceler kadir gecesi ruhu ile ihya edilsin.

“Melekler ve Ruh o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.” (Kadr:4)

 Mâturîdî, İbni Abbas’tan rivayet edilen farklı bir kıraate yer verir. O da “iş, durum” anlamına gelen “emrin” kelimesinin “kişi, insan, adam, birey” anlamına gelen “imriin” şeklinde okunmasıdır. Tefsir ve yorum kabilinden kabul ettiğimiz bu kıraati esas aldığımız takdirde ayet-i kerimenin anlamı şöyle olur: “Melekler ve Ruh, o gecede Rablerinin izniyle her bir kişi (her bir insan) için iner de iner.” Adeta “Kadir gecesinde ayaklarınızı bastığınız yeri toprak sanmayın!” şeklinde bir mesaj veriliyor. “Sahi olun, dikkat edin, selam alın ve rabbinize selam gönderin!” mesajı veriliyor. Sanki bu gece melekler, ayak basılacak yer bırakmamıştır.

Her bir insanın yanına melekler varıp “Tövbe et, istiğfar et!” çağrısında bulunurlar. Yüce Allah’ın “Tövbe eden yok mudur, tövbesini kabul edeyim?” fermanını okuyup duyururlar. Kısacası “Genel af var! Müracaat eden yok mudur?” duyurusunu yaparlar.
Girdikleri meclislere ve yanlarına vardıkları bireylere: “Hâlâ mı Allah'a tövbe etmezler ve O'ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Maide:74) çağrısını yaparlar.

Evet, bu gece meleklerin gecesi, bu gece meleklerin izin günüdür. Bu gece çarşı, pazar, sokak, her yer onlarındır. Melekler bu gece izinlerini dolu dolu değerlendirecekler. Arşı taşıyanlar bu gece yeryüzünü dolaşacaklar ve onaracaklar. “Arş'ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru!” (Mu’min:7)

Yeryüzündekilere özlem duyan bu mübarek varlıklar bu gece yeryüzündekilerle beraber kalırlar.  Onların arasına karışırlar.  “Melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler.” (Şuara:5) Zaten Kadr Suresi’nin dördüncü ayet-i kerimesinde “bi-izni rabbihim/rablerinin izni ile” denip “bi-emri rabbihim/ rablerinin emri ile” denmemesi, meleklerin yeryüzüne inme arzusunun olduğunu ve bunun için sadece rablerinden izin beklediklerini ifade etmektedir.

Allah Resulüne isnat edilen şöyle bir rivayet vardır: (Pişman olup tövbe eden) günahkârların iniltisi bana, tesbih eden(melek)lerin seslerinden daha sevimlidir. Melekler (birbirlerine) derler ki: Hele gelin yeryüzüne inelim, Rabbimize bizim tespih sesimizden daha sevimli olan bir sese kulak verelim!”

Kadr Suresi’nde yer alan “ruh” ifadesi hakkında “Cebrail” yorumunu yapan âlimler çoğunluğu oluşturmaktadır. Ancak bu, ölen insanların ruhu da olabilir. Zira biz “ruh”un ne olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Mâturîdî ise daha farklı bir yoruma daha yer vermektedir: “İnsanoğlu ile görevli melekler olduğu gibi buradaki ruhtan amaç da meleklerle görevli bir tür varlıktır.” Zımnen; sizi denetleyen melekler de denetim altındadır. Onları denetleyenler de…

“Fîhâ” ifadesindeki zamirin geceye dönmesi durumunda mana açıktır. Ancak “meleklere” dönmesi durumunda ayetin manası farklı olur.

 “O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (Kadr:5)

Bu ayet-i kerime “gelecek bu dinindir, karanlıklar geçicidir” intibahını oluşturuyor adeta!

Evet, “Karanlıklar bitip, aydınlık iyice belirinceye ve yerleşinceye dek melekler yeryüzüne inmeyi terk etmeyecekler. Yeryüzü sahipsiz değildir.”

 



YAZARLAR