Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


İŞLEVE TAKILMA VE ZİHİNSEL SET

Yazarımız Aziz Darıcı'nın "yeni" yazısı...


İnsan tekrara düşer mi? Sorusu çok sık sorulmaktadır. “Tarih tekerrürden ibarettir.”  sözünü söyleyenlerin sözünü eğer doğru kabul edeceksek; cevabımız "evet" olacaktır. (Bu tezi doğrulacak birçok dönemimiz de var) Bu cümle daha önce yaşanmış bir olay, durum ya da olgunun şimdi ve gelecekte tekrar yaşanabileceği anlamına gelmektedir. Özellikle üzerinde konuşulan olmuş bir olayda, kişiler geçmişte benzer yaşanmış olayları örnek vererek; aynı durumun tekrarlandığını kastedebilir. "Tekerrür" kelimesi, dilimize Arapçadan geçmiş bir kelimedir. Zaten sözlük anlamı tekrar etme, yineleme anlamına gelir.

İnsanın tekrara düşmesi hata mıdır? Bununla neyi kastettiğimize bağlı olarak cevabımız değişecektir. Değişmeyen tek şey eğer değişimin kendisiyse bizim aynı şeye-duruma tekrar tekrar düşmemiz akleden bir toplum için söz konusu olmaması gerektiğini düşünürüz. İnsan hata yapar, yanlışa düşer. Hadi biraz daha sınırları zorlayalım yiğidin hakkı üç olsun ama sürekli yapılan hataların tekrarı bizi başka bir şey düşünmememize sevk etmektedir. Eğer bunu konuşmayacaksak o zaman ilerlemenin, yol almanın, yola koyulmanın anlamına dair ciddi şüphelerimiz doğacaktır.

İlahi kelamın "Asra yemin olsun ki insan ziyandadır, hüsrandadır. İman edenler, birbirlerini hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna." uyarısı aslında tekrara düşen ve bulunduğu zeminde sabit kalmayı görev addedenlerin bakış açısına bir göndermedir. Zamanın ruhundan mülhem yeni fikirlere insan kapısını daima açık tutmalıdır. Yeni yorumlara kulak kesilmelidir. Yeni bir metodoloji, epistemoloji üzerinde ciddi okuma, araştırma yapmalıdır. Bunun içinde cesaretle de yol almalıdır. Geçmişin şablonlarına, hikayelerine, kısıtlamalarına, olumsuz-işlevsiz kavram tanımlamalarına takılarak, "Biz atalarımızdan böyle gördük", "Bizim anlayışımız bunu gerektirir", "Bizi böyle bilsinler" gibi klişe sözlerin hayatın yenilenme talebine karşı direnci artık daha fazla kalmamıştır. Bu durumda olanların yıkılmaya, muhafazakarlaşmaya, ötekileştirmeye, yabancılaşmaya ya da taassuplaşmaya giden bir kısır döngünün içinde kendisinin ifade edeceği aşikardır.

Zaten bunun içindir ki İslam coğrafyasının son iki yüzyılı tekrara düşmüş, hem kendisiyle hem de doğal düşman olarak bildiği Batı düşüncesiyle mücadelesinde ciddi bir hesaplaşma, eleştirme, helalleşme yapamamıştır. Anlamsız toptancı reddiyeçilik ya da aşırı kutsama şeklinde geçen yüzyıllar, bizi herhangi bir medeniyet seviyeye taşımamış; bilakis kadim değerlerimizden kopuk, kendi içinde debelenen, bu debelenmenin yarattığı keşmekeşin içinde yorgun savaşçılara dönüşmüşüz.  Tekrarın diğer ifadesi olan taklitçilik belası eski kült gelenekselcilikle ve yeni kült modernizmle arasında mekik dokuyan İslam coğrafyası, anlamsız gurur ile aşağılık kompleksinin yarattığı gerilimi aşıp ta bir türlü özgüvene dönüştürememiştir. Toplumsal alanda yaşanılan krizler aslında sorunlara yaklaşım biçimlerimizi sorgulamamız gerektiğini, sorunları çözme becerisinin yeterliliğini sınamamızın zamanın geldiğini, sorunları çözerken kullandığımız yöntem ve teknikleri kritik etmemiz gerektiğini bizlere söylemektedir.

