Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Beşir İSLAMOĞLU


KADER, NASİP, KISMET, İMTİHAN AYNI ŞEYLER Mİ? - (2-3)

Beşir İSLAMOĞLU;


(Bir önceki kader makalesinin devamı)

Kader, ilahi bir yasa, ilahi bir hüküm olduğu için asla değişmez. “Allah’ın sünnetinde (kaderinde, yasasında) hiçbir değişiklik göremezsiniz!” (ölüm gibi)

İnsan yaratılmadan önce (doğum yeri ve ailesi bir yana) hakkında yazılmış bir tek kader vardır; o da ölümdür. Allah, “aranızda ölümü kaderleştirdik” buyurmaktadır.  Dolayısıyla hiç kimse bu ölüm kaderinin dışına çıkamaz, “ben ölmek istemiyorum” diyemez. Böyle bir şansı ve tercihi olamaz; zira kader hükmü, değiştirilecek bir hüküm değildir.

İşte kader, zorunlu olan, hakkında tercih yapamadığımız bir hükümdür. Eğer bir hüküm bizim tercihimize bırakılmış ise, o hüküm kader değildir; çünkü sınavda olan bizler, tercihlerimizde özgür olmamız gerekir. Özgür olmayan (kader bağıyla eli kolu bağlı olan) bir insan nasıl sınava tabi tutulur!                                                     

O halde, niçin insan kader çemberine alınmak istenmiştir? Niçin attığı her adım “kader” olarak kabul edilmiştir? İnsanın elini kolunu bağlayan bir kaderi varsa, insan nasıl tercih yapacak, imtihanını nasıl verecek, kader yasasını nasıl kaldıracak!

Kur’an, iman beş esasnı zikrederken, sonradan bu iman esaslarına kader, hayır ve şer ilave edilerek sekiz’e çıkartılmıştır. Niçin Allah’ın öğrettiğini yeterli bulmuyoruz? “Resulullah ilave etti” derseniz, bu Resulullah as’a iftira olacağından daha ağır bir sorumluluk getirir.

Allah, insana akıl, irade verip hidayet yolunu göstererek onu sorumlu tutmuştur. İnsan, kendisine verilen akıl, irade ve din kadar sorumludur. Allah hiç kimseye gücünün fevkinde bir şey yüklememiştir. Hiç kimseye ve hiçbir konuda dayatmada bulunmamıştır. Verdiği kadar karşılık beklemektedir. Eğer dayatma (hakkında önceden yazılmış bir kader) olsaydı, ne hayatın, ne sınavın ne dualarımızın ve ne de cennet ve cehennemin bir anlamı olmazdı.

Bütün bunları anlamlı kılan husus, hiçbir dayatma (kader) olmadan, insanın, aklını ve iradesini kullanarak gönülden tercihte bulunmasıdır. Hayatta karşılaştığımız her bir sıkıntı ve zorluklar da tamamen bizim imtihanımızdır. Kur’an; kader, bela (imtihan), nasip, kısmet gibi kavramları ayrı ayrı anlamlarda kullanmaktadır. Bu kavramları “kader” anlamında kullanırsak büyük hatalara düşeriz.

Öyle ise, bilmeliyiz ki, başımıza gelen her olay önceden yazıldığından dolayı değildir. Biz tercih etmekteyiz, Allah takdir etmekte ve yaratmaktadır; melekleri olan Kiramen katibin de (kamerayla) bütün olup bitenleri kayıt altına almaktadırlar. Önceden bir kaderle yazılmış olsaydı, meleklerin tekrardan kayıt almasına gerek kalmazdı. Ayrıca bilelim ki önceden yazılan bir şey (kader) asla değiştirilemez. “O’nun yasalarında bir değişiklik bulamazsın” ayeti bu gerçeği açıkça vurgulamaktadır. 

Dolayısıyla bizim başarımız veya başarısızlığımız, mutluluğumuz veya mutsuzluğumuz, evliliğimiz veya bekar kalışımız, sağlıklı kalmamız veya hastalanmamız, inanan veya inkar eden bir insan olmamız, cennete veya cehenneme girmemiz… Hiç birinin kaderle ilgisi yoktur. Biz istemekteyiz (tercih etmekteyiz) Allah da var etmektedir. Bir anlamda kaderimizi yaşarken biz belirlemekteyiz. Yani, bunlar önceden yazılmamış, hepsi biz yaşarken Kiramen Katibin melekleri tarafından yazılıp kayıt altına alınmaktadır. 

Öyle ise, hiç kimse, yaptıklarını kadere yükleyemez. “Kader mahkümüyüm”, “alın yazım böyle”, “olmaz olsun bu kader” gibi ifadeler kullanarak suçunu kadere (dolayısıyla Allah’a) yükleyemez. Aksi takdirde, cehennemle yüzleşen insanların “Allah’ım! Bizim kaderimizi iyi yazsaydın, salih insanlarla beraber kılsaydın ve cennete gönderseydin bugün bu azaptan kurtulmuş olacaktık” demeleri onları haklı kılmaz mı? 

