Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyit Ahmet UZUN


İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VEYA AİLENİN YOKOLUŞU 1

Seyit Ahmet Uzun'un Yazısı;


"Her dünya görüşü, ideoloji ve din kendi anlayışına uygun insan tipolojisi oluşturmanın esaslarını ortaya koyar." 

Daha önce deizm'le ilgili yazdığım bir yazıya bu cümleyle giriş yapmıştım. Evet her dünya görüşü kendisine göre bir insan topolojisinin temellerini atmak için sosyal, iktisadi, itikadi, ahlaki ilkeler belirler. Bu ilkeler doğrultusunda yaşamaları için de eğitim, medya, sivil toplum kuruluşlarını organize ederek bu anlayışı güçlendirmek isterler. Bu şekilde kendilerine inanan insanları yetiştirmeye çalışırlar. Bir materyalist doktrine inanan insan ile liberalist görüşün insanları hayata aynı pencereden bakmaz. İslam ise bu iki görüşünde perspektifinden de hayatı yorumlamaz. Yani her ideoloji ve dünya görüşünün yaşam tarzı farklıdır.

Bu giriş cümlelerinden sonra İslam’ın nasıl bir insan yetiştirmek istediği ayrı bir yazının inceleme alanına gireceği için biz burada kısaca İslam’ın aile bireyleriyle ilgili nasıl bir rol model oluşturmak istediğine bakacağız.  

Erkeğin üstünlüğünü eksene alan, anne baba olarak kadına ve erkeğe rol biçen, cinsel sapma olarak değerlendirdiği tüm eğilimleri çirkin ve kabul edilemez bulan, ailenin ekonomik  sorumluluğunun aile reisi olarak babada olduğunu kabul eden, çocuklarının eğitiminden her iki ebeveyni sorumlu tutan, her birinin kendi cinsiyetlerine göre hakları ve sorumlulukları olduğunu kabul eden bir tipoloji ortaya koymaktadır. Bununla birlikte evlilik dışı birliktelikleri zina olarak değerlendirip yaklaşılmasının bile yasaklandığı tehlikeli bir alan gören bireyler yetiştirmek istemektedir. 

Aynı zamanda haksızlığı, bir cinsin diğerine şiddet ve zulüm olacak her türlü davranışı da yasaklamaktadır. 

Kadın ve erkeğin birlikteliğini/cinselliğini neslin devamı için önemli bir eylem olarak görmektedir. Eşler arasındaki sevgiyi, cinsel cazibeyi ve birlikteliği helal dairesindeki mutluluk ve haz olarak değerlendirmektedir. Ve bu olması gereken bir unsurdur.

Çünkü cinselliğin ötelendiği bir aile olmaz.

Olursa bu sefer Allah'ın hoşlanmadığı helalin (boşanmanın) veya sağlam bir inanç yoksa ihanetin ve sadakatsizliğin önü açılmış olur. Ve bu özellikle ihanet ve sadakatsizlik İslam’ın inşa etmeye çalıştığı bir İNSAN tipolojinde karşılık bulamayacak bir hayasızlıktır. 

Tabi bunun yanı sıra birlikteliklerin devam edemeyeceği durumlarda iki tarafında birbirine haksızlık yapmadan ayrılabileceğini de belirtmektedir. Yani kimse kimsenin kölesi değildir. Sevginin, anlayışın, hoşgörünün bittiği durumlarda hakeme başvurarak bir çıkış yolu aranabilir.   

İşte bu bağlamda İstanbul sözleşmesini ele alabiliriz. İlk önce şunu söylemekte fayda var;

Düz bir mantıkla  hiçbir eleştirel yaklaşıma tabi tutmadan, İnanç, gelenek, milli ve manevi değer  eksenli bir bakış açısıyla değerlendirmediğin zaman altına imza atabileceğin bir metin olarak görülebilir. Kadına şiddet ve istismarın  önlenmesini esas alan bir sözleşmeye kim itiraz erebilir ki?

Ama metnin aralarındaki birkaç maddeyi eleştirel bir bakış acısına tabi tuttuğumuzda İslam’ın benimseyemeyeceği bir İNSAN ve AİLE Kurumu öngördüğünü fark edebiliriz. 

Ankara Barosunun eleştirel olarak ortaya koyduğu basın açıklamasında farklı cinsel yönelimlere prim veren ve bununla birlikte anayasal bir dayanağı oluşturulan üçüncü maddeyi nasıl anlamamız gerekecektir. 4. Maddenin 3. Fıkrası gereği cinsel yönelimlerle ilgili ayrımcılık yapılmayacaktır. Yani insanların cinsel yönetimlerine karşı koruyucu bir alan oluşturulacaktır. 

"Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal

veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelimtoplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir."

12.Maddenin 1. Fıkrasına baktığımızda ise yerleşik aile yapısına karşı geleneği, töreyi diğer uygulamalar diyerek dinî uygulamaların kökünü kazımaya yönelik bir çalışmanın içinde olunacağı söylenmektedir. Anne baba davranış kalıpları kaldırılıp yerine birinci ebeveyn ikinci ebeveyn anlayışı yerleştirilmesi öngörülmektedir. Klişeleşmiş kadın erkek rolüne karşı bir sözleşme. 

"Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır."

Her toplumsal yapı bir dönüşüm içinde bir takım yozluklara hedef olabilir. Bu yozlukların giderilmesi için ıslah çalışmaları tabi gerekir ama bunu yaparken ailenin temeline dinamit koyacak çalışmalara da prim verilmemeli diye düşünüyorum. 

Bugüne kadar bu kesim vardı ama özellikle kutsal değerler saldırı alanına girince çoğunluğu Müslüman olan halk doğal olarak bir tepki geliştirmişti.

Konuya diğer yazımızda devam edeceğiz.

Toplum ne zaman düzelir? Değerlerine sahip çıkıp, değersizliklerden uzaklaştığında düzelir.



YAZARLAR