Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyit Ahmet UZUN


İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VEYA AİLENİN YOKOLUŞU 2

Seyit Ahmet Uzun'un yazısı;


Evet kadınların daha aşağı olması düşüncesine karşı çıkan sözleşme kadının daha üstün olması gerektiğini söyleyerek GÜÇLÜ KADIN, ZAYIF ERKEK projesini gündeme taşımaktadır. Böylece reddettiği cinsiyetler arası farklığı hayata kadından taraf kendisi taşımaktadır.   Madde 6 da; "Kadınların güçlendirilmesine ilişkin politikalarını yaygınlaştıracak ve etkili bir biçimde uygulayacaklardır." Bu düşünce Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine aykırıdır. Çünkü bir cinsin diğerine üstünlüğü esası üzerine kurulmaktadır. Bir Müslüman olarak beşerin ortaya koyduğu yaklaşımdan ziyade yaratanın ilkesini benimsemek en doğal görevimdir. Kadınların erkekler karşısında güçlendirilmesi ben, tarihin sayfaları arasına götürmektedir.

Bu bana, Firavunun İsrail oğullarına uyguladığı erkekleri öldürüp kadınlarını sağ bıraktığı bir siyaseti hatırlatmaktadır. Firavun İsrail kadınlarına çok değer verdiği için değil onları köleleştirmek için sağ bırakmaktadır. Kadın kime karşı güçlendirilecek? Erkekleri potansiyel birer katil, canavar, insan azmanı gibi görüp onlara karşı mı güçlendirilmesi gerekecek? Burada konu müphem bırakılmış. 

Peki kadının kadına şiddeti veya kadının psikolojik şiddetine karşı erkeğin güçlendirilmesiyle ilgili bir çalışma var mı? 

Günümüzde güçlendirilen kadın, daha çok kapitalizmin azgın dişleri olarak reklam sektörünün renkli ve cazibeli köleleri durumuna indirgenmektedir. Ve kadının kişiliğinin değil dişiliğinin sergilendiği bu yaklaşıma sözde kadın dernekleri ses çıkarmamaktadır.

22.Maddenin 5. Fıkrasında ise;  Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir." Diyerek aslında bu sözleşme kapsamındaki bütün eylemlerle birlikte cinsel  yönelimlere karşı girişilecek yaklaşımlar şiddet olarak değerlendirilecektir. Özellikle seçilen kelimeler toplumun bam teli diyebileceğimiz kavramlardır. Namus, din, gelenek bu toplum için önemli değerlerdir. Bunların şiddet vesilesi olarak kullanılmaması istenmektedir. Sanki din, namus, gelenek gibi kavramlar sürekli şiddet dayatıyormuş gibi bir algı oluşturulmaktadır. Dr. Mücahit Gültekin Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini uygulayan toplumlarda kadınlara yönelik şiddetin daha fazla olduğunu verilerle ortaya koyarken şunu vurguluyordu; "Bu proje toplumda kadına şiddeti önlemiyor."

Toplumda yanlış anlaşılan bazı konulardan dolayı bu değerlerin şiddet odağı olarak algı oluşturulmasını doğru bulmamaktayım. 

Evet bir insana, kimliği ne olursa olsun şiddet uygulamak tasvip edilecek bir davranış değildir. Ama bu sözleşmenin dayattığı; her türlü cinsel eğilimlerin dayatılmasını ve taraflı üstünlük dayatmasını kabul etmemizde söz konusu değildir. Aslında İstanbul sözleşmesinin kadına ve dahası her türlü insana yapılmasının engellenmesini istediği şiddet, İslam düşüncesinde de şiddetle yasaklanmaktadır. Ancak farklı olunan husus, İslam eşcinsel yönelimleri, zinayı, evlilik dışı birliktelikleri, doğru bulmadığıdır. Ve İslam kadına annelik görevini, erkeğe babalık görevini verip onu bu sorumluluğunu yerine getirecek şekilde güçlü görmektedir. 

J.J. Rousseau Emile adlı eserinde "En Önemli eğitim ilk eğitimdir. Ve bu eğitimi vermek hiç kuşkusuz kadınlara düşer. Eğer doğanın yaratıcısı bunun erkeklere düşmesini istemiş olsaydı, onlara çocukları beslemek için sütte sağlamış olacaktı." 

Aklın yolu birdir. İnsan doğası gereği kadınlar anneliği yaşamak ister. Ancak Kur'an'ın belirttiği gibi şeytan, insanın yaratılışını değiştirme fikrini insanlara vererek arzı ifsat etmeye çalışacaktır. İstanbul sözleşmesi kadını anneliğinden koparıp, kapitalizmin çarklarında bir tüketen ve tüketim çılgınlığının bir nesnesine dönüştürmek istemektedir. Kadının çalışması, hayatın içinde olması tabi ki yadsınamaz ve çalışan kadınlarımızı olumsuz olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Bu sözleşmede en çok insanın cinsel yönelimlerinin insanın doğasını ifsada yönelik olduğunun ve evlilik dışı birliktelikleri doğal karşılamanın aileye büyük zarar vereceğinin altını çizerek, hayatın kadın erkek rekabeti gibi değerlendirilmesini, din ve namus gibi kavramların olumsuzluklara müsebbibi gösterilmesini doğru bulmamaktayım. Ve bununla birlikte bu sözleşmenin toplumların kutsalına hakarete vesile olarak algılanmasına zemin hazırlayabileceğini Ankara Barosunun açıklamasında görmüş olduk.  Yoksa sözleşmede belirtilen insana yönelik şiddete karşı duruşu noktasında ortak kanaatte olduğumu belirtirim.

Yaratanın, insanın doğasına yerleştirdiği kurguyu İstanbul Sözleşmesi değiştirmek istemektedir. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi cinsel eğilimleri, yönelimleri meşrulaştırmak cinselliği toplu imha silahına dönüştürmektedir. Bunun içinde kutsal kitabımız bu eylemi çirkin, hayasız ve kötü olarak değerlendirmiştir. Çünkü bu eylem tohumun çorak arazilere ekilmesi ce neslin helak edilmesi anlamına gelmektedir. 

 

Ne zaman düzeliriz? Hayatın sadece yeme, eğlenme ve cinsellikten ibaret olmadığını fark ettiğimizde düzeliriz.

 



YAZARLAR