Evet, ölüm dışında Allah hiç kimseyi önceden bir kader (yasa) ile bağlı kılmamıştır. İnsanlara din öğretmiş, akıl ve irade vermiş ve bununla sorumlu tutmuştur. Akıl ve iradesini kullanamayanları zaten sorumlu tutmamıştır.

O halde, Kur’anın her bir kavramını yerli yerinde (bağlamında) kullanmalıyız. Kader kelimesini de Kur’an’da geçtiği anlamda doğru kullanmak zorundayız. Olumsuzluklarımızı kadere, yani Allah’a yükleyemeyiz. 

“Hayri ve şerri minallahi” diyerek hayrı ve şerri Allah’a ait kılamayız. Hayrı da şerri de biz istemekteyiz. İstersek hayrı (iyilik) ister, onun peşine düşeriz; istersek şerri (kötülük) ister onun peşine düşeriz. Karar tamamen bize aittir, sorumluluk da bize aittir. Hayırdan yana çaba gösterirsek, hayır görürüz; şerden yana çaba gösterirsek, şerden gözümüzü açamayız. Bu durum, Allah’ın bir kaderi, yani yasasıdır. 

Allah bizleri, sorumluluk bilinciyle hareket edenlerden kılsın…

Selam ve muhabbetlerimle… 

KADER, BELA (BLV), FİTNE, NASİP, KISMET AYNI ŞEYLER Mİ? - (3)

Kader, kısmet, nasip, bela (imtihan), fitne kavramlarını ele alırken demişti ki bu Kur’ani kavramlar -maalesef- yerli yerinde kullanılmamakta, birbirlerinin yerlerine kullanılmakta ve anlamları saptırılmaktadır.KADER, BELA (BLV), FİTNE, NASİP, KISMET AYNI ŞEYLER Mİ? (3)

Dolayısıyla Kur’an, kelime ve kavramları hangi anlamda ve bağlamda kullanıyorsa, bizler de aynı anlam ve bağlamda kullanmak zorundayız. Aksi takdirde büyük sapmalara ve açmazlara gitmiş oluruz.

Bu makalede -kader kavramından sonra- “imtihan” anlamına gelen BELA ve FİTNE kavramı üzerinde durmaya çalışacağız.

 

Bela; Kur’an’da, İMTİHAN/SINAV anlamında kullanılmaktadır.  Türkçede ise, daha çok musibet, sıkıntı, zarar ve kötülüğün karşılığı anlamında kullanılmaktadır.

Rahman olan Allah, hayatın bir gereği olarak insanları bir takım şeylerle imtihan etmektedir. Mesela Bakara suresi 155. ayette “bela” (nebluvennekum) kelimesi şu anlamda kullanılmıştır:

“And olsun sizi bir takım korkularla, açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele. (Bakara 155)

Başka bir ayette; “Mallarınız ve canlarınızla mutlaka sınanacaksınız…” (Al-i İmran 186) 

“Biz sizi aranızdan zorluklara sabrederek Allah yolunda savaşanları ayırt edinceye kadar mutlaka sınayacağız” buyrulmaktadır. (Muhammed 31)

Hayat, tamamen sınavdan ibarettir. Allah, kimlerin sınavı kazanacağını, kimlerin de kaybedeceğini ortaya çıkarmak için hayatı, sonra sınavın karşılığını görmek için ölümü/ahiret hayatını var etmiştir. Bu gerçeği şu ayetle dile getirmektedir:

 

“Hanginizin daha iyi amel işleyeceğini sınamak için hayatı ve ölümü yaratan odur…” (Mülk 2)

Yine başka bir ayette; “Her canlı ölümlüdür. Sizi sınamak için iyilik ve kötülükle yüz yüze getiriyoruz. Sonunda hepiniz biz döneceksiniz.”  (Enbiya 35)

 “Biz yeryüzündeki her şeye kendine özgü bir güzellik verdik. İnsanların hangisinin güzel ameller işleyeceğini sınamak için yaptık.” (Kehf 7) 

Bu dünya hayatı bir yarıştır. Yarışı kazananlar mutlaka ödüllendirileceklerdir. “Allah, size verdiği nimetlerle sizi sınamak ister. O halde hayırda yarışın…” (Maide 48)

 

İnsan, imtihanda olduğunu unutmamalıdır. Allah kendisine çokça ikram ettiğinde de kıstığında da sınavda olduğunun bilincinde olmalı ve haline şükretmelidir.

“İnsan oğlu böyledir işte: Ne zaman Rabbi onu sınamak için kendisine ikramda bulunup nimete boğsa, bunun bir imtihan olduğunu unutup “Rabbim bana ikram etti” diye sevinir. 