Sorunları çözerken yaklaşım biçimimiz öğrenilen bilginin, uygulama alanı içindeki çıktısına bakarak anlamaya çalışırız. Buda daha çok geleneksel eğitim, deneme yanılma yöntemi, kişide bulunan bilişsel bilginin kapasitesiyle, daha doğrusu öğrenilmiş çaresizlik sendromuyla ilgilidir. Haliyle bu yöntemlerin ürünü olan hayat tekrar edilen, kişilerde dejavu yaratan, hayatı sıkılganlık-bıkkınlık arasında geçiren bir hikayeye dönüştürmektedir. Yıkık bahçe duvarının yıkılma sebebini araştırmadan, kafa yormadan geleneksel yöntemle her bahar karın erimesiyle üşünmeden tekrar tekrar onaran adam; bizim "tekrara düşmek" kavramını anlamlandırmakta ve toplumsal krizlerin devamlılığının sebebine ışık tutmaktadır.

 "Tekrara düşmek" tabirini, şablon ve kalıplar ifade bulması doğru bir tanımlamadır. Özellikle değişim ve dönüşüme kapalı kişi ve ortamlarda sık rastlanılan bir durumdur.  Psikolojide kullanılan iki kavramsal tanımlama, bizim neden tekrara düştüğümüz ışık tutacaktır.  Bunlar "İşleve takılma ve Zihinsel Set"tir. İşleve takılma bir objenin hep kullanıldığı gibi kullanılacağını-kullanılabileceğini düşünmektir. Bu durum olası, olması gereken ve alternatif kullanımlar için düşünmeyi engellemektedir. Zihinsel set eski problem çözme örüntülerin devam etme eğilimidir. Zihinsel set hem algıları hem de problem çözme örüntülerini etkiler.

Bizim gördüğümüz ortamlarımız bu iki kavramın içini dolduran insanlarla doludur. Değişim ve dönüşüm, yeni fikirler, farklılıklar, yeni yöntem ve teknikler, yeni bir bilgi, kendisinden daha çok bilen biri, kendisinden daha çok çalışan bir kişi, kendisinden daha çok ilgi gören birileri onlar için açık-kapalı bir tehdit algısındadır. Sorunlara yaklaşım tarzları, olaylara bakış açısı hep tekrar edilen olduğundan; sonuç istenilen düzeyde gerçekleşmediğinde gerilim artmakta, kullanılan dil ve üslup rahmet-merhamet ekseninden kin ve nefretle örülmüş dilsel-davranışsal yaklaşıma bırakmaktadır.

Yeni derken kasıtlı olarak sunulan "olumsuz" obje çıkarımı, aslında yine şleve takılma ve Zihinsel Set" kavramlarına takılıp kalmayla ilgilidir. Ey iman edenler iman edin düsturu sürekli bir bilince vurgunun yanında, sürekli bir değişim talebini ve yenilenmeyi de ifade etmektedir. Çünkü kendi yatağında akan su, bir saniye sonra aynı suyu akıtmamaktadır. Güneş üstümüze doğuyor ama her gün yeniden doğan bir güneşe merhaba deriz. Günler hep aynı günler, mevsimler hep aynı mevsim değildir. Hepsi yaratıcı olan Allah tarafından her an yeniden yaratılmaktadır. İnsanın kendisi bile bir önceki günün, bir önceki seninin "ben"i değildir. Hücrelerimiz her gün, her yıl yenilenmektedir. O yüzden fiziksel olarak değişiyor-gelişiyoruz ve yenileniyoruz.

Anlayacağınız yeni umutlar için, yeniden dirilmek için yeniden doğmak gerekir. Bunu da ancak hikmetin peşinde, irfanın dizinde, edebin ocağında, ahlakın güzelliğinde kendisini bulanlar ile imanın lezzetini tadanlar ve hayatın değişimine-dönüşümüne tanıklık edenlerle, "işleve takılma ve zihinsel set"ten gibi psikolojik-sosyolojik vaziyetten sıyrılmış,  tekrara düşmeden hayatlarını  aktif ve canlı kılanlara nasip olacaktır. Onlardan olmak duasıyla. Vesselam...



YAZARLAR