Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Halil ÇİFTÇİ


Kadını Metalaştıran Beşeri Sistem

Yazarımız Halil Çiftçi'nin "yeni" yazısı...


Dünya’da ve özellikle ülkemizde son 20 yıl içerisinde kadınların birçok acı habere konu olduguna şahit olmaktayız. Ülkemiz, yakın zamanda küresel dünyanın hızlı değişimine ayak uydurmak bahanesi ile kadınlar üzerinde ciddi çalışmalar yürütmüştür. Bunlardan bazıları istihdama dönük iken bazıları ise sosyal hayatta kadının pozisyonunu değiştirmeye yönelikti. İlk olarak tartışacağım mesele, batının değerler sisteminden neşet eden ve bizimde imza attığımız tartışmalı İstanbul Sözleşmesi'dir. Her ne kadar muhafazakar kesime mensup kadın gruplarının ülkedeki kadın profili üzerinde oluşan kötü gidişatın sebebini bu sözleşme ile bağlantılı görse de aslında işin aslı hiç de öyle değil.

"Güçlü kadın, güçlü Türkiye" mottosu ile yola çıkanlar son zamanlarda artan kadına yönelik taciz, saldırı ve cinayetlerin sebebini bu konu üzerinden değerlendirmek istememektedirler. Güçlü kadın ne diye sorduğumuzda ilk verdikleri cevap; “ekonomik özgürlük” diyen feminist kadın savunucuları bir detayı gözden kaçırmaktadırlar. O da kainatın yegane yaratıcısı olan Allah (c.c.)Rezzak sıfatını bir kenara iterek sanki kadın olmak aç kalmak gibiymiş gibi görmelerinden kaynaklanmaktadır.

Batı toplumlarında kadının iş hayatına katılması ilerleyen süreçte bir hususiyetin es geçilmesine sebep olmuştur. O da toplumun en temel sacayaklarından biri olan aile kurumudur. Bugün bireyselliğin, hedonizmin zirve yaptığı batıda insanlar sığınacak bir liman bulamamaktadırlar. Bizde var olan aile aidiyeti bireyin sosyal hayatta yaşadığı temel problemlere karşı birlik olma ve paylaşma özelliğini ortaya koyarken birey için psikolojik bir tatmin sağlamaktadır. Ne yazık ki ülkemizde sayıları milyonlara yaklaşan çocuklarımız kreşlerde ya da gündüzbakımevlerinde hissiz ve duygusuz bir şekilde yetişmektedir. Bugün bu felsefe ile yetişen çocukların batıda 20 sene evvel gördüğümüz birey profillerine evrildiğini müşahede etmekteyiz. Artan uyuşturucu tüketimi, hazcılığın getirdiği farklı arayışlar yada çarpık ilişkilerin ahlaki değerden yoksun bir şekilde topluma yansıması bunun bir ispatı olmuştur.

Kadının 21.yüzyılda etkili olan kitle iletişim araçları vasıtasıyla özellikle kapitalizmin çarkında bir meta olduğunu görmekteyiz. Misalen televizyonda ya da internette bir ürün neden hep bir kadın tarafından tanıtıldıgı gerçeği kadının bir sunum objesi haline geldiğini ispat etmektedir. Yani bir marketten çikolata aldığımızda ya da bir gofretin tadına baktığımızda zihnimizde neden kadın objesi beliriveriyor? Hiç düşündükmü, hayır. Kapitalizmin bize sundukları sunuş biçimi ile beraber tüketimi arttıracak argümanlarla ortaya çıkmaktadır. Oysa kadın tüketime konu olabilecek bir canlı değildir. Bilakis kadın üretendir. Bu üretimi kollektif şirketlerin ya da para babalarının büyük paravan şirketlerinde değil aile kurumunu sağlam bir şekilde tesis ederek sağlayabilir. Aile kurumu içinde yaşanan belli başlı problemlerin varlıgı yadsınamaz bir gerçektir. Bu tabi süreç insanlıgın varoldugu günden beri vardır. Ülkemizdeki temel hedefi reyting avcılıgı olan bazı televizyon programlarında aile mahremiyetini hiçe sayarak afişe edilen çarpık ailevi ilişkiler toplumu temelden sarsmaktadır. Öyle ilginç ve çarpık durumlar ekranlar karşısında sunulmaktadır ki toplumun yarısı diğer yarısına karşı şüpheci bir refleks ile bakmaya başlamış durumda.Batıda ki inanç ve temel degerler belki anadoludaki insanların feraseti kadar güçlü degil, ama bu tip yayınlar sayesinde ailenin temel dinamiği olan kadınlar üzerinde yıpratma çalışması yürütülmektedir. Ekranlara yansıyan tek boyut buda değil. Kadınlar üzerinden çizilen bir imajın diğer kadınlar üzerinde duygusal bir baskı kurulduğuna şahit olmaktayız. Öyle ki televizyon dizilerinin % 90’ında kadınlar zengin muhitlerde lüks arabalarla şatafatlı bir yaşamın parçası olarak sunulmaktadır. Bu tip bir algıya maruz kalan Anadolu insanı kendini bu tip bir kadın profiline yetişebilmek adına yarışa sokmaktadır. Daha fazla çalışıp daha fazla kazanma derdine düşmeye başlayan kadınlar kendi evlatlarını bir süre sonra görmemeye başlamıştır. Batıda bu tipten bir mantalite ile hareket eden ebeveyinlerin belli bir yaştan sonra huzurevlerine iltica ettiğini belirtmekte fayda var.

Kadına yönelik, kabul edilemez şiddet olaylarının arkasında aslında "Güçlü kadın Güçlü Türkiye" mottosu yattığını söylememiz yerinde bir tespit olacaktır. Bize göre güçlü kadın Fatih Sultan Mehmedleri yetiştirebilecek terbiye ve hayayı veren, Ömer Bin Abdülaziz gibi bir halifeyi helal lokma ile besleyen, vatan dara düştüğünde cepheye mermi taşıyan Nene Hatunlardır. Bugün bu felsefe ve inancı taşıyan kadınların yarınlarda ne kadar güçlü omuzlara yaslanacağı evlatları ve vatanı olacaktır. Yoksa kadını erkekle yarıştırıp sonra kavga edecek bir dünyevi arzu hırsına sürükleyen beşeri sistemin ne kadar boş ve yıkıcı bir proje olduğunu adım adım iliklerimizde hissetmeye devam edeceğiz.



YAZARLAR