Aynı şekilde Rabbi onu sınamak amacıyla rızkını daraltsa, bu kez de “Rabbim bana ihanet etti” diye yakınır.” (Fecr 15,16)

 

Görüldüğü gibi Kur’an’da, BELA ve türevlerinin geçtiği bütün ayetler, imtihan/sınav anlamında kullanılmaktadır. Allah bizlere doğru yolu göstermiş, bu yolda yürümemizi istemektedir; ancak canlarımızla, mallarımızla, çocuklarımızla, nimetlerle, rızıkla, zorluklarla, iyilik ve kötülüklerle imtihan olmaktayız. Allah’a tevekkül ederek sınavı başaranlar kazanacak, isyan edip dökülenler kaybedecektir. 

FİTNE:

Bela kelimesine yakın olan bir kavram da fitnedir. Fitne, Kur’an’da imtihan/sınav, müsibet, zulüm, sıkıntı, zorluk anlamında kullanılmaktadır. Türkçede ise, arabozucu, kışkırtıcı, kargaşa, huzursuzluk gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

Aziz olan Allah, fitne (FTN) kelimesini hangi anlamda kullanıyorsa, bizim de aynı anlamda kullanmamız gerekir. Şimdi “fitne” kelimesinin geçtiği birkaç ayete bakalım.

 

“Şayet onlar, Allah’ın indirdiği hükümlerden yüz çevirirlerse, Allah onların başına bela/musibet getirecektir…” Maide 49)

 

“İnsanlar sadece iman ettik” demekle sınanmadan salıvereceklerini mi sanıyorlar. Biz daha önceki kuşakları da sınamıştık. Allah, dürüst olanları da yalancıları da ortaya çıkaracaktır.” (Ankebut 2,3)

 

“Fitne ölümden beterdir. Fitne (zulüm ve baskılar) kalkıp, insanlar Allah’a özgürce kulluk edinceye kadar onlarla mücadele edin. Vazgeçerlerse, siz de vazgeçin.” (Bakara 191)

 

“Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir fitnedir (imtihandır). Büyük mükafat ise, Allah katındadır.” (Enfal 28)

 

“Şeytanın fitne sebebi olması, kalplerinde hastalık ve katı kalpli olanları sınamak içindir. Şeytana uyup da kendine yazık edenler, kesinlikle derin bir açmaz içerisindedirler.” (Hac 53)

 

Görüldüğü gibi fitne ile bela kelimeleri Kur’an’da yakın anlamlarda kullanılmıştır. Her iki kavramın da kader kavramıyla bir yakınlığı yoktur. 

Kader, Allah’ın kainata yerleştirdiği değişmeyen sistemin adıdır ve insan ile ilgisi yoktur; zira insan irade ve sorumlu bir varlıktır.

Bela ve fitne ise tamamen insanla ilgili kavramlardır; zira insan, imtihan olmak üzere yaratılmıştır. İnsan hayatı boyunca çeşitli olumsuzluklarla (sıkıntılarla, yokluklarla, kötülüklerle) karşılaşabilir; bu onun sınavıdır. 

Yine insan, olumlu anlamda varlıkla, nimetlerle, iyiliklerle de denenmiş olabilir; bu da onun sınavıdır. 

Biz insanlar bilmeliyiz ki ister olumlu (hayır), ister olumsuz (şer) durumla karşılaşalım, her iki durum da bizim sınavımızdır. Sınavı nasıl kazanacağımıza bakmamız gerekir.

 

Şunu da unutmayalım ki hayır ve şer, bizim niyet ve çabalarımıza bağlıdır. Bizim fikrimiz ne ise, zikrimiz de odur. Çabamız ne ise akibetimiz de öyle olacaktır. 

Savaş ve barış, hayat ve ölüm, açlık ve tokluk, mutluluk ve sefalet, iyilik ve kötülük, yani olumlu olumsuz her ne ile karşılaşıyorsak, “kendi ellerimizle” yaptıklarımızdır. Bütünü insan eseridir. Allah asla bizler için “şer” dilemez. Şer ile karşılaşıyorsak, bilelim ki o şerre ortam hazırlayanlar yine bizleriz.

Öyle ise, bütün niyet ve çabamız Allah’ın mesajlarına kulak verip gereğini yerine getirmek olmalıdır. Aksi takdirde kazananlardan olamayız.    

“Fitne (musibet ve bela) geldiği vakit, sadece zalim olanlara dokunmakla kalmaz. Öyle ise, fitneye karşı sakının (tedbir alınız).” (Enfal 25)

Selam ve muhabbetlerimle… Beşir İSLAMOĞLU 01.03.20

 (Devam edecek…)

 (Devam edecek…)



YAZARLAR