Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



F. Yılmaz ALTUNÖZ


İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE ŞEYTANI ÖLDÜRMEK

F. Yılmaz ALTUNÖZ'ün yeni yazısı;


 

 

Birlik Vakfı’nın bir şubesine 2019 yılının son ayında konuşmacı olarak davet edilmiştim. Daveti kabul ettim ve gittim. Konferansımın konusu aynı zamanda bana ait olan bir kitabımın adıydı “İmtihanın adı Yusuf ile Züleyha.” Konuşmamın sonunda soruları cevaplandırdım. O sorulardan biri mesleği avukat olan birine aitti “İstanbul Sözleşmesini nasıl yorumluyorsunuz?”

“İstanbul Sözleşmesi” dünyada ciddi anlamda var olan kadına şiddeti önleme adına kabul edildiği ifade edilmektedir. Ancak bu sözleşme yalnızca kadına şiddeti önlemeyi içermiyor. Bununla beraber yeni bir cinsiyet tanımlaması yapıyor. Ayrıca var olan kadın ve erkek tanımlamalarının yerine, yani din, gelenek ve kültürümüze aykırı amir/yaptırımcı hükümler barındırıyor. Üstelik sözleşme, ideolojik açıdan şiddetin tek kaynağını cinsi farklılıklara dayandırıyor ve esasen bu farklılıklara karşı savaş açıyor.

Makaleme “İstanbul Sözleşmesinin” maddelerini hukuki ve ahlaki yönden konu edinmeyeceğim. Görünen köy kılavuz istemez. Konuya ideolojik olarak ta yaklaşmadım/yaklaşmayacağım. Ülkemizde ya da yeryüzünde şiddet yalnızca kadına karşı yapılmıyor; zayıfa karşı yapılıyor. Gücü eline geçiren ahlak ve ahiret bilinci yoksunu herkes kendinden güçsüz olana karşı şiddet uyguluyor. Şiddet alanı yalnızca evler de değil. Hayvanlar, bitkiler ve çevre dâhil. Yalnızca insan değil. Üstelik şiddet yalnızca fiziki de değil ki! Dilimize son yıllarda giren Mobbing kavramı ile ifade edilirse, psikolojik baskı olarak nitelendireceğimiz “psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamlarına gelir.” Şiddetin önlenmesi adına her türlü hukuki yaptırımlar, yasal düzenlemeler ve eğitim, kültürel tedbirler alınmalıdır. Bir Müslüman şiddetten yana asla olamaz. Kimden gelirse gelsin ve kime/neye karşı yapılırsa yapılsın şiddetin karşısındadır. Şiddetin önlenmesi adına yapılan yasa/sözleşmeler yeni bir şiddette kapı aralamamalıdır. Bu açıdan “İstanbul Sözleşmesi” din, ahlak ve kültürel değerlerimiz göz önüne alınarak yeniden düzenlenmelidir.

“İstanbul Sözleşmesi” aile içi kavgaları önleyemediği ve kadına şiddeti engelleyemediği bir gerçektir. Bununla birlikte şiddeti ve boşanmaları tetiklediği görülmektedir. Dolayısıyla bu sözleşme acilen gözden geçirilmelidir. Yalnızca sözleşme yanlıları ve karşıtları arasında var olan kamplaşma değil; sözleşmeye karşı olan İslami/muhafazakâr kesim arasında baş gösteren ve hiç de hoş olmayan bölünmeye son verilmelidir. Bu arada sözleşme karşıtları arasında var olan ifade tarzlarının ve söylemlerin; hiç de İslami ve ahlaki olmadığını söylemeliyim.

Konferansta muhatabımın sorusunu şöyle cevaplamıştım “bu İstanbul Sözleşmesi’nden önce; bizim evlerimiz, çocuklarımız, eşlerimiz, karı ve kocalarımız vardı. Aile ilişkilerine yönelik İslami hükümlerimiz vardı. Dini, kültürel, gelenek ve adet kodlarımız vardı. Biz evliliğimizi ve insani ilişkilerimizin kurallarını kendi kadim değerlerimiz üzerine kurduk. Batının değerleri üzerine değil. Üstelik batının ifsat edici girişimleri İstanbul Sözleşmesi’nden önce de vardı. Aile yapımıza yönelik her türlü saldırılar mevcuttu. Aile sorunlarımız da söz konusuydu. Ancak biz bu sorunları çözmede başarılı ol(a)madık! Çünkü inanç değerlerimize bağlı kal(a)madık. İnanç değerlerimize göre bir nesil yetiştir(e)medik. Kız ve oğlan yetiştir(e)medik. Gelin ve damat adayı bul(a)madık. Evlilik yap(a)madık. Sosyal hatayı inşa etmedik. Şimdi de kalktık tüm sorunları “İstanbul Sözleşmesine” yükledik. Bu ahlaki ve adil bir yaklaşım değil!

Bu sözleşme milli değerlerimize aykırı. Tamam. Ancak Müslümanların kendi başarısızlıklarını örtmek için söz konusu sözleşmeyi mazeret olarak ileri sürmeleri kabul edilemez. Bir örnekle ifade edeyim; Şeytan günah fabrikasıdır. Varlığı günah, suç ve isyan üzerine kuruludur. Şeytanı öldüremezsiniz ama hareket alanını sınırlayabilirsiniz. Etkisini en aza indirebilirsiniz. Şimdi söz konusu yasa satırlardan çıkıp evinize/evliliğinize müdahale edebiliyor mu? Hayır. Öyleyse! Yapmamız gerekenleri yapmalıyız.”

Firavun egemen diye Musa, Nemrut egemen diye İbrahim alanları terk etmedi; mazeretlerin arkasına saklanmadılar.

Şeytanı öldürmek mümkün değil!

 



YAZARLAR